KOMŞU KÜLÜ NEREDE?
“Komşunun beş aylık evli kızı boşandı. Neden diye sordum. Kız, iki haftada bir ailesinin yanına geliyormuş. Kocası da ailene git, ama akrabalarına gidersen haberim olsun, diyormuş.
Özgürlüğü kısıtlanıyormuş. Kız şimdi AB202 markette kasiyer. İzinsiz tuvalete bile gidemiyor.”
Haziran 2024’te yapılan sosyal medya paylaşımlarından birini okudunuz.
İki paragraflık bu savunma vezinli paylaşımı yapan insanlarımız, muhalif bildiklerine, komşularının kızı üzerinden kendilerini anlatmaktadırlar.
20’li yaşlarda iseler, tüm yaşlarını AKP iktidarında almışlardır. Köylerinin bağlı olduğu ve bahsi geçtiğinde şehir diye anlatılan kasabayı henüz görmeyen çocuklarımızdır bunlar.
30’lu yaşlarda olanlar ilkokullarını bitirdiklerinde, 40’lı yaşlarda olanlar üniversiteli olmak hayaline daldıklarında, kendilerine “İttifakçı ve dindar” etiketli hazırlayanları tanıdılar.
50 üzeri yaşlıların tesadüfen bir araya geldiklerinde susmaları, hele hele aktüel olayları hiç konuşmamaları, yerin kulağı var inançlarından, yahut beraber yürümek yorgunluklarından kaynaklanabilir. Lakin bu halleri sosyal medya paylaşımcısı olmalarına engel sayılmayacağından, malzemelerini, komşu kızlarını takipten çıkarırlar ve bilgi sunumu yaparlar; örneğimizde olduğu gibi.
“Komşusu aç iken” diye başlayan hadisi şerifler ve “Ev alma, komşu al” gibi deyimlerle eğitilmiş, birlikte yaşama kültürü oluşturmuş insanlardan, vazifelerini bir kenara koymuş ya da öyle olmaktan vazgeçtiklerini ilan etmişlerden birisi, daha ilk cümlesinde kendini aklarken, iktidarın zafer payına da vurgu yapmakta.
Komşumuzun kızı boşanmış, duydum demiyor; boşandı diyor, yakın tanık edasıyla.
Başka bir ihtimal çağrıştırılmadığından, tahminimizce hayatı, mevcut iktidarın hakimiyetindeki yıllarda ve sahiplenilen yüzyılın ilk çeyreğinde geçmiş komşu kızını, hatalı ve öteki pozisyonunda anlatan bu sosyal medya paylaşımının ilk paragrafındaki istihzanın, idarenin zaferine işareti de fark edilsin.
İktidar, komşu aileden sorumlu değil.
İktidar, komşu ailenin kızının eğitiminden, sosyalliğinden, evliliğinden sorumlu değil. Üç çocuk siparişi vermek hesabı başka.
İktidar, boşanmalardan ve sebeplerini ortadan kaldırmalardan sorumlu değil. Aile Bakanlığının olması, komşu kızının lehine yorumlanamaz.
Canhıraş savunmacı paylaşımcı, ikinci paragrafın ikinci cümlesinde iktidarın sorumlu olduğu alanı açıklıyor: Boşanmış komşu kızını iş sahibi yapmak.
“Kız şimdi AB 202 markette kasiyer.”
Adını şifreli yazdığımız market, Sayın Erdoğan’ın Başbakan iken bir nutkunda kapattık dediği bakkalların azmanı bir işyeridir.
Öğrendiği kadarıyla boşanma gerekçesini hafifseyen, kabul etmeyen sosyal medya paylaşımcısının “Kız” dediği, komşunun boşanmış çocuğuna akademik unvan alayı ile yazılmış “Kasiyer” sıfatının akıllara düşürdüğü ise, iktidarın en önemli icraatının marketlerce de benimsenmesidir.
“İtibardan, tasarruf olmaz!”
