Emeviler, iktidarı kendi soyları ile devam ettirebilmek için Yezid’i veliaht tayin etmişlerdi. Bu durum yönetimin babadan oğula aktarılmasına neden olacaktı ki, Müslümanların siyaset geleneğinde böyle bir uygulama vuku bulmamıştı. Böyle bir durumda, yönetime ehil olan değil, güç sahibi olan gelebilecekti. Hz. Hüseyin böyle bir uygulamayı kabul edemezdi, tereddütsüz ret etti ve arkadaşlarıyla birlikte Muaviye’ye şu üç teklifi götür: “Şu üç şeyden birini yaparsan ortalıkta hiçbir problem kalmaz: Peygamber Efendimizin yaptığını yap, O filancaya biat edin diye bir aday bırakmadı. İslam toplumu özgür iradesiyle kendilerini yönetecek şahsı belirledi. Bunu yapmıyorsan Hz. Ebu Bekir’in yaptığının benzerini yap. O kendisinden sonra hizmet edeceğine inandığı insanı istişare ile belirledi. Belirlediği şahıs kendi soyundan gelen biri değildi Ömer b Hattab’dı. Ya da, Ebu Bekir’in yaptığı gibi İslam toplumunun başına vasıfla birini aday gösterebilirsin. Bunu da yapmıyorsan, o halde Hz. Ömer’in yaptığını yap: O da Müslümanlar arasında muteber olarak bilinen altı kişinin bir meşveret meclisinde bir araya gelmelerini üç gün içinde içlerinden birini Müslümanların başına halife olarak seçmelerini vasiyet etmişti. Fakat bu üç teklif de kabul edilmedi ve Yezit babanın yerine geçmeye ve saltanatı sürdürmeye kararlıydı.
Beni Ümeyye oğulları yoğun bir propaganda yürütüyor, Hüseyin ve arkadaşlarını biat etmeye zorluyorlardı. Muaviye öldükten sonra yerine geçen yezit baskıları arttırmış ve Hz. Hüseyin’in üzerinde biat baskısı oluşturulmuştu. Hz. Hüseyin, yakınlarıyla istişare yapmaya karar verdi. Fakat bu dönem Kufe’den ardı sıra mektuplar gelmeye başladı. Kufe halkı Hz. Hüseyin’i davet ediyor ve geldiği takdirde kendisine biat edeceklerini söylüyorlardı. Fakat Elçi olarak gönderdiği amcaoğlu Müslim bin Akil şehit edilmiştir. Kufeliler güç odaklarından çekiniyor ve yön değiştiriyorlardı.
Hz. Hüseyin baskıcı bir yönetimin esaretindeki halkı düşünüyor ve yola çıkmanın şart olduğuna inanıyordu. Öyle de yaptı. Yola çıkarken yanında sadece iman ve samimiyetleri ile öne çıkan birkaç arkadaşı vardı. Hz. Hüseyin yolda Müslim’in şehit edildiğini öğrendiğinde sarsıldı… Fakat geri dönmemeye ne olursa olsun bu karanlık güçlerin karşısında yer almaya kararlıydı. Yezit’e biat etmesi mümkün değildi, bu takdirde zalime destek vermiş olurdu. Herkes pastadan bir pay kapmak ve hedeflerine ulaşabilmek için Yezit’in zulmüne boyun eğiyordu.
Rey valiliğinden vazgeçemeyen Ömer b Sad b Ebi Vakkas dört bin kişilik askeri birlikle Hz. Hüseyin’i ikna etmek için Kerbela’ya yürüdü. Kuşatma altında kalan Hz. Hüseyin Hicaz’a dönmek için talepte bulunsa da, Sad ve adamları Hz. Hüseyin’i ve güzide arkadaşlarını Kerbela’da kıstırıp susuzluğa ve açlığa maruz bıraktılar. Hz. Hüseyin’in zulme boyun eğmeyeceğini anlayınca da arkadaşları ile birlikte şehit ettiler.
Bu savaşın kazananı Hüseyin’di, kaybedeni ise Yezit ve avanesi. Hüseyin ne pahasına olursa olsun haktan yana tavır almanın şart olduğunu kanları ile yazdı ve bu duruşuyla hepimize örnek oldu. Allah ondan razı olsun.