Türkiye ve dünyadaki hareketlilik dikkatinizi çekiyor mu
Yabancılara toprak satışı bütün hızıyla sürüyor, özelleştirme bahanesi ile
kurumlarımız yabancılara devrediliyor, dinler arası diyalog, ahlâk tahribatı,
dinler bahçesi gibi yöntemlerle milletimizin manevî direnci kırılmaya
çalışılıyor. Türkiye, Vatikan benzeri bir yapı oluşturmaya çalışan
patrikhanenin Ekümenik emellerine alet oluyor. Bu amaçla Heybeliada Ruhban
Okulu’nun açılması konusunda Başbakan’ın Seul’de Obama’ya söz verdiği basına
yansıdı. PKK konusundaki gelişmeler, NATO kalkanı, Patriot füzeleri, Suriye
krizi gibi pek çok olay söz konusu hareketlilik içinde sayılabilir.
Siyonistlerin 1897’de yaptıkları kongrede plânladıkları
hedefleri dikkate almadan bugünkü gelişmeleri sağlıklı değerlendirebilmek
mümkün değildir. Siyonizm, ilk 50 senede ulaşmayı hedeflediği Abdülhamit’in
tahttan indirilmesi, Osmanlı’nın yıkılması, İsrail Devleti’nin kurulması
amacına zamanında ulaşmış; ikinci 50 yılda gerçekleştirmeyi amaçladığı Arz-ı
Mev’ûd’a ulaşma ve Büyük İsrail’in kurulması hedefine varmakta bugün için 16
sene gecikmiş bulunmaktadır. Siyonistlerin sabırsızlanıp işi azıtmalarının asıl
sebebi budur.
ABD’li Stratejist Samuel Huntington’ın 1993’te, “Yahudi
ve Hıristiyanların güç birliği yapmaması halinde İslâm’ın hızla hayata hâkim
olacağı”nı anlattığı “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabını yazmasından sonra,
Siyonistler ve Hıristiyanlar arasında bir yakınlaşma meydana gelmiş; 2001’de
düzmece bir plân sonucu olduğu anlaşılan İkiz Kuleler’in vurulmasından sonra bu
birliktelik gelişerek fiilî olarak devam etmiştir. Siyonist-Haçlı ittifakının
hedefi Türkiye ve İslâm dünyasıdır. Yaşananlar, dünyayı felâkete
sürükleyebilecek bir ciddiyet arz etmektedir.
Türkiye, oynanan oyunların farkına varır İslâm dünyası
ile dayanışma içine girebilirse Siyonizm-Haçlı ittifakının bütün plânlarını
sonuçsuz bırakabilir.
TÜRKİYE GÜCÜNÜN
FARKINA VARMALI
Türkiye büyük bir ülke. Elindeki imkân ve fırsatları
kullanıp varlığını devam ettirebilecek durumda. ABD ve Batı’ya taviz üstüne
taviz vermesi hiç de hayra alâmet değil. Hem de, bu tavizlerde, dış politikanın
gerektirdiği mütekabiliyet (karşılıklılık) prensibine dikkat edilmiyor.
Türkiye, bir an önce yabancılara toprak satışını
durdurmalı, özelleştirme bahanesiyle stratejik kurumları yabancılara terk etme
uygulamasına son vermelidir. Milletimiz adına tarihinin en büyük ayıbı
durumundaki Türk Ceza Kanunu’ndan zinayı suç olmaktan çıkarılmasını eski
şekline getirmelidir. Genç nesilleri ifsad eden unsurları ortadan kaldırmalı,
manevî gelişmelerin önünü açmalıdır.
Sayın Başbakan milletin vermediği görevlerden kaçınmalı,
bir ABD projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanlığı’nı derhal
bırakmalıdır. Erdoğan, 13 Ocak 2009’daki AKP Meclis Grup Toplantısı’nda şöyle
diyordu: “Değerli arkadaşlar! Büyük Ortadoğu Projesi’nin amaçları bellidir ve o
amaçların içerisinde Türkiye’nin üstlendiği görev de bellidir. Büyük Ortadoğu
Projesi (BOP) Ortadoğu barışı için kuruldu. Burada Türkiye’ye de bir görev
verildi ve biz bu görevi üstlendik.”