Bir market ne yaparsa veya ne yaptığında itibarını korumuş olur, sorusunun cevabını, büyümelerini çoğalmalarını iktidara borçlu marketleri de savunmak görevlisi paylaşımcı, son cümlesinde veriyor:
“İzinsiz tuvalete bile gidemiyor!”
Daha fazla özgürlük vaadi ve yasakları yok etme sözüyle gelmiş bir iktidarın, rakibi saydığı bakkalları kapattırarak koruyup kolladığı bir kurumun, yani marketlerin, çalışanlarına layık gördüğü ve uyguladığı muamelenin insaniliğinden şüpheli paylaşımcımızın “Oh olsun” sevincine katlanmak, muhaliflere biçilen ceza olsa gerek.
Bir başka paylaşımdaki Aşık Sümmani’nin “Ben razı değilem hicrana gama” şiirinin “Tez ulaşam dost bağında talan var” son mısraını okuyunca, dost bağındaki talanlardan rahatsız olmayanların, üstelik aferin beklercesine yaydıkları ve bize de ulaştırdıkları komşu kızından haber veren paylaşıma itirazımız ve izahımız böyledir.
OYUN ESKİ, HEDEF ESKİ,
AKTÖRLER ESKİ, YILLAR YENİ
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in karşılıklı ziyaretleri sonrasında, basına ve sosyal medyaya yansıyan, tarih düşülmesi de diyeceğimiz bir siyasi cümle neden yok? Basınımız, Cemal Abdülnasır’ın günlerindeki “Yarı resmi el Ahram gazetesi” tanımlı hallere mi erdi bizden habersiz?
Geçtiğimiz asırda örneği vardı, resmi açıklamaların ötesinde anlatımı yapılamayan bu görüşmenin.
Yine gergin günleriydi Türkiye’nin. Başbakan Demirel ve Ana Muhalefet Partisi Lideri Ecevit, sert demeçler veriyorlardı uzatılan mikrofonlara.
Bir gün bir araya geldiler. Millet, ülke meselelerinin çözümüyle alakalı izahatlar beklerken, bu iki partinin demokratik mücadele adı altında didişmesinden medet uman ve aradan MSP’nin çıkmasını, en azından konuşulmasını engelleyen adı ünlü zihniyetin tetikçisi bir gazetecinin sorusuna Demirel’in verdiği cevap, daha doğrusu Demirel'in aldığı pası, bir vole ile gole çevirmesi 12 Eylül’e uzanacak yolu asfaltlamıştı.
“Sayın Başbakan, Ana Muhalefet Liderinin elini sıktınız mı?”
Bu soruya, “Elbette” diye başlayan Demirel’in cevabı gayet kısa idi.
“Ya neresini sıkacaktım?”
Genel Başkanlar görüşmesinden sonra Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Şimşek’i ziyaret eden CHP heyeti açıklama yapmış.
“Getirdiğimiz öneriler çok kabul görmedi.”
Bu ne sitem ey CHP heyeti. Bugün az kabul gören öneri götürdüyseniz, yarınki çok kabul görebilir. Üzülecek ne var?
AKP Sözcüsü Sayın Çelik, sizin bu nazınıza ne diyor?
“Herkes öneri getirebilir, herkes önerisini sunabilir.”
Yani Türkiye’yi bu hale getirdik, diyor. Niçin? CHP’nin önerileri için.
Başka ne diyor AKP Sözcüsü Sayın Çelik?
“Türkiye’de uzun yıllardır, ekonomi konusunda, iç politikada, dış politikada, sosyal anlamda büyük devrimlere imza atmış kadrolarımız var.”
Devrimci kadro, hem de büyük cinsinden.
Sayın Çelik ayrıca, “Ekonomi yönetimimiz ne yaptığını biliyor” derken, kendisinin bizzat ve şahsen, ekonomi yönetiminin ne yaptığını bilen olmasını iyi bildiğini pazarlayarak, gelecekteki Maliye Bakanı olma ihtimaline dikkat çekmiştir.
Bütün bunlar az değil, ey CHP heyeti!