“Şafii” ve “Hakim” Allah adıyla “oku”yan, yemin eden, reçete yazarak tedavi edecek Rabbani hekimlere ihtiyaç yok mu? Hep Hipokrat adına yeminle mi tedavi edileceğiz? Yok mu Hz.Lokman, İbni Sinalar? Elbette bilimin, hikmetin vatanı kimliği sorulmaz. Rabbani reçetelerle, beşeri reçeteler bir olur mu?
Aynı doktora/aynı hastaneye/aynı reçetelere mahkum olmamalıyız. Son 16 yıldır aynı hastanede tedavi amaçlı yatıyoruz. Hastalıklarımızın daha da arttığını narkozlandığımız, büyülendiğimiz için göremiyor, kendimizi hasta değil de afiyette sanıyoruz. Üstelik de bu hastaneye kendimizi mahkum sayıyoruz. Milli Görüş Şifahanesi ise hastalarını beklemede...
Ehliyetli ve güvenilir doktor/hekim iddiasıyla rağbet görenlere şu soruyu hasta/mağdur/mazlum olarak sormalıyız: Hangi reçete? Kimin reçetesi? Kimin, hangi eczanenin ilaçları ile bizi tedavi edeceksiniz? Ne yazık ki bizi uzun zamandan beri Batı’nın sağcı ve solcu reçeteleri/çözümleriyle tedavi edeceğini söyleyenler bizim hastalıklarımızı daha da arttırıyorlar. Teşhis doğru olmazsa çözüm de şifa da yoktur. Bizi, Batı’nın materyalist reçeteleri zehirledi, hastalıklarımızı artırdı. Doğru teşhisi koymamız lazım. Nedir o? “Tüm hastalıklar, sıkıntılar günahlarımız yüzündendir.” “ Kur’an’dan yüz çevirmemizden” dolayıdır. Tedavisi ne? Tevbe ve istiğfar. Bizim reçetemiz, ilaçlarımız, şifamız Rabbanidir/Rahmanidir: İnsan ihtiyaçlarını, hastalıklarını ve çözümleri, ilaçları en iyi olan ve bilen Allahu Teala “Şafi”dir. Kur’an-ı Kerim’in bir adı da “Şifa”dır. Ve tüm dertlerinizin devası, ilacı Kur’an-ı Kerim Eczanesindedir. Baştabip ise Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir. Günümüzde ise “ululemir”. Ne yazık ki halkımız bu bilgi ve şuurdan yoksun bırakılmıştır. Üstelik de ilaç piyasalarının sahiplerinin etkisiyle bizim bu Rabbani “hayat iksirimiz”/Kur’an hükümlerine dayalı reçete ve ilaçları piyasadan çıkartılmış, yazılması, kullanılması yasaklanmış, hatta bu Rabbani hayat iksirimiz, insan için tehlikeli ve zararlı anlayışını özellikle Müslüman coğrafyalardaki yöneticilere benimsetmişlerse nasıl hastalıklardan kurtulacak, nasıl sağlığımıza/adalete kavuşabileceğiz? Doğru reçete/ilaçlar yasakken, zararlı da, yasak da sayılabiliyorken, sağlık ve adalete nasıl kavuşabileceğiz?
Kur’an hükümleri bizim için hem gıda, hem de ilaç değil midir? Rabbimiz anlamsız, gereksiz, yararsız şeyleri emreder mi? Zararlı olan şeyleri de yasaklamaz mı? Hastaların narkozla tedavi uygulaması ne zamana kadar? Merhum babam çok ciddi hasta iken, verilen narkozla kendisini sağlıklı hissedebiliyordu. Mevcut düzen narkoz ve büyücülükle sürdürülebiliyor.
Allah Teala bizim için, tüm insanların her türlü ihtiyaçlarını en güzel şekilde düzenleyebilecek, karşılayabilecek hayat tarzını, düzenini, yolunu, yani kısaca İslam’ı tek geçerli hak din olarak seçmiş, teklif, tavsiye ve emretmiştir. Biz de bunu(teklifi) ruhlar aleminde iken kabul etmiş, “bela/evet” demişiz. Özetle kelime-i şehadette, yeryüzünde sadece Allahu Teala’yı Rab olarak (kanun, düzen koyan, Melik, emreden...) olarak tanıyıp, O’nun rızasına göre hayat sürdüreceğiz. Yarattıklarını da rabler edinmeyeceğiz. “La Rabbe İllallah” O’nun dini(İslam) dışındaki dinler ister ilahi kaynaklı olup da sonradan tahrif edilenler (Yahudilik, Hristiyanlık) gibi, isterse beşeri (akıl, nefis)kaynaklı din/düzen/yollar, tüm ideolojiler,”-izm”ler batıldırlar. Ve bunların hiç birisi insanın mutluluğunu, adaleti sağlayamazlar. Sağlayamıyorlar. İslam mükemmel (ekmel) bir düzen sunuyor. Eksiği, fazlası, yanlışı, kusuru olamaz ve özellikle de “bölünme” kabul etmez. Bölünmüş, eklenmiş, çıkartılmış din Allah’ın dini (İslam) olmaktan çıkar, şirk olur. Bu açıdan baktığımızda İslam’ı, öteki muharref veya uydurulmuş düzenlerden birisi gibi sanıyoruz. Ondan tümüyle vazgeçmiyoruz, ama aynı zamanda o bütünün bir parçası ile avunup, buna din diyoruz.(Körün fili algılaması gibi) Onu reddetmekten de, onun bütününü istemekten de korkuyor, çekiniyoruz.
Biz neredeyse üç yüz yıldır (1699’dan beri) özgün/milli görüşümüzden uzaklaşıp, Batı’ya yüzümüzü dönmeye başladık. 1839’dan beri de “resmen” bu yönde tüm çabalarımızla bu düzene ulaştık. Teşhisi doğru koyalım: Tüm sorunları üreten bu yol, bu düzendir. Bu yol, bu düzen “adil olanla/milli görüşle değiştirilmeden sorunlarımız artarak devam edecektir. Bu düzen içinde çözüm yoktur. Kendisi sorun olan/sorun üreten bir sistemde çözüm arayışı boşunadır. Çözüm/çare/reçete Saadet Partisi’nin “Adil Düzen”indedir. Bu reçeteye sadece bizim değil, tüm insanlığın ihtiyacı vardır, vesselam.