Toplumda hemen herkesin ortak dileğidir sevgi, barış ve mutluluk.. Herkes ailesinde, ülkesinde ve dünya üzerinde sevgi, barış ve mutluluk ister ya da ister görünür... Tüm ortak istek ve dileğe rağmen ne ülkemizde ne de dünya üzerinde özellikle barış ve mutluluk sağlanamaz..

Neden böyledir

Acaba herkes sevgi, barış ve mutluluk dilerken neden bu istekler hayata yansımaz, yansıtılamaz..

Öyle ise sevgi, barış ve mutluluk istemek tek başına yeterli değildir.. Bunların sağlanabilmesi için emeğe ihtiyaç vardır.. Özellikle de dileğin samimiyetine.. Hemen denebilir ki, insanlar laf olsun diye niçin sevgi, barış ve mutluluk istesinler Sevgiyle barış içinde mutlu bir hayat sürmeyi kim istemez Herkes ister istemesine de demek istediğim o ki, istemek yeterli değil, isteğin gereğini yerine getirmek lazım.. Başkasından sevgi bekleyen önce kendisi sevmeyi öğrenmelidir.. Barış içinde yaşamak isteyenler önce kendileri ile barış halinde olmalı ve gerçekten bu isteklerini hayata geçirebilmek için kendilerine düşen fedakarlığı seve seve yapabilmelidirler.. Sevgi ve barış topluma hakim olabilmelidir ki o toplumu oluşturan insanlar mutluluğu yakalayabilsinler.

Yeni yıl münasebetiyle yayınlanan bildirilerin ortak özelliği de sevgi, barış ve mutluluk idi, yaklaşan Kurban Bayramı münasebetiyle yayınlanacak mesajların ortak noktasını da yine sevgi, barış ve mutluluk oluşturacak.. Buna rağmen toplumuzda sevgi hakim olacak, barış sağlanabilecek mi Mutluluğa açılan iki kapı niteliğindeki bu iki kavram ne ölçüde hayata yansıyacak

Sevgiyi yakalayabilmek için kalbimizin segi kapısını arkasına kadar açamaz, barış yolunda üzerimize düşeni yapmanın çabası içinde olmazsak mutluluk lafta kalmaz mı

Diyelim ki, insanlar gerçekten bu yıl sevgi, barış ve mutluluğu yakalamak için bir çabanın içine girdiler, bu yeterli olabilir mi

Bize göre çok zor.. Paranın putlaştırıldığı manevi değerlerin bir kenara itildiği bir dünyada segi gibi, barış gibi, mutluluk gibi değerlerin anlamı olabilir mi Aşkı sekse indirgemiş bir anlayış ile sevgi yakalanabilir mi Herkesin kendini merkez kabul ettiği, ille de kendi isteklerinin toplumda egemen olmasını isteyenlerin ağırlıkta olduğu bir ortamda barış nasıl sağlanacak

Daha insan hak ve özgürlükleri hususunda bile ortak bir noktayı yakalayabilmiş değilken nasıl olacak da bu memlekette barış sağlanacak Demokrasi, düşün ve inanç hürriyeti deyince herkes sadece kendisinin inancını rahatça yaşabilmeyi, düşüncesini istediği gibi açıklayabilmeyi anlıyor, kendisinden farklı düşünenleri hemen ya çağdışı olmakla ya da devlet düşmanlığı, vatan hainliği gibi nitelendirmelerle suçlamaya kalkıyorsa o ülkede sevgi ve barış hakim olabilir mi

Sanırım herkesin ortak isteği sevgi, barış ve mutluluk olmasına rağmen bu ülkede sevgisizlik ve mutsuzluk kol geziyorsa en önemli eksiğimiz samimiyettir.. Toplumda samimiyeti hakim kılabilirsek sevgiyi, barışı ve mutluluğu yakalamamız ve yaşamamız mümkün olacaktır. Yok eğer samimiyeti hakim kılamazsak her mesajımızda sevgi, barış ve mutluluk nutukları atmanın anlamı yoktur.