Ortadoğu da fitne fücur kazanı kaynıyor. Müslümanlar da bu fitneye teşne. Fitne kaynakları ve güçleri işlerini yapacak, bu doğal. Ancak onlara yardım ve yataklık edenleri de hesaba katmalıyız. Emperyalizmin abanmasından beri çok yönlü bir savaş sürüyor. Burada en yıkıcı ve yıpratıcı olan kardeşin kardeşe kırdırılmasıdır. Müslümanların birbiriyle olan savaşı. Aynı kültür, medeniyet, din dairesinde bulunan insanların birbiriyle olan savaşı, çatışması, çekişmesi çok yoğun yaşanıyor.

Türkiye de akla hayale gelmeyen oyunlar sergileniyor. Kavmiyetçilik akımları güçlendirildi. Türkçülük, Kürtçülük şu sıraların en yoğun gerilimi ve tırmanışı ile sürüyor.

Kürtlerin tarih boyunca İslâmî bir ruh ile devlete olan bağlılığı 1960 lara kadar sürdü. Geçmişteki kimi ayaklanmalar bir Kürdistan devleti oluşturmaya dönük olmamıştır. Bütün ayaklanmalar İslâm a sadakatten kaynaklanıyor. Tek gerekçesi vardır: Şer i Şerif in korunması. Bu, yabancı kolejlerin coğrafyaya yayılması, fitne kazanının kaynatılması sonrasına dayanıyor. Burada Kürtler gene de Devlet e olan bağlılıklarından ödün vermemişlerdir.

PKK hareketinin geçmişteki ayaklanmalarla zerre ilgisi yoktur. Kürt İslâm büyüklerinin hiç birinde kavmî bakış yoktur. PKK ve onun siyasal tamamlayıcısı olan siyasal hareket sosyalist bir temele dayanıyor. Bunu defalarca yazdık. Bize gelen kimi iletilerde Kürt ayaklanmalarıyla ilgili yapılan anımsatmalarda göz ardı edilen şeyler var. Osmanlı dönemindeki hemen her ayaklanma Şer i şerif in zaafa uğratılmasıyla ilgilidir. Bunlar çoğunlukla Tanzimat fermanı sonrasında gelişiyor. Hıristiyan azınlıklara tanınan haklara bir tepkidir. Bölgeye gönderilen valilerin yönetim tarzlarındandır. Osmanlı bölgeyi kendi insanlarıyla yürütüyordu. İran daki ayaklanmalar da genellikle mezhep gerilimlerine dayanır. Kürtler, genellikle Osmanlı yönetiminde kalmayı tercih etmişlerdir. Nedeni, Sünni geleneğe dayanıyor olması. Tasavvuf olarak şeyh Halid-i Bağdadî ekolünün ağırlıkta olmasıdır. Anadolu daha çok bu ekolün izleğindedir.

En son isyan olarak ifade edilen Şeyh Sait ayaklanması da ifade edildiği gibi İngiliz etkisi altındadır. Şeyh Sait ve çevresi bu dönemde daha çok Sırat-ı Müstakim etkisindedir. Şark İstiklâl mahkemelerinde sadece Şeyh Sait ve çevresi yargılanmıyor. Aynı dönemde Sırat-ı Müstakim yöneticileri de yargılanıyorlar.

Ahmet Süreyya Örgeevren: Şeyh Sait in yargılandığı İstiklâl mahkemesi savcısıdır. Anılarında Şeyh Sait in çok saf ve samimi olduğu, kendisinin İngiliz parmağıyla ilişkilerini reddettiğini söyler. "Kalkışmamız Şer i şerif ile ilgilidir" der.

Şeyh Ahmede Hane, İdrisi Bitlisi, Bediüzzaman Said Nursi gibi büyük âlimlerin hiçbirinde kavmî bir özellik bulunmaz. Kürt kavmiyetçilerinin dayanakları sol ve Batı Düşüncesi olduğundan İslâmi geleneğin büyük âlimlerinin adlarını zoraki kullanıyorlar. Yoksa onların düşüncelerini ve inançlarını benimsediklerinden değildir.

Kürt kavmiyetçileri İslâmi özden uzak duruyorlar. Hatta İslâm ve Müslümanlarla olan mesafeyi giderek açıyorlar ve bunu bilinçle yapıyorlar. Bütün amaç Kürtlerin kavmi özelliklerini öne çıkarmak, İslâm öncesi pagan kültürleri bilinçaltında uyandırmak. Bunda da başarılı oluyor. Kürt halkını bir bütün olarak arkalarında sürükleyemiyorlar. Önde gelenlerin son Ramazanda kamp yaptıkları otelde, medya önünde sabah kahvaltıları, hapisten çıkan milletvekillerinin gene bir Ramazan gününde basın toplantısında kumanda edilmiş gibi beşinin bir anda ellerini su bardaklarına götürmeleri, Nevruz kutlamaları, Mehdî Zana nın Kürtlerin dininin Zerdüştlük olduğunu söylemesi, PKK militanları arasında yapılan ankette çoğunluğunun dinlerinin Zerdüştlük ile Hıristiyanlık olduğunu söylemeleri bir rastlantı değildir.

Kavmî Kürtçülüğün temeli başlangıçta Marksist ve Maoist bir çizgidedir. Yakın zamana kadar onlardan beslenmişlerdir. Marksizm in çökmesinden sonra Kürt milliyetçiliği Abede nin himayesine girmiştir. Bölgedeki Kürtçülüğün beslenme kaynakları, dayanakları Abede olmuştur. Abede bugün Kürtçülerle de oynuyor. Onlar çıkarlarına bakarlar. Kimi, nerede, nasıl kullanacaklarının hesabını iyi yaparlar. PJAK, PKK nın yeni bir açılımıdır. Bu sonucun nereye varacağı merak konusudur. Müslüman Kürtler giderek olayları fark ediyorlar. İslâmî bilinç giderek daha belirginleşiyor. Bu da bölge için yeni bir umut ışığıdır.