Adalet, insanlık için elzem olan davranış ve hükümde

doğru olmak, ölçülü hareket etmek, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit

kılmak, hakkı lâyık olana vermek, haksızlıktan kaçınmak, herkese eşit

davranmak, haklıyı haksızdan ayırmak ve haksıza hak ettiği cezayı,  hak ettiği kadar vermek anlamlarını

kapsamaktadır.

Adalet, İslâm bakış açısına göre de, bireysel ve

toplumsal yapıda hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlayan

ahlâki erdem olarak açıklanmaktadır.

Adalet genellikle ya geç tecelli ediyor ya da bir kısım

bakış açıları ve baskılar sebebiyle tam manasıyla gerçekleşemiyor ve yerini

bulamıyor.

İnsanlar ise durmadan, ruhlarındaki en ilkel ve en temel

kavram olan içi doldurulmuş adalet kavramını arıyorlar. Fikirlerin de en kutsalı

olarak da görülebilen bu kavram en şiddetli bir biçimde insanların istediği

şeydir. Hâl böyle olmasına karşılık adalet istemede de bir kısım aksaklıklar

yaşanıyor.

Adalet, dinlerin özü ve sağduyunun şekil kazanmış hâli,

inancın gizli nesnesi, bilginin başı, ortası ve sonu olarak da ifade ediliyor.

Allah’ın (C.C.) güzel isimlerinden biri de yine bu sıfatı

ifade eden ‘Adl’dir. Ayet-i kerimede: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle

ayakta tutun; kendiniz, ana-babanız ve akrabalarınız aleyhinde de olsa, Allah

için şahitlik eden kimseler olun. Onlar zengin de olsalar, fakir de olsalar,

Allah onlara sizden daha yakındır. Duygularınıza kapılıp adaletten ayrılmayın.

Lafı eğer-büker yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız bilin ki Allah,

yaptıklarınızdan haberdardır” buyurulur. (Nisa Suresi, 4/135). Bu bakımdan

adalet, dini bir düşüncenin çağrışımlarını taşır. İnsan hayatının varlığı için

zorunludur ve tartışılmaz biçimde muhteşem, kozmik ve evrenseldir.

Gerçekten de adaletten daha evrensel, daha güçlü ve daha

tam olan bir şey hayal edilebilir mi

İdeal bir dünya yönetiminde, ekonomik paylaşım düzeninde

veya adalet sisteminde, olması gereken durumla ilgili bir şeydir bu adalet

mekanizması.

Bolluğun ve mutluluğun herkes için olduğu, dini bir hayat

nizamının insan hayatında karşılık bulması nedeniyle de İslami bir boyutu

bulunmaktadır. Öncelikle adaletin aranacağı bir yer varsa resmi makamlardan

önce her ferdin bakış açısı ve sorumlulukları göz ardı edilmemelidir.

Adalet hepimizde var olanı, yüksek bir hayatın yalnızca bir

parçası olmakla kalmayıp bu hayatın ayrılmaz bir bütününü oluşturmaktadır.

Adalete bakışımız ve güvenimizin yerleşmesi için günlük

hayatımızda iyiliğe, onura ve erdeme dair prensiplerimiz olmalıdır.

Adalete siyasi açıdan bakıldığında da; seçimden seçime

partileri veya adayları göz önüne getirerek partiler veya adaylara insanları

iyi yönetmeleri,  iyi hizmet etmeleri,

adaletli olacaklarına ve verdikleri güven durumuna göre oy verilmektedir.

Böylesine vahşi, böylesine nefret ve yoksullukla dolu bir

dünyada gerçekten de adalet adına bir şeyler yapılabilir mi Böylesine bir soru

karşısında gözlerimizi kendi içimize çevirmek belki de bizlere bir fikir

verebilecektir. İslami bir hayat ölçüsü dışında kendi ülkemizde de ne çare ki

adaletsizlikler vardır.

Dünyanın bütün sorunları nasıl ki çözülemez ise kendi

ülkemizde de adaletle ilgili sorunların da çözülemeyeceği bir gerçektir. Fakat

her şeye rağmen adalet yine de hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır.

Uygulama açısından bakılırsa sonuçta adalet sanılan şey

için bizim ne yaptığımızdır. Dünyanın nasıl olduğu ve dünyadaki doğal

dengesizlik ve eşitsizlikler de adalete bakışta sorgucu bir düşüncenin öne

çıkmasını sağlar.

Dünyadaki adalet açısından fark; insanın doğduğunda

avantajlı konumda olmakla başkalarının omzuna basmak, tahakküm etmek ve

sömürmek arasındadır.

Gerçekten de adalette yol alınmak isteniyorsa bizleri

aşırı çıkar düşkünü yapan davranış ve ideolojiler adaletin önüne geçmemelidir.

Adaletin yeryüzünde gerçekten uygulanabilmesi için,

adalet uğruna kendi çıkarlarını bir kenara bıraktırabilecek bir ahlâka ihtiyaç

vardır.

Hak, hukuk ve doğruluğun bulunduğu yerde zulüm olamaz,

zalimler bulunamaz. Zulmün bulunduğu yerde ise hak yeme, sömürü ve azgınlık

vardır. Orada ne adaletten ne de âdil bir yönetimden söz edilebilir. Bu

bakımdan yöneticiler adil olmak mecburiyetindedirler.

Yetkililer, sosyal adaleti sağlamak durumundadırlar;

ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin dağılımındaki dengesizlikleri

gidermeliler. Toplumdaki zayıf ve güçsüzlere devletçe yardım yapalım derken

orta kesimi zaafa uğratıp güçlü olan zümreleri daha güçlü yapmak adaletle

bağdaşır bir durum değildir.

Adalet herkes için gereklidir. Geçmişte yaşanılanlar

nedeniyle adaletten yakınanlar, iş başına geldiklerinde aynı tutum ve

davranışlar yerine devlet yönetiminde özellikle de adli makamları her açıdan

güçlendirmeliler ve insanlara adalet dağıtmalılar.

İslamiyet’te insanların haklarının korunmasına ve adalete

büyük önem verilir. Hak ve adalet konusunda Kur’an-ı Kerim’de: “Şüphesiz Allah,

adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder. O, düşünüp tutasınız

diye size öğüt veriyor” denilmiştir.