Bulunduğunuz köy, mahalle ve şehirde acı çeken, açlık çeken, inleyen, sızlanan, çok yemekten geğirerek topluma gürültü kirliliği yapan, sarhoşken nara atan, makam sarhoşluğuyla hava atan, ateist, deist, komünist bataklığına batan insanlarla ilgileniniz

İlgilenirken aklınızdan hep onun, Hazreti Adem peygamberimizin şaşkın veya çaresiz kalmış torunu olduğunu aklınızdan çıkarmayınız.

Gücünüz oranında yardım elinizi uzatınız.

Hiçbir şey yapamazsanız, hastanın alnına elinizi dokunmanız gibi, onların gönlüne dokunuveriniz

Gücünüz oranında çareler üretiniz.

Rezalet ve sefalet edebiyatından, reytinginden kaçınınız.

Öldürmelerden, kaçırmalardan, tacizlerden, tecavüzlerden, kandan, gözyaşından, sızlanmalardan, inlemelerden zevk alır hale gelenler, onları yayarlar, yazarlar, oynarlarken kendilerinin de oynatmış olduklarını ilan ederler de farkına varamazlar.

Onlara da yardım ediniz.

Gönüllere hüzün ve umutsuzluk salmaktan başka bir şeye yaramaz.

Bu tür haberler olayların artmasına yardımcı olur.

Boğazdaki intihar haberlerini televizyoncular tarafından naklen yayın yapmaya başlayınca olaylar artıyordu.

Televizyonlar elbirliğiyle haber vermemeye başlayınca duruyordu.

Kadın dövme haberleri reyting yapınca salak koca televizyona çıkmak için hanım dövüyor ve dövmeler artıyor.

Biz, eşler arasındaki kırgınlıkları duyduğumuz anda, Kur’an’ın “hakem” emrini almış gibi arabuluculuk yaparak ve haberlerini yaymadan, kimseler duymadan, çare arayıp, bulup, gönül yaralarını muhabbet beziyle sarmaya çalışalım.

Bir zamanlar, Müslüm babanın konserlerinde, “Jiletçiler kendilerini jiletledi” haberi verilince hemen ikinci konsere jileti alan gidiyordu.

Haber yapılmazsa da kimse kendini jiletlemiyordu.

Sevgili Peygamberimiz, kendisine peygamberlik verildiğinde kırk yaşında idi.

Yani, Mekke’de işlenen cinayet ve hıyanetlerin her türlüsünü bildiği halde, hiçbirini ifşa etmeden gönüllere imanın girmesi için çalışmış, kendisi de Hatice anamızla örnek bir ailenin nasıl olacağını yaşayarak göstermiş.

Kölelikten özgürlüğe kavuşturulan Bilal-i Habeşi’yle aynı sofrada yemek yemiş ve Mekke parlamentosunun güçlü üyelerinden Ebu Cehil, Ebu Lehep gibi kâfirlerin oturduğu odaya girmeleri yasak olan, patronun devesi kadar değeri olamayan köleler de onlara Bilal’ler üzerinden Müslümanlara imrenmeye başlamışlar.

Şam’dan Yemen’e kadar bütün illerde yaşayan köleler, kurtarıcılarının çıktığını duymuşlar ve kulaklarını Mekke’ye çevirmişler.

Ve sonunda “Asr-ı Saadet” adı altında kıyamete kadar örnek olacak bir toplum meydana getirilmiş.

Sefahat ve sefalet edebiyatı kimseyi kurtarmamıştır.

Hapishanedeki mahkûmlara konuşmalar yapmaya giderken değerli bir dostum, “Onlara cehennemin yılanlarla dolu vadilerini, katran kazanlarındaki fokurtuları, zakkum yemeklerinden zıkkımlanacaklarını anlat ki, bulundukları yer, gözlerinde güzel görünsün” demişti.

Haklılık payı vardı. Ama ben onlara dürüst yaşamanın iki dünya için de mutluluk getireceğini ve her ortamda dürüstlüğün geç de olsa kazanacağını hayatımızdan örneklerle anlatmaya çalışırdım.

Başkanla, bakanlarla yemek yiyen, ülke meseleleri üzerine ikili, üçlü, görüşmeler yapanlar, yetkililere yüz yıldır izlediğimiz yolun sonunun göründüğünü, bu yolun bizi dünyada sefalete ve sefahate götürdüğünü anlatmaya gerek yok.

Onlar bizden daha iyi biliyorlar.

Bu Batı’nın bizi ittiği uçurumun başından, nasıl kurtulacağımızın yolu belli de, bu yola nasıl gireceğimizin usulünü, metodunu, yolunu gösteriniz.

Televizyon ve gazete sahibi insanlarımızdan benim isteğim, bu yürek dağlayan haberleri vererek, bizim gözyaşlarımızı akıtacaklarına, bu haberlerin filmini yalnız yetkililere göstererek o insanlarımıza çareler bulunması için çalışmaları daha hayırlı olur.

Rabbimiz, bazı haberleri, yalnız ilgililerin ve çare bulacakların bilmesi gerektiğini haber verir: “Onlara emniyet veya korkuya ait bir haber geldiğinde onu yayıyorlar. Eğer o haberi Resule ve onlardan olan emir sahiplerine götürselerdi, onların içinden o haberden mana çıkaracak olanlar onu bilirdi. Eğer Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı çok azınız müstesna siz şeytana uyardınız.” (Nisa süresi ayet 4/83).

Yavrusuna önlük alamayanlar, evine ekmek götüremeyenler, yavrunuzun sıhhatli olmasıyla sevinin.

Hasta ise yatalak olmadığı için sevinin.

Birbirine yapışık doğan ikizler büyümüşler, otuz yaşına gelmişler, durumlarından şikâyet etmişler.

Karşısındaki adam, “Beterin beteri var. Halinize şükredin” demiş.

Yapışık ikizlerden biri, “Daha beteri ne olacak?” deyince adam, “Allah birinizi öldürür öbürüne taşıttırır” deyivermiş.

Biz onların gönlünü teselli ederken hallerinin düzelmesi için yardım elimizi veya yardım edecek makamların el atmasını sağlamaya çalışalım

Rabbimiz, İnşirah süresinin 5’inci ayetinde, “Şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır” buyurmuş.

Zorlukların çıkış yollarını Rabbimizin kitabı, Resulünün sünneti doğrultusunda aklımız ve gücümüzle ararken, bunalma halleri gelirse bir “Hasbünallah” hapı atıverelim.

Denenmiştir.