Müminler, aralarında borçlarını ödeyemeyecek durumda olanları yüzüstü bırakmazlar. Onun fidyesini ve diyetini aralarında öderler.  Medine anayasası m. 11

Modern toplumlar, insanların bankalara yani kula kul olduğu toplumlardır. Bankaların geliştirdiği sistemle tüm insanlar ve hatta devletler köleleştirilmiş ve bu sistemin taleplerini karşılamak için çalışmak zorundadırlar. Ne kadar bankalara bulaşmak istemesiniz bile bir şekilde sistem sizi bulaştırmaktadır. Hatta hacca gitmek isteseniz bile bir şekilde bankalar üzerinden iş yapmaktasınız.

Modern kapitalist sistem, bankaların tahakkümü olduğu sistemdir. Tüm kurgu bu sistem üzerine kurulmuştur. Bankaların tahakkümü sayesinde Yahudiler sermayeleri ile insanlığı yönetmektedir. Bankaların arzularını yerine getirmek için uluslar savaşmakta, kıtlıklar ve yokluklar baş göstermektedir. 

Peki, neden bankalara tüm insanlığın bekasını emanet ediyoruz?

Bu sistemi kıramaz mıyız?

Mevcut sistem içerisinde bunu yapmak imkânsızdır. Yapılacak tek şey, sistem dışına çıkmak ve yeni bir sistem inşa etmektir. Bu sistemde bankalarını tahakkümü olmayacaktır. İnsanlar ihtiyaçlarını bu faiz sisteminin dışında karşılayacaktır. Bunun için de önce insanlara neyin ihtiyaç ve neyin de aslında ihtiyaç olmadığı bilinci verilmelidir. İhtiyaçlarının neler olduğunu bilen bir insan, ihtiyaç fazlası arza yönelmeyeceği için gereksiz harcama yapmayacak ve bu durum daha az çalışmasına, borca batmasının önlenmesine ve ailesine daha fazla zaman ayırmasına neden olacaktır. 

Gerçi kapitalist sistem sürekli üretim ve tüketim yapısı içerisindedir. Üretimin artması bir başarı ve gelişmişlik ölçüsüdür. Ne yapıp edip insanların tüketim arzuları kamçılanmaktadır. 

Bizim kuracağımız yeni sistemde insanların tüketim arzuları kamçılanmayacak, ihtiyaçlar oranında tüketime sevk edilecektir. Böylece kaynak tüketimi ve israfı ortadan kalkacaktır. Üretimin azlığı bir eksi olarak görünse de ihtiyaç fazlası üretimi insana dayatmak aslında doğru değildir. İhtiyaç fazlası üretim başka insanlara, ülkelere yöneltilecektir. Bu durumda insanlar arasında gelir adaletsizliği ve açlık yaşanmayacağı gibi, insanların tüketimin kölesi olmasından da çıkmasına neden olur.  Bankacılık sistemi yerine ihtiyacı olan insanlara oluşturulan bir fon ile yardım edileceği gibi, borcunu ödeyemeyecek olan insanlara da kurulan bir sistem ile borçları ödenir. Burada insanların sistemi istismar edip fazla harcama yapıp borçlanacağı eleştirisi gelebilir. Fakat sistem sürekli borçlanıp borcunu ödeyemeyecek duruma düşenlere karşı da önlem alabilir. Örneğin bu tür insanların kendi parasını çekip çeviremeyecek durumda olduğu düşünülerek yani müsrif olduğu düşünülerek geçici bir süre harcama yapısına el konulabilir. Danışman aracılığı ile kendi bütçesini idare etmesi sağlanabilir. Düşünüldükçe kendi sistemimizi kurabilecek alt yapıyı oluşturabileceğimizi görebiliyoruz. 

Modern toplum, asılında hayvani bir toplumdur. Yani acımasız ve düşeni parçalama üzerine kurulmuştur. Zaten kâr ve başarı da buradan gelmektedir. Borcunu ödeyemeyecek durumda olanlara yardımcı olup borcunu ödemesi sağlanacağına faiz, temerrüt, ceza ve haciz masrafları da eklenerek gerçek borcun beş on katı bir talepte bulunabilmektedir. Hatta zaruri ihtiyaçları olan elektrik, su ve diğer faturalarda bile faturalarını ödeyemeyenlere faturasından daha çok ek bir ceza sunulmaktadır.  Bütün bunlar, kapitalist sistemin var olması için yapılan uygulamalardır. 

Sisteme karşı savaşımız var bizim… Biz Müslümanların savaşı sadece bir devlet değil sistem savaşıdır. Peki, savaştığımız bu sisteme karşı kendi sistemimizi kurduk mu? İlim adamlarımız ve akademisyenlerimiz bu konuda bir çalışma yaptı mı? İlahiyatçılarımız nüzulü İsa’yı, Mehdiyi ve benzeri konuları tartışmak yerine bu konulara zaman harcadı mı?

Hayır!

O halde siyaset ve siyasetçi değişse bile sistem var olacaktır. Bu sefer Müslümanca ezileceğiz. Çünkü var olan sistem içerisinde İslami bir duruş sergileyemeyiz. Kendimize ait bir sistemimiz olmadıktan sonra sömürenin adının değişmesi bir şey değiştirmez. İran ve Suudi Arabistan devletleri İslami hassasiyetleri olduğunu iddia eden iki devlet olmasına rağmen, batılı sisteminin bekçiliğini yaptıklarının farkında değillerdir. Sisteme yönelik alternatifler üretememektedirler. Var olan ulus devleti, kapitalizm ve parlamenter sistemi daha fazla özümsemiş, batılı değerlere iman etmişlerdir.

Biz İslam derken topyekûn bir sistemden bahsediyoruz. Aileden başlayıp, devlete oradan ekonomi, eğitim ve sosyal hayata uzanan bir sistem.. Neden bu konularda çalışmıyoruz da eforumuzu ortaçağdan kalma kelami mevzulara harcıyoruz? Bu da bir oyalama taktiği ve emperyalizmin oyunu değil midir?