Şok Doktrini ibaresiyle karşılaştığımda; Türkiye de
oynanan oyunlar film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Dünyaya sömürme arzusunda olan güçlerin yeni
bir dünya, yeni bir egemenlik-politik ve ekonomik hedeflere nasıl
ulaşacağı-felsefesinden Naomi Klein Felaket Kapitalizminin Yükselişi alt başlığı ile yayınlanan Şok
Doktrini isimli kitabında bahsetmektedir.
Naomi Klein in bahsettiği felsefe; serbest pazarın
radikal fikirlerini uygulamanın en iyi yol ve zamanının bir büyük şok sonrası
olduğunu öne sürüyor. Nasıl bir şok olmalı ki, toplum arkadan uygulanacak
radikal kararlara tepki vermesin Yakın zamanda olan bir olayı hatırlatmak
isterim. Suruç ta meydana gelen canlı bomba eyleminden sonra, ABD ye İncirlik
üssü açılmış ve kullanımına izin verilmiştir. 7 Haziran seçiminden sonra
terörün birden aşırı şekilde hortlamasının nedeni şok Doktrini meydana
getirip, milliyetçi oyları almak olabilir mi Kurulan her düzen, elde edilen
menfaat, toplumun tepki vereceği yasalar, yaşanan bir kaos sonrası hayata
geçirilmedi mi
Tarihten bir örnek verdiğimizde konu daha iyi
anlaşılacaktır. Şok Doktrini ile ilgili İlk deneme, 1970 lerde Şili de meydana
geldi. Friedman, oynanacak senaryoyu yazan iktisatçı doktordu. Şili de bu şok
algısını meydana getirecek büyük acıyı, darbeci General Pinochet
oluşturacaktı. Askeri yönetimin toplum
üzerindeki büyük baskısı, tıpkı beyne verilen elektro şok gibi toplumsal
belleği şekillendirerek Şili yi bir ABD pazarı yapmayı hedefledi. Kamunun tüm
mallarının özelleştirilmesi ve yabancı ortaklı büyük sermaye güçlerine
satılması ana hedefti. Aynı şok uygulama, 1980 yılında Türkiye de oldu. Bu
şokun sonucu 12 Eylül ün mimarı , Kenan Evren değil; Chicago Okulu nun sıkı
takipçisi Özal dı aslında... Özal ile birlikte serbest piyasa ekonomisine ve
özelleştirmelere geçilmedi mi Yabancı sigara, döviz serbest bırakılmadı mı O
dönemde toplum tüketici topluma dönüştürülmeye başlanılmadı mı
Bir hatırlatma daha, yazar kasa atılmasıyla, anayasa
kitapçığının başbakana fırlatılmasıyla başlatılan krizde, Şok Doktrininden
başka bir şey değildi. Meydana getirilen kriz, devleti iç borçlanma faiz oranı
yüzde 36 dan yüzde 100 e çıkmasına sebep oldu. Yaşanan ekonomik krize çare
bulmak amacıyla Amerika dan Kemal Derviş getirilerek atama ile bakan yapıldı.
Derviş in çantasındaki çözüm için Türkiye nin en büyük gelir kaynağı olan Kamu İktisadi
Teşebbüsleri (KİT) satılmalıydı. Bunun için de yeni yasalara ihtiyaç vardı.
Bunca fabrikaların peşkeş çekilmesi için 15 günde 15 yasa çıkarıldı. Kemal Derviş istediği için
satılan fabrikalarda çalışan on binlerce işçi işsiz kaldı, bu yasalara da Derviş
yasaları ismi de verildi. Akabinde kurulan AKP, iktidara taşınıldı ve Kemal
Derviş in ekonomi politikasını devam ettirerek, devlete ait ne varsa
özelleştirdi. Bu doktrin yaşanmasaydı, devlete ait bunca teşebbüs özel sektörün
eline geçmeyecekti.
Sadece Şili, Türkiye değil; finans kapital in merkezinde
de şok doktrin uygulandı. Sosyal devlet kaldırılacaktı, kamu ekonomiden
kovulacak, pazar yabancı sermayeye açılacaktı. Arkasından, 1986 yılında
İngiltere de finans ve bankacılık düzenlemelerinin kaldırılması geldi. Ekonomik
anlamda büyük bir patlama... Elbette bütün bunların zararını bu ülkelerdeki
halklar çekti. Bugün ülkemizde bankaların kârlarının artması, bir milyon
insanın kredi kartı borcu olmasının nedeni hep bu şok doktrini değil midir