Dikkat ediyor musunuz Sayın Erdoğan “görev verildi”
diyor. Görevi veren kim Elbette ABD! Türkiye cellâdına destek veren zavallı
durumuna düşürülmemelidir. ABD’nin oyunlarını hâlâ fark etmeyecek miyiz
Başbakan Erdoğan, “Erbakan’ın yolundayız” sözünde samimi
ise, Erbakan Hoca’nın şu sözlerine kulak vermelidir: “ AKP’nin kendisine
sorarsan, ben memlekete, millete hizmet ediyorum der. Ama Siyonizm öyle ustadır
ki; kim, ben mi Ben hiç Siyonizm’e hizmet eder miyim, şarkısını söylettirerek
kendi ordusunda işbirlikçilere askerî talim yaptırır. Hizmet etmiyorum
zannedersin. Hâlbuki hizmet eden ordunun içindesin, haberin yok. Siyonizm seni
kullanıyor.”
TÜRKİYE SAVAŞIN İÇİNE ÇEKİLMEK İSTENİYOR
Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Saadet
Partisi Genel Başkanlığı’na seçildiği 17 Ekim 2010 Kongresi’nden sonra, Saadet
Partisi kadrolarına verdiği yemekte, “Siyonizm’in tahsildarı olmayacağız”
diyerek Türkiye’nin tarihî misyonu ve Millî Görüşçülerin görevini şöyle
anlatmıştı: “Saadet Partisi, Millî Görüş; Yeniden Büyük Türkiye’yi, Yeni Bir
Dünya’yı kuracak, herkese hakkını verecektir. Bizim çalışmalarımız yalnız
Türkiye için değil; bütün insanlık içindir. Türkiye, İslâm’a hizmetinden dolayı
tarihin en şerefli milletidir. Türkiye, dünya coğrafyasının en merkezî
noktasındadır. En genç, en kabiliyetli, en temiz nüfusa sahiptir. Bu
sebeptendir ki, yeryüzünün öncüsü olmalıdır. Bütün tarihi boyunca ne olduysa,
bugün de o olacak. Biz, Avrupa’nın kapısına boynumuzda zincirle bağlanacak
değiliz. Biz kapitalist nizam ile Siyonizm’e hizmet edecek değiliz. Saadet
Partisi bu milletin kendisidir, aslıdır, özüdür, kimliğidir” (26.10.2010).
Türkiye, olup bitenlere, İslâm dünyasına yapılan
zulümlere seyirci kalmamalı. Siyonizm’in hizmetindeki kurum ve kuruluşlardan
yardım beklememeli. Geleceğini kendisi belirlemeli.
Malatya Kürecik’e NATO üssü; üç stratejik ilimize Patriot
füzesi kurularak Türkiye bir çatışma alanı haline getirilmek isteniyor.
Batılılar Türkiye’ye devamlı gaz veriyorlar. Önce Suriye’ye saldırsın, sonra
İran’la karşı karşıya gelsin, ülke Irak ve Afganistan haline dönüşsün
istiyorlar. Hesap içinde hesap yapıyorlar. Türkiye, Siyonist-Haçlı ittifakının
yazdığı senaryonun figüranı olmamalıdır.
Emperyalist Batı’nın sömürü ve saldırganlığına karşı bir
başkaldırı hareketi olan D-8’leri bir an önce fonksiyonel hale getirmelidir.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Kabil’de yapılan İslâm Barış
Konferansı’nda şöyle demişti: “İslâm Birliği’ni kurmadığımız müddetçe
Müslümanlar ezilmekten, horlanmaktan, hakaret edilmekten kurtulamayacaktır.
Hakkımızı, kardeşlerimizin haklarını, ırz ve namuslarını koruyabilmek için bir
araya gelmemiz gerekiyor” (23. 9. 2012).