Erzincan’da, küçükbaş hayvan yetiştiricisi ve üretici Yakup Kalkan şundan dert yanmış; “Yüksek miktarda, 5 bin TL maaş verilmesi halinde bile çoban bulamıyoruz! Bu sektörde çoban bulmada sıkıntılarımız var. Herkes bu mesleği yapmak istemiyor. Eleman bulmakta çok zorluk çekiyoruz. Yüklü meblağda alsalar bu işi yapmak istemiyorlar.”

Doğru söylüyor… Doğru söylüyor ama eksik söylüyor, Yakup Kalkan. Nedenlerini anlatacağım. Ama önce bir anekdot…

Zaman zamanşu fıkrayı anlatırım, çevremdekilere; Yıllardır çobanlık yapan iki arkadaş… Ahmet ile Mehmet… Yedikleri, içtikleri ayrı gitmeyen iki çoban. O kadar ki, azıklarını hiç ayrı açmazlar, Allah (c.c.) ne verdiyse yemek vaktinde, bellerinden ya da çantalarından çıkardıkları azıklarını ortaya sererler, ‘seninkinde şu var, benimki bu!’ demeden beraber yemeklerini yerler. Hani, derler ya, acıda da sevinçte de, yükte de ödülde de beraberlermiş. Neyse… Artık yaşlanmışlar; bir süre sonra artık çobanlık yapamayacak dereceye gelecekler. Bir gün yine dağda hayvanlarını otlatırken, çobanın birisi diğerine beklenmedik şu soruyu yöneltir;

- “Yahu Ahmet, biz yıllardır birlikte çobanlık yapıyoruz! Cumartesi-Pazar demeden sabah erkenden geç saatlere kadar meralardayız. Elbette Allah bilir ama artık yolun sonuna doğru geliyoruz. Sahi, senin hayatta en çok sevdiğin şey nedir?

Çoban Ahmet önce bir afallar! Öyle ya, bugüne kadar sayısız kere sohbet etmişlerdir ama aralarında böylesi bir muhabbet de geçmemiştir. Hemen kendini toplarlar. Derin vadilerden gelen bol oksijenli çiçek kokusunu doyasıya çekerek şu iki kelimeyi eder;

- “Soğanın cücüğü!”

- “Anlayamadım, senin hayatta en çok sevdiğin şey soğanın cücüğü mü?

- “Evet, soğanın o en orta yerinde bulunan cücüğü var ya! Ben hayatta en çok ondan hoşlanırım!”

İki dost çoban bir an uzaklara doğru bakmaya başlarlar… Aradan 10 saniye kadar geçer. Bu kez çoban Ahmet sorar;

- “Mehmet, ben söyledim, hayatta en çok neyi sevdiğimi! Peki, sen söyle bakayım! Sen hayatta en çok neden hoşlanırsın?”

Çoban Mehmet sanki bu soruyu bekliyordur ve cevabını hazırlamıştır, bile;

- “Geriye ne kaldı ki, ne bıraktın ki!”

Meğer, her iki çobanın da hayatta en çok hoşlandığı şey aynıymış; soğanın cücüğüymüş!

10 MADDEDE ÇOBANLIĞIN ZORLUKLARI!

Küçükbaş hayvan yetiştiricisi ve üretici Yakup Kalkan’ın dediği doğru; çobanlar 5 bin TL’ye fit olmuyor.

Doğru ama bir doğru daha var. O da şu; 5 bin TL bir maaş, çobanlık için yüksek bir maaş değil! Neden mi;

1) Çobanların işi zor… İşleri sabah ezanıyla başlar, akşam ezanıyla son bulur.

2) Elinde değneği, sırtında kepeneği ile dağları mesken tutar çobanlar. Dünyayı bir kıl çadıra sığdırmış, meraların ve ormanların yüzyıllardır gönüllü bekçiliğini yaparlar.

3) Türkiye’de eğitim düzeyi düşük olan insanlara çoban diyorlar. Avrupa’da ise bu tam tersi. Tam eğitilmiş hatta ve hatta bir veteriner kadar yetişmiş insanlar çobanlık yapıyor...

4) Çoban sürüsünü başkasına emanet edemez. 200-300 hayvanlı bir sürünün mesuliyetini almak kolay değil.

5) Çekirdekten yetişen bir çobanın beş duyu hâkimiyeti (görmek, duymak, dokunmak, tatmak ve koklamak) çok iyi olmalı.

6) Yörükler veya göçerler şunu söyler; “Sürüyü idare edemeyene iş verilmez, devletteslim edilmez.”

7) Çobanlık, göçüp giden, geleceği olmayan bir meslek değil, bir hayat tarzı. Sabır istiyor.

8) Çoban hep yalnız adamdır. Önce ailesinin değerini öğrenir. Özlem dolu, çile dolu bir hayat yaşar. Ana babasını, köyünü; evli barklıysa eşini ve çocuklarını özler. Türkülerimde bile hep sıla hasreti vardır.

9) Gece gündüz sürünün başında olmak, kurt saldırısı başta olmak üzere sürüye zarar verebilecek tehlikelere karşı tetikte olmak şart. Sadık bir çoban köpeği veçobanın eşeği elzem...

10) Emeklilik… Sosyal hakları…

Siz söyler misiniz; tüm bu sorumluluklar için 5 bin TL aylık sizce de az değil mi?