Bu soruyu içimiz acıyarak soruyoruz. İslâm milleti dairesinden olduğunu düşünen, öyle görünenlerin şu Filistin katliamından beri görünürdeki kayıtları, ilgileri sadece höykürmekten geçiyor. Sokak kabadayıları gibi birilerine bağırıp çağırınca muhataplarının tırsacaklarını, korkacaklarını, içe kapanacaklarını sanıyorlar. Bununla, kendilerine göre sanki “cihad” yapıyorlar. Enerjilerini boşaltıp rahatlıyorlar. Bu mazlum halkın dramını sadece bir oyunu veya filmi seyreder gibi seyrediyor ve rahatlıyorlar.
Asıl sorun, Batılıların öteden beri hiçbir zaman gizlemedikleri asıl amaçları olan Haçlılık ruhlarının farklı biçimlerde tezahür ediyor olmasıdır. Bu yeni bir tutum da değildir. 1991 yılında Irak işgal edilirken, Irak’a bombalar yağdırılırken o zamanın muhafazakâr/Müslüman kesiminin hedef noktası ne emperyalizm ne de işgaldi. Tek hedef vardı “Saddam Hüseyin”. Peki Saddam Hüseyin gidince sonuç değişti mi? Irak’ta bir kültür ve medeniyet tarihi imha edildi, yerle bir edildi, iki buçuk milyon insan öldürüldü.
“Arap Baharı” diye tanımlanan emperyalizm dalgası başlayınca aynı ruh hâli gene belirdi. O zaman, krallar kast edilerek hedef şaşırtılıyordu. Beşşar Esad, Muammer Kaddafi ve diğerleri hedefe konulmuştu. Gene emperyalizmin ve Siyonizm’in ne yapmak istediğini görmeden, görmek istemeden sadece kuklalar üzerinden benzer bir davranış içinde olundu. Hayaller peşinden koşuldu. Asıl tehlike görülmedi. Suriye olayında özellikle “Şia” ve Beşşar Esad hedef tahtasıydı. Libya’da ise Kaddafi. Emperyal medyanın beslemeleri muhafazakâr/ Müslümanlar hedefi ne emperyalizmin ne de Siyonizm idi. O kadar koşullanılışmış, zihinler öylesine tutsak olmuştu ki başka bir şeyi ve asıl tehlikeyi görmüyorlardı. Aslında bu oyunun bir tehlike olduğunu bile akıllarının ucuna getirmiyorlardı.
Filistin olayının ne denli boyutlarda başladığı, hangi boyutlara ulaştığı gün gibi açık iken, başta İsmail Heniyye, Süleymani, Reisi ile Hasan Nasrallah’ın şehadetlerine sevinen, çığlık atan, bayram eden gene aynı kesim. Tek bakışları “Şia”, “İran” gibi zihinlerindeki tikleri. Filistin’e doğrudan destek verenler tek tek ortadan kaldırılırken, bombalar yağdırılırken bu kesim hâlâ aynısını yineleyip duruyorlar.
Bu son olaylardan sonra İran’ın sabrı taşınca zorunlu olarak İsrail’e füzeler yağdırır, gök kubbe diye tanımlanan aşılmazlığı yerle bir ederken, kevgire çevirirken buna üzülenler oldu. Hem de sağcı, muhafazakâr/Müslüman, ırkçı ve ulusalcılar tarafından. Özellikle İran’ın bunu yapmasından çok rahatsız oldular, üzüldüler. Siyonist/emperyal güdümlü medya, itibarı sarsılan İsrail’in konumunu güçlü tutmak adına İran’ın başarısını, vurduğu hedefleri, ölenleri, panik halindeki Yahudileri ve hatta dehlize koşan Netanyahu’nun durumunu görmezden gelmek için nasıl da çaba harcıyorlar. Bir TV kanalı özellikle belli bir saate kadar olanı biteni olduğu gibi aktarır ve yayın yaparken, ne olduysa birden tutumunu değiştirdi, yorumcuları ve sunucuları bambaşka bir tutum içine girdiler. O belli saatten sonra hemen bütün güdümlü kanallar ve yorumcular bunu küçümsemeye, alay etmeye başladılar. Hemen hepsi âdeta Siyonistlerin ve emperyalistlerin sözcüleri oluvermişlerdi. Bunu yaparlarken de hemen tamamı İran ile alay etmeye başladılar. Şu kadar mesafede atılan füzelerin hedef bulması onlar için sadece bir oyun gibiydi. Öyle ki bu kesimler İran’ı, Lübnan’ı, Yemen’i ve neredeyse Filistinlileri emperyalizm ile işbirliği yaptığı algısını oluşturdular.
Siyonizm sürekli Lübnan’ı vuruyor, Şam’ı bombalıyor, Filistinlileri tamamen ortadan kaldırıyor, bu kesimler içten içe seviniyorlar. Müslümanlar sakın başarılı olmasın, bu kuklalar ortadan kalkınca sanki kendileri rahat bırakılacaklarmış rahatlığı içindedirler.
Bu kesimler hiçbir zaman bölgenin gözetleme kulası olan, bilgi derleyen, Siyonizm’i rahatlatan Kürecik üssünden ne söz ediyorlar ne de rahatsız oluyorlar. Bu kesimlerin derdi, ne İslam, ne Müslümanlar ne de Filistin’dir. Yeter ki Siyonist Yahudiler zarar görmesindir.