Psikolojik gerelim Türkiye siyasetinde temel bir olgu. Gerilim en üst noktaya kadar taşınır. İnsanların gelecekleri ya da durumları asla dikkate alınmaz. İktidarı hedefleyen partiler birbirlerini âdeta düşman ilân ediyorlar. Bu gerilim üzerine seçim kampanyaları yürütülüyor. Bununla kalınmıyor, bu, seçim sonralarına da taşınıyor. Kitleler de bu gerilim içinde savruluyorlar. Aşırı etkilenmeler sonucu aileler arasında bile ciddi çatışmalar yaşanıyor. Felsefi ve düşünsel temeli olmayan salt çıkara dayanan bu çatışma tam bir kabile kavgasına dönüşüyor.
Bugün için bakarsak Marksist bir CHP yok artık. Geçmişte yani 1960 sonrası, ortanın solundaki işçi, emekçi temelli olan CHP sola doğru kayarken tırmanış gösterebildiği 1970 sonrasındaki Ecevit dönemidir. Bu büyük bir dalga oluşturdu. Fakat sermaye onun bu hızını çabuk kesti. Sadece sana yağı ile tüpgaz krizi bu hızı kesmeye yetti.
O dönemde sağ sol gerilimi alabildiğine yüksekti. Kitle psikolojisi gergin bir yay gibiydi. En ufak bir dokunuşta sinirler geriliyor, taraflar birbirine saldırmak için fırsat kolluyorlardı. Kurtarılmış bölgeler, mahalleler, üniversiteler oluşmuştu. Bunu fırsat bilen güçler bir kıvılcım çakıyor taraflar birbirine giriyorlardı. Orta Anadolu’nun kimi kentlerinde Alevi-Sünni çatışması çok sayıda ölüme neden oldu. Sağ-sol çatışması da böyleydi. Sağlıklı bir ortam yoktu. Benzer durum 28 Şubat öncesi Sivas’ta yaşandı, bir kıvılcım ile bir otel ateşe verildi otuzu aşkın insan yanarak öldü. Bütün bu olaylar kimler tarafından yapıldığı hala bilinmiyor.
Karanlık eller bu psikolojik gerilim ortamlarını çok iyi kullandılar. Bu, hala sürüyor. Buna zemin hazırlayanlar ise çıkarlarını her şeyin üzerinde gören siyasi partilerin politik tutumlarıdır. İktidar olma, daha açık bir deyişle çıkar devşirme uğruna bu gibi ortamların oluşmasına fırsat veriliyor. Ölen canların, ocakları sönen ailelerin, hayalleri tükenen kitlelerin psikolojileri hiç de umursanmıyor.
28 Şubat sonrası gerilim ile günümüzde yaşananlar birbirinden hiç de farklı değil.
Allah Elçisi Sevgili Efendimiz Medine’de gayrimüslimler ile yaptığı sözleşme maddelerinden biri insanların akıllarının korunmasına dairdi. Bu, aslında şu duruma geliyor. İnsanların baskı altında tutularak psikolojilerinin bozulmasına fırsat vermemekti. Müslümanlar sürekli zulüm gördükleri halde muhataplarına asla zulmetmezlerdi. Bir konuda rahat karar verebilmeleri için kendilerine uzun sürelik fırsatlar tanınırdı. Hiç kimse zorla Müslüman edilmezdi. Seçim kişinin özgür iradesine bağlıydı.
Batılılaşma sürecinden beri olan ayrışmalar ideolojik olmanın çok ötesindedir. İnsanımız arasına husumet tohumlarını ekmek, bunu geliştirmek ve abartmak tek hedef. Bunda da başarılı olunuyor ne yazık ki. Kitlelerin ekonomik durumları, mezhep, kültür ve kavim farklılıkları kullanılıyor.
Türkiye siyasasında kimi ideolojik farklılıklar alabildiğine abartılıyor.
Bugün için artık Marksist anlamda bir CHP’den söz edilemez. Sol diye tanımlanması da bugünkü CHP gerçeğine uymuyor. CHP tam bir burjuva partisi ve Batıcı. Biraz da kafası karışık. Marksistler artık çok azınlıkta. CHP içindeki ulusalcılar da Kemalizm’in en uç noktası. Böyle olunca CHP içinde sağ, milliyetçi ve hatta Milli Görüşçülerin yer alıyor olması tuhafsanacak bir durum değil. CHP kendi içindeki çatışmada nerede duracağını tam kestirebilmiş değil. Çünkü CHP bir başka şeye evrildi. Süleyman Demirel siyaset yapabilseydi, yaşı da uygun olsaydı CHP’nin başına en uygun biri olurdu bugün. Bu anlamda CHP bu yanıyla istediği bir başkana kavuşmuş değil henüz. O da olacak.