Cumhurbaşkanı Sayın Sezer, 10 Kasım Atatürk ü anma konuşmasında, önemli bir demeç verdi.

Bu demeç münasebetiyle, ilginç gördüğüm bazı hususlara temas etmek istiyorum.

Sayın Sezer, demecinde, "Her işi ecnebilerin nasihatlarıyla çözmek, onların izinden gitmek doğru değildir" diyor.Bu görüşe katılıyoruz. Zira ülkemizi ille de Avrupa Birliği ne sokmayı kendilerine adeta bir kara sevda haline getirenler uygulamalarında ifrata saptılar.

Her milletin kendine mahsus değişik bir karakteri, kişilik ve kimliği, tarihi, özellikleri, değişmez ve vazgeçilmez manevî ve millî inanç ve değerleri ve ahlâkı ve örf ve adetleri olduğunu unuttular.

Atatürk demeçlerinde, bir milletin kendi özelliklerinden vazgeçerek tamamen başka bir milletin veya topluluğun taklitçisi olmasına karşı çıkmıştır. Bu şekilde hareket edilmesi halinde, o milletin ne kendi benliğini koruyabileceğini ve ne de taklit etmek istediği ecnebiler gibi olmaya muvaffak olacağını, sonunda kimlik bunalımı içerisinde, dejenere olup gideceğini ifade etmiştir.

SayınSezer, Atatürk e göre "lâiklik adam olmak demektir" diyor.

Bize göre bu söz, tarihî, ilmî gerçeklerle bağdaştırılamaz. Atatürk böyle bir söz sarfetmemiştir.Batı da ve Doğu da, lâikliği uygulayan ülkeler vardır. Ama hepsinin hukuk sistemlerinde, farklı tarifler ve görüşler mevcuttur.

Sadece Türkiye deki uygulamayı kıstas yaparak, lâikliği bizim gibi uygulamayan ülkeler adam olmamıştır, mânâsına gelen bir iddiada bulunmak asla isabetli değildir. Sayın Sezer e soruyoruz: Meselâ Çanakkale ve İstiklâl Savaşı gazi ve şehidleri adam değiller miydi

Ülkemizde bazı çevreler, jakoben bir anlayışla, adeta dinin yerine lâikliği ikame ederek, bütün toplumu bu katı görüşe göre şekillendirmeye çalışıyorlar.

Ama Atatürk, böyle demiyor. Bir demecinde "Milletimiz din ve dil gibi iki fazilete sahiptir, hiçbir kuvvet bu iki fazileti, milletimizin vicdanından asla söküp atamaz" diyor.

Ayrıca, "Bir dinin mükemmel olması için akla, ilme, fenne uygun olması gerekir. Bizim dinimiz ise akla, ilme, fenne en uygun dindir" sözleriyle bu fikrini teyid etmiştir.

Görüldüğü gibi Atatürk, "dini sadece vicdanlara hapsetmek ve toplum hayatından tamamen silmek" gibi bir fikre sahip değildir. Çünkü böyle hareket edilmesi lâik olanla olmayan diye milletin iki kampa ayrılmasına yol açar, devlet ve millet kaynaşmasını engeller.

Bu kamplaşmadan da tabii ki milletimizi ve devletimizi zaafa sürüklemek isteyen emperyalist güçler yararlanırlar.

Nitekim, Siyonist emperyalistler, bu zaafımızı kendileri için bulunmaz bir fırsat saydıkları için harekete geçmişler ve lâikliği jakobenizm gibi yorumlayarak, din düşmanlığı gibi göstererek milletimizin huzurunu kaçırmaya başlamışlardır.

Bilhassa bu ortamdan yararlanmasını bilen masonik örgütler, bir el çabukluğu yaparak, "din düşmanlığını içeren kendi görüşlerini, Atatürkçülük adı altında toplumumuza empoze etmeye, dayatmaya başlamışlardır.

Bu konuda yakın tarihlerde vefat etmiş olan rahmetli şair ve yazar Attila ilhan ın belgesel nitelikte önemli uyarıları mevcuttur. Bilindiği gibi Atatürk bu ve buna benzer sebeplere binaen mason derneklerini kapattırmıştır. Kökü dışarıda olan bu dernekler gizli ve siyasi bir tarikat niteliğindedir. Dünyada mevcut bütün hukuk sistemleri, gizli cemiyet kurmayı yasaklamış olduğu halde 33 derecesi olan masonluğun her derecesi birbirinden gizli içiçe 33 gizli cemiyet olarak faaliyet halindedir.

Siyonist emperyalizminin emrinde çalışan bu örgüt, kendi imkanlarıyla kalkınmasına karşıdır. Bu sebepten ülkemizde dört başı mamur bir millet ve devlet kaynaşması oluşmasını asla istemezler.

Ecnebilerin, nasihatlerine ve çözümlerine karşı çıkan Sayın Sezer in bu konu üzerinde ciddiyetle durmasını temenni ediyoruz. Zira kökü dışarıda olan, üstelik emperyalist emeller taşıyan, Türkiye nin kalkınmasını baltalayarak, İsrail in Arz-ı Mev ud diye vatanımızın büyük bir bölümünü ele geçirmek gibi tehlikeli bir emele sahip bulunan bu örgütlerin Atatürk ün yaptığı gibi ortadan kaldırılması adeta bir farz-ı ayn haline gelmiştir.

Bu, için için işleyen yara, tedavi edildiği takdirde aziz milletimiz tıpkı Kıbrıs çıkarmasında olduğu gibi vatan çapında dalgalanan yekpare bir bayrak halinde birleşecek, bütünleşecek  ve işte o zaman muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmamız mümkün olacaktır.