Şiddet, toplumumuzun gizli hastalığı gibi. Sebeplerini sosyologlar, psikologlar, hekimler ve belki de siyasetçiler tespit ededursun; biz gözlemleyebildiğimiz kadarına işaret edelim. Gündelik yaşamın her safhasında küçük çaplısından büyüğüne kadar çeşitli şiddet eylemlerini görüyor ve yaşıyoruz. Spor müsabakasından hak aramak için yapılan gösteriye, otobüste manasız bir sebepten çıkanından trafikteki yol verme kavgasına, toplumun tüm çatlaklarından içeri girmenin yolunu bulan şiddet olgusu, huzurumuza kast ediyor, bizi içten içe kemiriyor. Bir düşünün; kartopu oynarken esnaf tarafından bıçaklanarak öldürülmek de olası artık.

Şiddet deyince sadece yaralama, öldürme, işkenceyle katletmeyi mi anlamalıyız Yoksa şiddetin fiziksel olduğu gibi, sözel ve psikolojik olanlarını da görmek daha mı faydalı olacak acaba İşyerinde, amirin memuruna uyguladığı sözlü taciz, yani mobbing psikolojik şiddet değil mi En manasız konuda bile birbirlerinin boğazına yapışmaya hazır insanlar, ağız dalaşından farksız TV tartışmaları, ortaya fiili bir şiddet çıkarmasa bile toplumun huzurunu bozmaya namzet şiddet seansları sayılamaz mı

Şiddete sebep olarak birçok şey akla geliyor. Mesela, toplumun ahlaki kodlarındaki değişim, değer yargılarının giderek törpülenmesi, en mütedeyyin bireylerin bile giderek ahlaken ve erdemler açısından yozlaşması, bencilliğin giderek ağır basması, fertlerin kendilerini “dünyanın merkezi” gibi görmesi, kapitalist ahlakın veya ahlaksızlığın toplumu dönüştürmesi, nezaket yerine kabalığın, mütevaziliğin yerine patavatsızlığın, bilgeliğin yerine koyu bir cehaletin galebe çalması, uzlaşma ve hoşgörünün zaaf sayılıp hırlaşma ve şuursuzca kavganın geçer akçe olması… İşin kötü tarafı, toplumu olumsuz manada değiştiren ve dönüştüren, insanları ilkelleştiren ve şiddeti mazur göstermeye başlayan yozlaşmaların, anlamsız bir şekilde kutsanması ve kanıksanması.

Cezai müeyyidelerin yetersizliği ve uygulama eksiklikleri pek tabii şiddetin yaygınlaşmasının bir gerekçesi. Bunların giderilmesi kesin şart. Ancak tüm tedbirleri alsanız da, bireyleri insani ve erdem odaklı bir eğitim çarkından geçirmeyince ortaya çıkan canavarlıklar muhtemelen şekil değiştirerek sürecek. Bir insanı öldürmek, bazıları için adeta bir tavuk boğazlamak kadar sıradanlaşmışsa, insan yetiştirmek konusunda çok büyük sıkıntılar var demektir.

Şiddet, toplumdaki bazı sıkıntıların yansıması gibi. Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, borçluluktan tutun da, siyasetin toplumu kuşatan ve asabını bozup birbirine düşman eden sert ve sorumsuz söylemleri bile az veya çok şiddet eğilimini besliyor. Toplumun huzuru kaçtıkça, siniri bozuluyor ve ne hoşgörü, ne tahammül, ne akıl, mantık ve insaf kalıyor. Kendi vatandaşına karşı “sık lan sık” diyen polis amiri de, boşanmak isteyen eşini öldüren kocalar da, Maraş’ta cami avlusunda kadına saldıran da ve tabii Özgecan’ın katli de daha taze..

2004’ten 2014’e kadarki sürede evlenme oranı yüzde 2.5 azalırken, boşanma oranı yüzde 38 artmış mesela. Toplumun sinir uçları uyuşuyor, giderek hissizleşiyor. Şiddet, hissizleşmenin neticesidir, kendisinden başkasını sevmemenin, tahammül edememenin, hayat hakkı tanımamanın…

Şiddet cinnete doğru evriliyor, büyük bir huzursuzluğu işaret ediyor.