Büyük bir yıkımı yaşıyoruz. Elbette bu, yeni değil, yüz yıl öncesinden itibaren başladı aynı hızla devam ediyor. Bulunduğumuz şehrin bize ait ruhu nerededir, nasıldır, ne gibi özelliklere sahiptir algısı öyle kolay tanımlanamaz. Ancak yaşanan bir ruh hâli olarak ifade edilebilir.

Şehirlerimiz büyük düşünce geleneğimizin köklü eserleriyle, sokakları, evleri, ağaçları, en küçük ayrıntılarıyla algılanır. Bir şehrin tanımını yapmak, bir şehir insanının ruhunu kavramak ve duyumsamak çarşısından, sokaklarından ve yapılarından anlaşılır.

Tuhaf bir zamanda yaşıyoruz. Müslümanlar kendi ruhlarını kendi kentlerinden kazımak için çok büyük bir çaba içindedirler. Çarşılar şehirlerin ruhlarını yansıtırlar.

Devasa yapıların şehri boğduğu, güneşsiz ve topraksız bıraktığı bir şehrin anlayışı egemen. Batı’ya yüzünü çevirmiş olan hemen herkes kendi kendini yok etmeye çabalıyor. Bundan on beş yirmi yıl öncesinin Kadıköy çarşısını alkol veya bira bardakları işgal etmiş durumda. Bunu yapanlar şehrin özü ve ruhunun ötesinde bir başka arayışı içinde oldukları göz göre göre yaşanıyor. Büyük bir hızla o çarşılar yerle bir oluyor. Sahaflarının, esnafının, balıkçı çarşısının ve dahası Osmanlı ruhunu özümsemiş Rum ve Ermeni ve Müslümanların mahallelerinin ve sokaklarının tüketildiği gerçeğiyle yüz yüzeyiz. İskele Camii ile Osman Ağa Camii birer soluk alma merkezleri hâlâ. Ne yazık ki tam bir kuşatma altındadırlar.

Üsküdar çarşısı Marmaray sonrası imha altına alındı. Yeni Cami ile Mihrimah Camii arasındaki geçiş tam bir istilaya döndü. Marmaray girişi için yapılan giriş binası o güzelim camiyi gölgeledi. O çıkıntı alta alınamaz mıydı Meydan açmak adına çevreyi oluşturan yapılar, sokaklar ortadan kalkıyor. Balıkçılar çarşısına kadar olan alanlar modernize edilerek sanki Üsküdar’mış gibi sunulmaya çalışılıyor. Bu mış nasıl bir ruh kazandıracak. İnsanların bir nehrin suyu gibi aktığı bu mekânlarda insanlar kendisini Üsküdar’a ait bilecekler Bir duvara resmedilen Kız Kulesi görseli kendisi dururken ne anlam ifade eder İki camiin şerefelerinden yükselen dönüşümlü ezan sesi şehre ayrı güzellikler katar. Bu ancak kendisinden olanla öne çıkar. Mirhimah Sultan Camii’nin duvarlarındaki kitabeler, kuş yuvaları, mimarisindeki her girinti ve çıkıntı farklı bir şehrin ruhunu yansıtır. Camiin avlusundan ana bulvara çıkıldığında soğuk bir yüz ile karşılaşılır.

Bu iki ilçeyi özel olarak anlatmamın nedeni bize ait olan öyle ya da böyle bir şehrin ruhunun silinmesi asıl büyük yıkım. Bu çarşı ve sokaklarda büyüyen çocuklar bu şehrin nesine kendisini ait bilecek

İstanbul genelini kuşatan bu yabancılığın nasıl soğuk estiğini nasıl anlatacağız Yeni yapılan Mimar Sinan Camii etrafındaki o devasa binaların gölgesinde kalan cami nasıl bir anlam içeriyor

Çıkar duygusunun insanı kemirdiği ve giderek güdükleştirdiği gün gibi ortada.

Şehirlerin bize olan aidiyetleri ortadan kalkınca insanımız yeni yapıların ve yeni şehirlerin ruhuyla özdeşleşiyorlar. Bu ruh ise asla bize ait değil.

Şehrin içindeki çeşmeler büyük binaların altında boğuluyor. O çeşmelerin sakladığı hatıralar büyük ölçüde yitti. Kalanlar ise ne yazık ki korunmuyor.

Bize ait şehir bizim ruhumuzu solur.

Bize ait şehrin insanı gibi metafizik ruhu taşır. Bunu edebiyle, davranışlarıyla dışa vurur. Bursa, Kütahya, Afyon, Urfa, Mardin, Edirne veya İstanbul her hâliyle bizi yansıtır.

Şehirlerimizin ruhunu yeniden kavrama adına hiç olmazsa var olanların korunması, çevresinin onlara göre düzenlenmesi, yetersiz ama bir çözüm.

Karacaahmet Mezarlığı olmasa soluklanacak bir yeri kalmayacak bu beldenin. Mezar taşlarının bile talan olduğu bu zamanda elimizi nereye atsak elimizde kalıyor ne yazık ki. Yeni bir soluk, yeni bir bakış ve yeni anlayışla başarılabilir ancak. Müslümanlar bu anlamda kendilerini yeniden tepeden tırnağa yeniden elden geçirmelidirler.