İnsan dünyaya aciz bir varlık olarak gelir ve annenin desteği olmadan hayata tutunamaz. Ancak onun ruhunun derinliklerinde bir değerler hazinesi saklıdır, merhamet bu hazinenin çekirdeğini oluşturur. Merhamet vicdanın eylemidir ve insan tıpkı sevgi gibi merhameti de hem almaya hem de vermeye ihtiyaç duyar. Vicdanın eylemi bütün devletlerin, bütün ideolojilerin üstünde bir güce ulaşır ve doğal bir yardımlaşma ağı oluşur. Nitekim bugün birbirlerini hiç tanımayan bireylerin merhameti ile kurulan sivil kuruşlar devletlerin ulaşamadığı beldelere ulaşıp insanların yaralarına merhem oluyor.
Merhametin kaynağı vicdan, okulu ise aile ve toplumdur. Çocuklar yola sorularla çıkar ve iç dünyalarında mevcut olan sevgi gibi, merhamet gibi değerleri açığa çıkarır ve sahiplenirler. O nedenle çocuk soru sorduğunda makul cevaplar verilmeli ve ikna edilmelidir.
Bu sabah 4,5 yaşındaki torunum Furkan’ın sorduğu sorular beni çocukların kirlenmemiş dünyalarına götürdü ve yaptığım bu yolculuğun her karesinde merhametin izlerine rastladım. Hemen her sabah Furkan ile birlikte parka gider ve burada hayatın provasını yaparız. Parka ulaşmamız on beş dakikayı bulur ve yol boyunca sohbet ederiz. Bu sabah oyun alanına yaklaşırken onun dikkatini çöp konteynırlarında rızık arayan kediler çekti ve hevesle gittiği parkı unutup hayvanlara odaklandı ve canlılar âlemindeki kusursuz ahengi çocuk bakışıyla anlamaya çalıştı. Sonra sorular yağmur gibi yağmaya başladı:
—Kediler üşümüyorlar mı? Ben montumu onlara versem giyebilirler mi?
—Üşümüyorlar, çünkü Allah onların bedenlerinde bir battaniye yaratmış ve tüyleri sayesinde ısınıyorlar.
—Ama yağmur yağdığında tüyleri ıslanacak.
—Allah onlara kendilerini korumaları için bilgi vermiş, evlerin kapılarına, duvarların arkalarına sığınıp kendilerini koruyabiliyorlar.
—Gece korkmuyorlar mı?
—Allah kendilerini korumaları için onların kulaklarını ve hislerini çok kuvvetli yaratmış, bir tehlike ortaya çıktığında hemen anlıyor ve uzaklaşıyorlar…
—Biz onları evimize neden almıyoruz?
—Onlar özgür olmak istiyorlar, ev buna müsait değil…
—Ama arkadaşımın kedisi var, onlar evde bakıyorlar… Bunu annenle görüşebilirsin, eğer anlaşırsanız siz de alabilirsiniz…
Furkan verdiğim cevapları dikkatlice dinlese de ikna olmadı. Ve zihni hâlâ çöp yığınları arasında yiyecek arayan hayvanlardaydı… Uzun süre sustu sonra sorulara kaldığı yerden devam etti:
—Kediler çöpteki kirli yiyeceklerden hasta olmuyorlar mı?
—Olmuyorlar, onların mideleri yiyecekleri temizliyor ve faydalı hale getiriyor.
—Ben onlara yardımcı olmak istiyorum.
—Olabilirsin, onların üşümeden, aç kalmadan, zarar görmeden yaşayabilmeleri için dua edebilirsin.
—Ben dua ettiğimde Allah beni duyar mı?
—Allah senin şu an bütün konuştuklarını duydu, onlar için dua ettiğinde de duyacak ve hoşnut olacak.
—Ben Allah’ı neden göremiyorum?
—Bizim gözlerimiz çok küçük olduğu için Allah’ı görmeye güç yetiremiyoruz ama O bizi görüyor, duyuyor, koruyor, seviyor…
—Beni de seviyor mu?
—Seni çok seviyor.
—Ben de O’nu seviyorum…
Çocuklarımız iç dünyalarında mevcut olan hazineyi keşfetmek için çaba gösterirler, biz ebeveynler ise bunu sıradan bir itki olarak görüp geçiştiririz. Oysa tanık olduğumuz her şey Rabbimizin bize bahşettiği değerler şehrinin varlığına işarettir ve sadece çocuklar değil biz erişkinler de bu şehri korumak ve yeşertmek zorundayız.