NEREYE gitsem, kiminle görüşsem Türkiye de yaşanmakta olan son olaylarla ilgili değerlendirme yapmam isteniyor. Biz, bir davanın mensubuyuz. Ağzımızdan çıkanı dikkat eder, yapıcı ve birleştirici olmaya çalışırız. Ülkemizin ve insanlığın hayır ve iyiliğini isteriz. Millî Görüş ün muhterem lideri, bu konuda bize ideal bir örnek oldu.

Selçuklu Devleti nin yıkılmasından sonra Anadolu da küçüklü büyüklü 20 den fazla beylik oluştu. Bu beyliklerden en küçüğü Osmanlı Beyliği idi. Bir aşiretten oluşan Osmanlı Beyliği 400 civarında çadırdan ibaretti. Yerleşik evleri bile yoktu. Yazın yazlıkta, kışın kışlıktaki çadırlarında yaşarlardı. Fakat İslâm ve Kur an a sımsıkı bağlıydılar.

Diğer beylikler, kendi aralarında sürtüşme halindeyken; Osmanlı Beyliği bütün beyliklerle iyi geçindi. Onların hedefinde Bizans vardı. Çünkü Bizans zulüm, entrika, sömürü ve ahlâksızlıkla anılıyordu. Bizans ın zulmüne son verip Konstantiniyye yi imar ederek örnek bir saadet diyarı haline getirmek istiyorlardı.

Osmanlı Beyliği 1299 da devlet haline dönüştü. Zaman içinde diğer beylikler birer birer Osmanlı Devleti ne katıldı. Osmanlı Devleti 1453 te Konstantiniyye yi (İstanbul) fethederek Bizans ın zulmüne son verdi. Hak ve iyilikler galip geldi.

Erbakan Hoca da, insanlığın huzur ve barışı için zulüm ve sömürünün merkezi olan küresel güçlerle (Siyonizm) mücadele etti. Mazlum ve mağdurların yanında yer aldı. Türkiye ve dünyadaki hiçbir hayırlı kuruluşla rekabet halinde olmadı. Hepsiyle iyi ilişkiler geliştirdi. Türkiye deki İslâmî grupları himaye etti. Kardeşlik hukukunu korumakta titizlik gösterdi. Hiçbirini incitecek söz etmedi. Çünkü onlar mazlum coğrafyanın çilekeş insanlarıydı. Kısaca, ülkesinin ve insanlığın iyiliği için çalıştı.

Davasını Merkeze Aldı

Osmanlı sonrası, Türkiye Müslümanları İslâm ın daha çok bireysel yönünü yaşamaya başladılar. Erbakan Hoca, İslâm ın bir bütün olduğunu, zulüm ve sömürüyü de ortadan kaldırmak sorumluluğumuz olduğunu anlattı. Toplumsal yönünü öne çıkardı. Yönetimde söz sahibi olmak gerektiğini vurguladı. Bu yüzden siyasete girdi. Bu yükü omuzlamaya hazır olmayan Müslümanlarda bazı sıkıntılar yaşandı.

Erbakan Hoca, hep davasını merkeze alıyor, şahsî ihtilafları gidermeye çalışıyordu. Davasından taviz vermiyor; fakat şahsî fedakârlığında sınır tanımıyordu.

1990 yılında, Rahmetli M. Esat Coşan Hocaefendi Erbakan Hoca aleyhinde sözler etmeye başladı. Bu sözleri kasetle çoğalttırıyor, basına da yansıtıyordu.

İşin iç yüzünü öğrenmek için bir grup arkadaşla birlikte her iki tarafı yakından tanıyan M. Cevat Akşit Hoca nın Denizli nin Yatağan beldesindeki dergâhına gittik. Cevat Hoca nın dostlarından Musa Yılmaz Ağabey, Esat Hoca nın çıkışını kastederek, Hocam, nedir bu olay diye sordu. Cevat Hoca şöyle anlattı:

- Hocama Müsaade et de bu işin iç yüzünü kamuoyuna açıklayayım dedim. Erbakan Hoca da: Hayır Cevat! Biz konuşursak İslâm dini zarar görür, konuşmazsak partimiz zarar görür. Partimiz zarar görsün, İslâm dini zarar görmesin cevabını verdi.

O yıllarda teşkilât içi eğitim çalışmaları Aydın ın Didim ilçesindeki Kapris Otel de yapılıyordu. Denizli ve çevre illerin bulunduğu bir eğitim çalışmasında, Erbakan Hoca konuşmasını bitirince, bir kardeşimiz, Esat Hocaefendi nin sözleri karşısında tavrımızın ne  olacağını sordu. Hoca nın cevabı kısa oldu: O, bize hocamızın emanetidir. Bizim bir görevimiz var, işimize bakacağız.

1996 da, Fethullah Gülen Hocaefendi Kanal D den Yalçın Doğan a bir mülâkat verdi. Hâlâ sosyal medyada dolaşan bu konuşmada Fethullah Hoca, hiç sebep yokken Erbakan Hoca için Benim bu adamla mizacım barışmıyor gibi sözler etti.

Ertesi gün, bir basın toplantısı sonrası, bir gazeteci Erbakan Hoca ya Fethullah Gülen le görüşecek misiniz sorusunu yöneltti. Hoca, gazetecilerin yeni bir soru sormasına fırsat vermeyen şu cevabı verdi:

-Biz Fethullah Gülen Hocaefendi ile günde beş kere görüşüyoruz.

Ülkesini Ve İnsanlığı   Düşündü

Erbakan Hoca, ülkesinin zarar görmemesi için hassasiyet gösterir, devlet kurumlarının yıpratılmasına izin vermezdi. Onun hedefinde ülkesi ve insanlığın saadeti vardı. Kendisinin ve partisinin en büyük zarara uğradığı 28 Şubat sürecinde büyük bir sorumluluk örneği ortaya koydu. Halkı huzur ve sükûnete davet etti. Mehmet Ali Birand ın Erbakan ın o sükûnet çağrısı olmasaydı, 28 Şubat ın seyri daha farklı olurdu dediği ve Refah Partisi nin kapatılma kararının verildiği 18. 12. 1998 günü yapılan konuşması şöyle:

-Hepinizin takip buyurduğu gibi, Anayasa Mahkemesi Refah Partimiz hakkında bir karar almış, biraz önce açıklamıştır. Olay aslında tarihin akışı içinde fevkalâde basittir. Bundan dolayı huzuru, sükûneti muhafazaya her zamandan daha fazla riayet etmeliyiz. Türkiye de halkımızın muazzam partisi olan RP ve onun davası bu karardan zerre kadar etkilenmez. Bu kabil kararlardan bir tek sonuç çıkar, o da Refah inancının tek başına iktidarıdır. Milletimize saadetler diliyorum. İnşallah milletimiz bu saadete, RP nin içerisinde bugüne kadar inançla çalışan insanların gayretleriyle ulaşacaktır, bundan kimsenin şüphesi olmasın!

Dikkat ediyor musunuz Erbakan Hoca hem davasından zerre taviz vermiyor, hem de ülkesinin zarar görmemesi için büyük titizlik gösteriyor. İşte lider bu! Yaşanan son olaylar konusunda Erbakan Hoca dan alacağımız o kadar çok ders var ki