Biz görme engelliler bir grup Ankara’da güzel bir ortamda her hafta cumartesi günleri toplanır, Risale okur, güzel, hoş dini sohbetler yapar ve huşu içerisinde de cemaatle namazımızı kılarız.
Söz konusu bu toplantı meclisimizde özellikle siyaset üstü olalım, burada siyaset yapmayalım denir ve bu da hüsnü kabul görürdü. Ne var ki, 1 Kasım seçimlerine bir hafta kala bu üslup bozuldu. Efendim, dersten hemen sonra kardeşler Meşveret Meclisinin almış olduğu bir karar metnini size okuyacağız dediler ve hemen okudular. Bu Meşveret Meclisi dedikleri dört kişiden oluşan Said-i Nursi’nin sağlığında ona talebelik yapmış olan yaşlı zatlardan oluşuyor. Metin okunduğunda ben anladım ki, bu yazı bunların değil. Bu yazı bir yerden gitmiş ve bunlara imzalatılmış. Yazının içeriği şöyle idi:
“Rahmetli Menderes’i üstad hazretleri çok severdi. Siyasetten uzak durmasına rağmen ona çok destek olmuştu. Çünkü Menderes İslam’a çok hizmet etti. Bugüne gelince bugünkü iktidar Menderes’ten kat kat daha fazla İslam’a hizmet etmiş ve halen de etmektedir. Ve vatanın bölünmemesi, şer güçlerin bertarafı için mevcut iktidarı desteklememiz gerekmektedir” diye özetlediğim daha uzunca bir metin idi. Bendeniz de tabi bunu dinledikten sonra kayıtsız kalamadım. “Sizin bu yaptığınız çok yanlış. Her defasında siyasetten uzak duralım diyorsunuz ama seçime bir hafta kaldı mı, ya bismillah siyaset diyorsunuz. Bari Sadi-i Nursi Hazretlerinin adını kullanmayın. Kendi emellerinize alet etmeyin.” dedim. Bunun üzerine, “Efendim bu Meşveret Meclisimin kararı, buna karşı çıkılmaz.” dediler. Ben de, “Hayır, Meşveret Meclisi dediğiniz dört kişiden oluşan bizim gibi insan topluluğudur. Bunlar siyasetin neresindeler, siyaseti ne kadar biliyorlar. TBMM’den İslam’a aykırı ne kadar kanun çıkmış. Bunlardan haberleri var mı ” dedim.
“Kaldı ki, Said-i Nursi hayatta olsaydı, bu Avrupa Birliği’ne, bu faizci sisteme, İslam’a aykırı çıkarılan kanunlara evet der miydi Elbette ki demezdi. Siz insanları yanlış yönlendiriyorsunuz. Geçmişte de Demirel’i destekleyerek yıllarca iktidar yaptınız ve daha sonra hatanızı anladınız. Burada da aynı hatayı yapıyorsunuz. Yine hatanızı anlayacaksınız ama vakit çok geç olacak. Ve vebalden kurtulamayacaksınız” dedim ve oradan ayrıldım.
Diğer bir taraftan da âlim geçinen bazıları sustular, sustular yine seçime birkaç gün kala başladılar iktidar yanlısı açıklamalara… Hatta Cübbeli denen bir zat Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Mustafa Kamalak’ın Güneydoğu gezisini eleştirme hadsizliğini gösterdi. İşte bunun gibileri bulundukları yerleri Allah rızası için söz söyleme yerine, birilerine yaranma adına siyaset yapma aracı olarak kullanıyorlar.
İlmiyle amel etmeyen bu gibi âlim geçinenleri Allah’a havale ediyorum.
Seçim sonucuna bakışımı bir anekdotla anlatayım;
2007 Genel Seçimleri idi. Seçim sonucu bizim için buna benzer şeklindeydi. Akabinde seçim sonucu değerlendirme toplantısı yapıldı. O gün merhum Erbakan Hocamız konuşmasında; “Gazanız mübarek olsun, siz kazandınız.” dedi. Ben bunu kendi kendime düşünürken, “Hocam çok büyük adam, bize moral vermek için, teşkilatı canlı tutmak için böyle söylüyor.” diye düşündüm. Daha sonra bir vesile ile ikili görüşmemiz esasında kendilerine, “Hocam şu şöyle olursa, bu böyle olursa Saadet Partisi’ni en kısa zamanda iktidar yaparız.” dediğimde Hocam da bana, “Bizim gayemiz Saadet Partisi’ni iktidar yapmak mı, Allah’ın rızasını kazanmak mı!” dedi. Ve ben öyle kalakaldım.
O zaman anladım ki, siz kazandınız sözü ile demek ki biz elimizden gelen gayreti gösterir, azami çabayı sarf edersek biz kazanmış oluyoruz. Kaybedenler ise, Allah yolunda elinden gelen gayreti göstermeyenlerdir. Allah bizi kaybedenlerden etmesin. Amin.