Gündelik siyasetin tam anlamıyla hoyratlaştırıldığı bugünlerde, hakkında kapatma davası açılan iktidar partisinin, Sokrates in (M.Ö. 470-399) Savunma (Apologia)sına benzer bir savunma hazırlayacağı haberi şöyle bir estirildi geçti. Hakkında dava açılan partinin, bırakınız Sokrates in savunmasına benzer bir savunma yapabilip yapamayacağı, tümüyle dava sürecinin nasıl bir seyir izleyeceği ve sonucun ne olacağı, bana göre ta li, ikincil bir meseledir. Elbette bir takım gelişmelerin bazı sıkıntılara yol açacağı beklenmelidir, bunlar dünyanın sonu anlamına da gelmez.

Bizce önemli olan ve dikkatle izlenmesi gereken bir kaç konu vardır ki, Türkiye nin gidiş seyrini ciddi olarak etkileyebilir. Bunlardan birisi, bağımsızlık ve Türkiye nin tarihî kaynaklarından gelen uygarlık (İslâm) sorumluluğunun ne olacağı sorunudur. Bu iki hususu Türkiye, devlet ve toplum yönleriyle yeniden anlamlandıramadığı için, tüm imkânlarına rağmen, aslında taraf olmaması gereken konularla zaman ve emek harcamaktan başını kaldıramamıştır. Türkiye deki iktidarların ortalama ömrü dikkate alındığında bugünkü iktidarın süresi oldukça iyidir. Nitelik, verilen destek, gösterilen müsamaha ve tahammül (evet yönetilenlerin iktidara müsamaha ve tahammül göstermesi olağan bir şey değildir) de hesaba katıldığında mesele daha bir açıklık kazanmaktadır. Ne var ki, gelinen nokta da ortadadır. Gecesini gündüzünü, olur olmaz, meseleler dolayısıyla, önüne çıkan kim olursa olsun kavgaya tutuşan ve tüm enerjisini kavgaya harcayan bir başbakan ve de partisiyle cebelleşmekten imtina eden ve korkan bir toplum. Ekonomiydi, dış siyasetti, kültür ve uygarlık ufkunu belirleme hazırlığıydı vb. bütün bunlara zaman da, mekan da, vesile de zaten yoktur.

Evet, siyasetin kim kime dum duma bir atmosfere mahkum edildiği ortamda Sokrates ten sözedilmesine hem sevindim, hem de tedirginlikle üzüldüm.

Sevinmemin nedeni, Sokrates vesilesiyle, düşüncenin, hayatın, ahlâkın, kültürün, uygarlığın, değerler dünyasının vb., hiç olmazsa hatıralar kabilinden hatırlanması için bir yol açılabilir beklentisiydi. Umut, diyemiyorum. Umut etmek için en azından belirgin göstergelerin ortada bulunması şarttır. Aksi taktirde bigâne bir hayalcilik sarıp sarmalar insanı ve gerçeklikten kopartılarak duyarsızlaştırır.

Tedirginlikle üzülmeye gösterecek neden, zaten içinde bulunduğumuz ortam ve şartlarıdır. Yeri gelmişken hemen belirtelim, bizim, görebildiğim kadarıyla Millî Gazete nin yayın politikası hakikatin, doğrunun, bu ülke ve insanıyla Müslümanların ve haksızlığa uğramış insanlığın yanında olmaktır, olmaya çalışmaktır. Elbette arkadaşlıklar, dostluklar vefayı gerekli kılar, ama hakikatte vefanın yerine başka bir vefa duygusu almamalıdır.

Bu ortam ve şartları dolayısıyla tedirginlik duydum. Sokrates i kendince hakikat bildiği ve uğruna öldüğü idealini ve kişiliğini, belli bir düzeyde tartışıp değerlendirmede yetersiz kalınacağı endişesiydi tedirginliğe yol açan. Nitekim, iyi ki demeliyim, Sokrates in Savunması konusu kapanıverdi. Ancak onu vesile kılarak bir kaç hususun altını çizmenin gerekli, hatta zorunlu olduğunu düşünüyorum. Düşünce, kültür ve uygarlık umudu taşıyan yüreklerin bir nebze de olsa derin bir soluğa ihtiyaçları olduğunu sanıyorum. En azından boğulma sendromuna benzer bu akut dönemi direnme gücünün devindirilmesinde bir hareket ihtiyacı hatırlanabilir.

Sokrates in yaşadığı dönem başta Atina site-devleti (polis) olmak üzere Yunan site-devletlerinin siyasi, toplumsal, kültürel çatışmaların yoğun olduğu bir zaman dilimidir. Siyaset alanında Aristokrasi taraftarı parti iktidardan uzaklaştırılmış, Perikles in önderliğinde ve onun simgeleştirilmesiyle Halk/Demokrasi taraftarı parti iktidara gelebilmiştir. Aristokrasi, taraftarı partinin temsil ettiği dünya görüşü sömürüyü, dolayısıyla oligarşi ve zorbalığı (tyrannie) içkindir.

Düşünce ve değerler sistemi yönüyle, Protagoras (yani ilk sofistler) ile başlayan süreçte Aristokrasi nin dünya görüşü içten içe tartışmaya açılınmış ve giderek aleni bir şekilde karşı olunmaya başlanmıştır. Sokrates in yargılanması için gösterilen nedenler bunu açıkça ortaya koyar. Site devleti yasalarına göre Sokrates sitenin tanrılarına hakarette bulunmuş, etrafına topladığı gençlerin (Platon da bunlardan biridir, üstelik soy ve düşünce olarak da Aristokrasi tarafındadır) ahlâkını bozmaktadır vb. Kamu davası açan altı kişiden birisi ünlü komedya yazarı Aristophanes, diğer birisi şair Aenesis tir. Sokrates in yargılanmasında ve ölüme mahkum edilmesinde asıl neden, toplumsal ve kültürel zihniyettir. Sokrates, öyle konuşmalarının ve düşünmesinin nedeni olarak "içimdeki daimonion böyle istiyor" mealindeki iddiasıdır. Bunu "içimdeki ses" şeklinde ifade edenler olmuştur. Ama Yunan düşüncesinin genel karakteri bakımından böyle bir iddia temeli berhava edici bir ilkedir. Tanrılara hakaret suçlaması bu iddiayı örten bir gerekçedir. Nitekim Savunmasında tanrıları reddeden, onları küçük düşüren bir eylemin varit olmadığını açık ve kesin bir şekilde çürütür. Öyle ki jüri ve halkın bu çürütmeye "neredeyse ikna olduğu" kaydı bile düşülür öğrencisi Platon ve Xenophanes tarafından.

Sokrates in, tarihi kişiliği hakkında verilen bilgiler her ne kadar sınırlı ve kesin olmasa da Ethik (Ahlâk felsefesi) olanına aktarılan kişiliği hep uyarıcı, hatta örnek oluşturucu olmuştur. Onun için "Sokratik kişilik" Ethik ideal kişilik simgesi olarak yorumlanagelmiştir. Gerçek olan Sokrates in savunduğu ahlâk kurallarına titizlikle uyduğudur. Kaçırılış planını da ahlâki bir ilke olarak benimsediği "yasaya itaat" ilkesi dolayısıyla kabul etmemesidir.