Avukatın oğlu da avukat olmuş.
Oğul, yaşlı babanın bürosunu idare etmeye başlamış.
Bir akşam evde büro hakkında rapor verirken havalı bir
şekilde Baba, senin on yıldır sürdürdüğün filan davayı sonlandırdım deyince
babası, Oğlum, her davayı böyle çabuk sonlandırırsan sen ne yiyip içeceksin
der.
Televizyonlarda Ergenekon ve Balyoz davalarının bazı cazgır
avukatlarını ve Silivri ye gaz savaşlarına katılanları her görüşümde bu fıkra
aklıma gelir.
Bu adamlar bu tutukluların tutukluluğundan fayda mı
sağlıyorlar diye düşünürüm.
Spor kulübü başkanı tutuklu ünlülerden birinin avukatı da
televizyon televizyon dolaşıp herkese laf yetiştiriyor, başkanın tutukluluğu da
devam ediyordu.
Ne zaman avukat televizyonlara çıkmaz oldu ve sesini kesti,
başkan tahliye oldu.
1981 yılından beri İstanbul da tanıdığım cazgır avukatların
başarılı olmadığını, Savcı ve Hâkimle çatışmanın davayı kaybetmeye sebep olduğunu,
sessiz sedasız, basına görünmeden, yetkililere saygılarını sunaraktan,
maddelerin en ince bendlerine kadar nüfuz eden avukatların da müvekkillerinin
yüzünü güldürdüğünü gördüm.
Marmara FM de yaptığım Şifa Tefsiri adıyla sekiz yılda
Kur an-ı Kerim in tefsirini tamamlarken 28 Şubat ın en hararetli günlerinde
12/01/2001 tarihli tefsir sohbetimde:
...Nerede olursanız olun, Allah Celle Celalühü nün denetimi
ve gözetimi altında olduğumuzu hatırımızdan çıkarmayalım.
Türkiye de yolsuzlukların temelinde böyle bir inancın
olmadığı yatmaktadır.
Türkiye de yolsuzlukla gerçekten mücadele etmek isteyen iyi
niyetli insanlar niye başarılı olamazlar
Her şeyi kanunlarla halledeceklerine inanıyorlar da ondan.
Her şeyi zabıta gücüyle, yani polis gücüyle, asker gücüyle
halledeceklerine inanıyorlar da ondan.
Bu yol yanlış.
Eğitim yoluyla insanları yolsuz hareket edecek şekilde
yetiştireceksin, sonrada onları yakalamak üzere o yetiştirdiğin insanlardan bir
kısmını polis yapacaksın ve onların üzerine salacaksın. Birine kaç diyeceksin,
Birine tut diyeceksin... dedim
Meğer bu sözler o günün İstanbul RTÜK görevlilerine göre
suçmuş. T.C. Radyo Ve Televizyon Üst Kurulu İstanbul Bölge Müdür V. Cengiz
Karakaşoğlu imzasıyla Ankara RTÜK merkezine, 3984 sayılı kanunun 4. madde (g)
bendi Toplumu şiddet, terör ve etnik ayırımcılığa sevk eden ve toplumda nefret
duyguları oluşturacak yayınlara imkan verilmemesi ile 4. madde (c) fıkrasında
yer alan Anayasanın Genel esaslar kısmında yer alan ilkelere, demokratik
kurallara ve kişi haklarına aykırı olduğu düşünülmektedir.
Takdirlerine arz ederim. denilerek suç duyurusunda
bulunulmuş.
RTÜK üyeleri de savcılığa durumu bildirmişler.
Mahkemeye giderken kimseye haber vermeden gittim.
Altı ayrı duruşmaya yalnız gittim.
Hiç bir dostuma haber vermedim.
Günlük yazı yazdığım gazeteme haber vermedim.
Bilirkişi raporuna dayanarak hâkime hanım berat kararı
verdi.
Savcıda temyize göndermedi.
Berat kararında bir kaç sene sonra ben bu olayı yarıdan
fazlası avukat olan yirmi kadar arkadaşla, deniz kenarında bir havuzun başında
gece sohbetinde konuşurken anlattım.
Tanımadığım bir bey, En iyisini yapmışsın. Avukat sayısı
arttıkça, hâkimin ceza verme hırsı da artar. dedi.
Avukatlardan biri bana o konuşanı tanıttı, Hocam bu bey,
ülke çapında bilinen filan davaya bakan hâkimdir dedi.
Halen faaliyette olan İslamcı sayılmayan holdinglerden
birinin hem avukatı hem de ortağı olan bir bey, benim Cağaloğlu nda, Cezeri
Kasım Paşa Camii nin salonunda yaptığım Tefsir sohbetlerine devam ederken bir
gün yine derse devam eden küçük esnaftan birinin benim yanımda avukata bir
durumunu anlattı, avukatı olmasını istedi.
Avukat, Hakimler beni tanırlar, pahalı avukat olduğum için
senin bu vergi usulsüzlüğünü bilinçli yaptığın kanaatine varırlar. Sen hiç
avukat tutma, bana anlattığın gibi saf bir şekilde kendin anlat. Hâkimler seni
anlayacaktır ve berat edeceksin dedi ve dediği gibi de oldu.
Bağcı dövmekten vazgeçip üzüm yesek herkes için daha iyi
olacak.