Şevket Kazan bey, hafta sonunda Denizli ve Aydın da birer konferans verdi. "Emperyalizmin Kıskacında Ortadoğu ve Türkiye" konulu bu konferanslar seçkin bir topluluk tarafından takip edildi. Türkiye nin nasıl bir kıskaca alınmak istendiği konusunun işlendiği bu konferanslar bilgilendirici, uyarıcı, tedbirli olmaya davet edici ve görevlerimizi hatırlatıcı bir üslûp taşıyordu.

İlahiyat ve hukuk fakültelerini bitiren Şevket Kazan, yıllarca vaizlik yapmış, 40 yaşına kadar ticaretle meşgul olmuş. Millî Görüş ün partilerinde yönetici ve Meclis te Grup Başkanvekilliği görevlerine seçilmiş. Adalet ve Çalışma Bakanlıkları yapmış. HUDER Genel Başkanlığı na getirilmiş. Şu anda, Saadet Partisi Genel BaşkanYardımcılığı görevini yürütüyor.

Şevket Kazan, insanı tarif ederek konuya girdi: "İnsan "ünsiyet sahibi" bir varlık yalnız, sevgisiz, inançsız, vatansız ve devletsiz yaşayamaz."

Devlet yönetiminde iki çeşit sistemden söz etti: "1. Hakkı üstün tutan sistem. Peygamberlerin öncülüğünde yürüyen bu sistem insanı mutlu eder. 2. Kuvveti üstün tutan sistem. Firavun ve Nemrutların öncülüğünü yaptığı bu sistemde, insanlar huzur ve barışa hasret kalır."

Sayın Kazan Ortadoğu nun önemini şöyle vurguladı: "Ortadoğu medeniyetlerin beşiğidir. Zenginliklerin kaynağıdır. Bu sebeple, savaşlar bu coğrafyada yaşanıyor.

Türkiye nin Ortadoğu daki yeri bambaşkadır. İnsanlık Selçuklu ve Osmanlı yı unutamıyor. Türklerle Arapların arasını açan İngilizlerdir."

Şevket Kazan, Türkiye, ABD ve İsrail in jeostratejik hedefleri konusunda şu bilgileri verdi:

"Türkiye nin jeostratejisi "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" prensibine dayanır. Fakat, Türkiye nin yöneticileri bunu "yurtta sus, cihanda sus" anlayışına dönüştürdüler.

ABD nin jeostratejisi Büyük Ortadoğu Projesi dir. İsrail inki ise Arz-ı Mev ud. Nil den Fırat a Büyük İsrail Devleti ni kurmayı hedefliyor. ABD ile İsrail in hedeflerinde birliktelik var. ABD de güçlü bir Yahudi lobisi mevcut.

Bazı yöneticilerimiz ABD den "stratejik ortak" olarak söz ediyor. Halbuki ABD, Türkiye nin sınırlarını bile tanımıyor. Türkiye nin sınırlarını tanımayan bir devletten stratejik ortak olur mu

ABD, dünyayı Amerikanlaştırmak istiyor. İş yerlerinin tabelalarına, kullandığınız malların markalarına bakarsanız bunu anlarsınız."

ABD nin dostluğuna güvenilemeyeceğini anlatan Hatip, görüşüne şu örneklerle açıklık getirdi: "ABD, İran da  Şah ı destekledi. İran devrimi sırasında Şah Rıza Pehlevi, dostu ABD nin yanına kaçtı. Fakat, bir sene sonra "Senin varlığın benim politikalarıma zarar veriyor." diyerek Şah ı Mısır a gönderdi ve orada öldü. Saddam da ABD ile dost oldu. Sekiz sene ABD hesabına İran la savaştı. Güya İsrail için tehditti. İşi bitince, ABD Saddam ı zalim ilân etti. "Demokrasi ve insan hakları getireceğim" gerekçesiyle Irak ı işgal etti. Şimdi bizim başbakan da ABD ile dostluğunu söyleyip duruyor. Aynı akıbet başına gelmeden kendisini uyarıyorum."

Türkiye nin bölgedeki önemini ise, şöyle anlattı: "Türkiye nedir biliyor musunuz İslâm aleminin, Türkiye ayağa kalksın da, biz de eteklerine tutunalım, diye beklediği ülkedir. ABD elçileri, perde arkasından Türkiye yi idare ediyorlar. Sanki biz müstemleke ülkeyiz, onlar da müstemleke valisi. AB bir Hıristiyan birliğidir. Bu birliğin içinde Türkiye nin işi ne "

Konuşmasının sonunda, Emperyalizmin, Türkiye yi aç ve işsiz bırakmak, borca esir etmek ve manevî tahribat yapmak suretiyle direncini kırmak istediğini belirtti. "Evlilik dışı ilişkileri teşvik ediyorlar. 15 gün biriyle, 15 gün başka biriyle yaşamayı normalmiş gibi gösteriyorlar. Böyle aile müessesesi yaşar mı Aile çökerse millet kalır mı " diyerek sürüklenmek istendiğimiz tehlikelere dikkat çekti.Batı nın insan haklarının ancak sözünü ettiğini, gerçek insan haklarının İslâm dininde olduğunu anlattı.

Şevket Kazan ve arkadaşları, Millî Görüş hareketinin önemini en iyi anlayanlar arasında yer aldılar. Erbakan Hoca nın etrafında halka oldular. Emperyalizmin, bu görüşün safiyetini bozmasına fırsat vermediler. 38 senedir, onurlu bir duruş sergileyerek, dava adamlığı için gerekli olan, istikamet, sadakat, vefakârlık gibi vasıfların yalnız kitaplarda kalmadığını, bugünkü dünyada da değerinden bir şey kaybetmeden yaşanabileceğini gösterdiler.