Bir başka ülkede göremezsiniz işte.

Her seçim zamanı bir felakete dönüşen ses ve gürültü yarışını. Kim daha fazla gürültü ederse, bağırıp çağırırsa seçimi kazanacağına mı inanmakta Anlamak mümkün değil.

Tam bebeklerin uykuya daldığı vakitte, yaşlıların istirahata çekildiği saatte. Ya da ağır hastaların yataklarında kıpırdamaya mecallerinin olmadığı bir anda. Hatta o anda can verme gibi çok zor bir sürece girildiğinde bile.

Bangır bangır sonuna dek açılmış bir müzikle insanların yüreğini ağzına getiren o hiç de insani olmayan kaba davranış. Biri onuncu yıl marşını bağırtır. Diğeri harbiye marşını. Hem biz, Uğur Işılak dinlemeye mecbur muyuz gün boyu. Ne hakları var bu milletin kulaklarına, kalbine, beynine zarar vermeye siyasilerin.

Dakika başı bizim sokakta zuhur eden Ayten Alpman da sıkıntı veriyor artık. Aslında sevdiğimiz şarkılar bile insana işkenceye dönüşmekte. Elbette sakin bir yerde çalınan  "Memleketim" parçası iyi gider. Ama sabahtan akşama kadar da çekilmiyor doğrusu.

Bu gürültü kirliliğini bir yana bırakın seçimin halka verdiği bir diğer ziyanda görüntü kirliliği.

Güzelim yaz ayı temmuzunun bile farkına varamıyoruz. Yaz müdavimleri ağaçların boyunlarına geçirilen iplerle insanlar gibi, onlar da bu seçimde tutuklanmış. Birinin yeşil dal ve yapraklarını görmek mümkün değil. Ne çınarların ne meşelerin dalları özgür, hepsinin kolları arkadan bağlı. Boyunlarında bir ip. Ve iplerde sallanan binlerce bayrak.

İnsanlar sokaklara çıktığı anda bir harami gibi üzerlerine saldıran bu bayraklardan da az çekmemekte. İnsan doğası yeşil görmeye programlanıp sakinleştiği için; siyasilerin toplumun ruh sağlığına verdiği ziyanın haddi hesabı yok.

Burada hiçbir partiyi suçlamıyorum.

Hepsi oyunu kurallarına göre oynamakta.

Bizim ülkemiz gelişmiş bir ülke değil ki her seçimi sükûnetle geçiren batı ülkeleri gibi liderlerin resimlerini sadece bir iki billboard da görelim. Gidip sessizce oyumuzu kullanalım.

Ama yok, bütün gelişmemişliğimizi bir kez de seçim zamanı göstereceğiz. Etrafı gürültü ile yıkacağız. Görüntü ile ilkel manzaralar oluşturmaktan kaçınmayacağız.

Acaba hangi çok sayın liderimizin vicdanı sızlamakta. Şu bayraklara, seçim minibüsleri ile isimlerini bağırtabilmek için harcanan benzinle kaç memleket evladına bir iş sahası açılabileceğini düşündüler mi acep Bu kadar hoyratça masraf yapma lüksü olabilecek kadar zengin bir ülke miyiz biz.

Bir mahalle arasında kurduğu küçük demirden dönen salıncağa çocukları bindirip, elli kuruşa on dakika kolları ile çeviriyordu büyük demir pedalı Mardin li Savur. Sonra çevresine bakınıp da binmek isteyen çocuk kalmayınca kolları ile yokuş yukarı ne kadar güçlükle çekiyordu. Milyar dolar zengini olan siyasilerin, başbakanların, bakanların olduğu bir ülkede yaşıyordu. Seçim arabaları hızla onun üzerine geliyorlar, o da neredeyse kendisini siper ediyordu; o ne kadar güçlükle kazandığı küçük ekmeğinin tezgâhı olan demir yığını salıncağa.

Bu gün yazı günüm.

Özgün bir şeyler yazmak için başımı zorluyorum. Daha dün bir yakınımın kitabından satır satır alıp köşesinde yazan arkadaşı düşünüyorum. Korkunç bir şey, birinin emeğini, uykusuz gecelerini hiçe sayıp; al kitabından köşeni günlerce kendi eserin gibi doldur. Üstelik hiç hicap duyma!

İşte bu düşüncelerle ne yazayım derken, yol kenarındaki evimizin önünden sökün eden seçim arabaları. Partilerin bol keseden attığı vaadler. Sanki bu millet hiç bozuk iktidar görmemiş gibi; o iktidarları yaşatan partilerin havaya fırlattıkları keskin fırsatlar dizisi. Bu siyasiler milleti aptal mı sanmakta Onun için mi sesi en çok çıkacak olan partinin, seçimi kazanacağı inancı ile avazları çıktığı kadar birbirlerini suçlamaktalar.

Dahası endişelerim de var O seçim sandığı başında oy çalmalar, oy çizmeler ile çıkacak kavgalarda kaç gencimiz can verecek, bunu düşünmek bile kanımı dondurmakta. Şu yalanı peynir ekmek gibi kullanan kara siyasa için değil can vermeye, gidip oy vermeye bile değmez, ey memleket evladı.

Fakat oy sorumluluğu, vebali o kadar büyük ki; bir yalancı ve hırsızın başımıza gelmemesi için, Mardin li Savur un bileğine taktığı zincirlerin emeğini boğmaması için, servetini milyar dolarlara getirenlerin daha fazla trilyonları götürmemesi için oyumuzu Yaradan dan hakiki manada korkanlara vermek çok önemli bir insanlık görevimiz.