MODERN dünya her güne, her haftaya, her yıla özel bir anlam yükleyerek yüklerinden kurtulmayı amaçlar. Modern dünyanın yükleri nedir diye sorarsanız, insanın rahatını bozan, konforunu engelleyen, dertlenmeyi gerekli kılan, zahmete yol açan ne varsa modern dünya için yüktür. En temel insani hakların muhafazası modern insanın rahatı için bir yüktür. Hayatımızın bütünlüğü içerisinde önemli yere sahip kişiler, modern insanın özgürlüğü için bir yüktür. Çalışma hayatının dışında yer alan herkes aslında birer yüktür.

Bu yüzden insanlar, vicdanın derinliklerinde yaşanan rahatsızlıktan kurtulmak için özel güne, özel haftaya ya da yıla bir anlam yüklüyor. Anneler günü, babalar günü, kadınlar günü, engelliler haftası, sokak çocuklarına şefkat haftası ve yaşlılar haftası hepsi toplumda yok sayılmaya çalışılan yüklerin hafifletilme zamanlarıdır. Konforları üzerine kurulmuş bir dünyanın varlığı için herkes koştururken, bu koşturmacaya ayak uyduramayanların konforu ise bu anlamlı zamanlardır işte.

18 Mart-25 Mart tarihlerini yaşlılar haftası olarak icra ettik. Hayatımıza değer katan büyüklerimize karşı vazifemizi böylece yerine getirmiş olduk mu sizce? Yaşlıların beklediği ilgi bir haftaya sıkışmış protokol ünsiyetinden mi ibaret? Maalesef kurgulanmış bu dünyamızda yer ayırmadığımız yaşlılarımıza belli bir zamanı tahsis etmekle yetiniyoruz.

Bir ailenin ilişkide olduğu kuşak sayısı ne kadar fazlaysa hayatı anlamlı kılan değerler de o derece anlamlıdır. Kuşak çatışması genelde ardı sıra devam eden kuşaklar arasında olur. Atlayan kuşaklar arasında bir çatışma değil daha çok dayanışma söz konusudur. Örneğin çocukla babası arasındaki ilişki otoriter olurken çocukla dedesi arasındaki ilişki halden anlamaya dönüktür. Bu şekilde gerçekleşen ilişki, kuşakların birbiriyle etkileşim içerisinde olmasını sağlamaktadır.

Ne yazık ki, günümüzde böyle bir etkileşimin olmadığını görebiliyoruz. Çünkü aileler küçülürken kuşaklar birbirinden ayrılıyor. Gençlerin üniversite eğitimiyle başlayan ailesinden bağımsız özgür alan alışkanlığı hayatlarının ileriki seviyelerinde artarak devam ediyor. Bundan dolayı evin güçlü kişiliği yaşlılarımız evin misafiri konumuna gelebiliyor. Yaşlılarımız, hayatımızın merkezi konumunda olması gerekirken koltuğa iliştirilmiş bir yolcu gibi durabiliyor. Modern dünya sanki bize şunu öğütlüyor; sen varken başka hiç kimseye gerek yok.

Şunu unutmayalım, yaşlılığı kendimize ne kadar uzak görsek de, Allah ömür verirse o koltuğa hepimiz oturacağız. Bu gerçeğe rağmen insanlar yarın oturacağı koltuğa neden bugünden dikenler döker ki, anlamak güç. Varlığı güç vermesi gerekirken, yük olarak algılanmaya başladığından bu yana yaşlılar haftasını icra ediyoruz sanırım.

Evlerimizi, yuvalarımızı, meskenlerimizi konuta çevirdikten sonra, odalarımızı dilimleyip azalttıktan sonra, eşyalarımızla hacimleri daralttıktan sonra, kalbimizi dünyaya sığdırdıktan sonra yaşlılarımıza kala kala huzurevleri kalmıştır.

İsminin huzurevi konulmasında bile bir kandırmaca var, kendimizi kandırıyoruz, belki de vicdanlarımızı teskin ediyoruz. Ama adına ne dersek diyelim şu bir gerçek ki; huzur evdedir, huzurevinde değil.