Bismillahirrahmanirrahim;
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
1 Dolar: Bir doların üzerinde “IN GOD WE TRUST” yazar. Bu, “Biz tanrıya güveniyoruz” anlamındadır. Doların dört köşesine hem rakamla, hem de yazıyla “ONE” yazılmış, doların üs tarafına “THE UNITED STATES OF AMERIKA” yazılmış. Bunun Türkçesi “Amerika Birleşik Devletleri” demektir. Yani en büyük para fabrikası ABD’dir. Doların alt tarafında ise “ONE DOLLAR” yani “BİR DOLAR” yazmaktadır. Bu ifadelerin toplamından, “Para fabrikası ABD’nin bastığı bu bir dolar, güvendiğimiz bizim tanrımızın tek parasıdır” anlamını çıkarmak mümkündür. Yine bir doların üzerinde yazan “FEDERAL RESERVE NOTE” Amerikan Merkez Bankası Banknotları yani altın veya gümüş olarak karşılığı olmayan “itibari kâğıt para” anlamına gelir. Yine 1 doların üzerinde 13 katlı piramit ve bir de göz vardır. Bu göz, “Her şeyi gören göz” olarak mason ilahı “luzifer’in”, yani “baphomet’in” yani şeytanın gözüdür.Ayrıca piramidin üst kısmında yazan “ANNUIT COEPTIS” Latince bir sözcüktür ve O (tanrı ya da kader) bizi veya yaptıklarımızı onaylıyor, anlamındadır. Bu sözcük: “Bizim meselemiz, plan başarıyla tamamlanacaktır” ve “başlanmışın tamamlanması” olarak da tercüme edilmektedir. Piramidin alt kısmında yazan “NOVIS ORDO SECLORUM” ise “Yeni Seküler Dünya Düzeni” anlamındadır. Seküler, din dışı, dinsiz gibi anlamlara gelir. Piramidin altındaki rakamlar (MDCCLXXVI) 1776 tarihini gösterir. Bu tarih de Illüminati’nin ve ABD’nin kuruluş tarihidir. İlluminati, “Aydınlanmışlar” anlamındadır ve efendiler denilen süper zenginlerin yönettiği bir dünya hedefidir. Kartalın ağzındaki “E PLURIBUS UNUM” yazısı da, ırklar arasında Beni İsrail ırkı en üstün ırktır demektir ve Tevrat’ta kullanılan seçilmişlik, tanrı oğlu ayrıcalığının simgelenmesidir. Dolar gerçekte “Gizli Dünya Devleti’nin” parasıdır ve inkârcı Beni İsrail’in dünya hâkimiyetini sağlamak ve büyük İsrail’i kurmak için tasarlanmış bir silahtır. İnkârcı Beni İsrail her zaman şeytan ile derin ve stratejik bir ortaklık içinde olmuştur. Bu ortaklığın temelinde insanlığa duyulan kin ve nefret vardır. İnkârcı Beni İsrail ve şeytanın ortak hedefi, bütün insanlığı fesada uğratmak ve böylelikle emellerine ulaşmaktır. İnkârcı Beni İsrail ve şeytan bu stratejik ortaklıklarını sorunsuz bir şekilde yürütüyorlar ve görev saydıkları işlerini kusursuz olarak yapıyorlar. Ya bizler ne yapıyoruz. Onlara karşı vermemiz gereken mücadeleyi hakkını vererek yapıyor muyuz? Biraz düşünelim.
RABBİMİZ UYARIYOR
Allah Teâlâ Kur’an’da, şeytanın bizim düşmanımız olduğunu bizlere defalarca bildirmiştir. Bu düşmanlık kıyamete kadar devam edecektir. BAKARA 168: “Ey İnsanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarına (haram düzenine) uymayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.” İnsanların şeytandan başka düşmanları da vardır. MAİDE 82: “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler (inkârcı Beni İsrail) ile şirk koşanları (Allah üçün üçüncüsüdür diyen müşrik Hıristiyanları) bulacaksın…” Bunun için Rabbimiz, düşmanları veli edinmeyi bize yasaklamıştır. MAİDE 51: “Ey iman edenler, Yahudileri ve Hıristiyanları veli (dost ve yönetici) edinmeyin. Zira onlar birbirinin (dost ve yöneticisi) velisidirler. İçinizden onları veli (dost ve yönetici) edinenler onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” Bu ikazlar boşuna yapılmıyor. Allah bu düşmanların hepsini lanetlemiştir. NİSA 118: “Allah, onu (şeytana) lanetlemiştir…” Allah inkârcı Beni İsrail’e lanet etmiştir. MAİDE 78: “İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.” Bu düşmanlara tabi olmak, onların düzenlerine uymak da kınanmıştır.
BAKARA 120: “Milletlerine (zihniyet ve düzenlerine) uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın (İslam) yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına (kanunlarına) uyacak olursan, yemin olsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” Müslüman bu uyarılara kulak vererek tercihte bulunabilen kimsedir. ADB ve İsrail’i stratejik ortak olarak gören bir siyaset çizgisi, Müslüman’ın tercih edeceği bir şey olamaz. AB’yi bir medeniyet projesi olarak gören bir siyaset anlayışı, Müslüman’ın benimseyeceği bir anlayış olamaz. Faizci kapitalist nizamı yürütmeyi esas alan, bir siyaset yolu, Müslüman’ım diyen bir kimsenin yolu olamaz. Materyalist bir eğitimi esas alan bir siyaset, Müslüman’ın peşine takılacağı bir seçenek olmaz.
İNANANLARIN GÖREVİ
İnananların temel görevi, kötüler ve kötülükler ile mücadele etmektir. Kötüler ve kötülükler ile mücadele etmek yerine, onlar ile uzlaşma ve işbirliği yoluna sapmak ve buradan bir çıkar elde etmek yolu, sahibini ilahi gazaba uğratır. HUD 113: “Zulmedenlere (stratejik ortaklar olarak) meyletmeyin; sonra (onlara dokunacak olan) ateş size de dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O’ndan da) yardım göremezsiniz.”
İnananları şeytan ve adamlarına karşı mücadele etmekten başka çıkış yolu yoktur. İnkârcılara karşı mücadele etmek, inananların izzetidir. Emir, bu istikamettedir. TEVBE 73: “Ey Peygamber, kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir.” Şeytan, inkârcılar, müşrikler, münafıklar, inananların mücadele edeceği kesimlerdir. Bu mücadele günümüzde Milli Görüş-Saadet Partisi kadroları tarafından şuurla yapılıyor. Bu bir tarafgirlik ile ifade edilen bir kanaat değildir. Bu bütün aklıselimin rahatlıkla görebildiği bir şeydir. Saadet Partisi, yukarıda ifade edilen şer düzenine karşı tek düzen öneren bir partidir. “Adil Düzen” “Yeni Bir Saadet Dünyası” “İslam Birliği” gibi teklifler ciddi tekliflerdir. Selam hidayete tabi olanlara…