Türk siyasi tarihinin, çok partili döneme geçildikten
sonraki açık ara en ilginç seçimi neticelendi nihayet. Aylardır maruz
kaldığımız propaganda bombardımanı ve dozajı sertleşen siyasi çekişme ve
kavgalar derken, toplum iyiden iyiye gerilmiş, sorumsuz siyaset anlayışının
kamplaştırdığı ve birbirine düşman ettiği toplum kesimleri, seçim sürecinde
daha da bir bilenmişti birbirlerine.
Bu seçimi en ilginç kılan şey, siyasi sorumluluğu olmayan
ve görevi icabı tarafsız olması icap eden Cumhurbaşkanının, değme siyasetçilere
taş çıkarırcasına siyasetin içine dahil olması oldu. Parti adına oy istemeler,
diğer partilerle girilen polemikler, toplu açılış diyerek kılıfına uydurulmuş
seçim mitingleri, Türk siyasi tarihinde görülmemiş şeyler oldu. Seçim sürecinin
başında yapılan anketlerde, halkın Cumhurbaşkanının seçim mitingi yapmasını
istemediği sonuçları çıkmasına rağmen, kısa bir ara verildi ve bu açılış
görünümlü mitingler de sürdü. Hatta söylemlerdeki siyaset dozu daha da artarak
devam etti.
Cumhurbaşkanının tarafsızlığını hiçe sayıp siyasi figür
olma ısrarı kadar ille de Başkanlık sistemi ısrarı da, iktidar partisi adına
eksi puan oldu. İktidar partisi ve onun Genel Başkanı adına da, gerçek patron
kim sorularının sorulması, dolayısıyla da Başbakanın Cumhurbaşkanı tarafından
adeta ezilmesi neticelerini doğurdu.
Bu seçimin en çarpıcı neticesi olarak gözüken HDP nin
barajı aşması konusunda önüne geleni suçlayan AKP nin yapması gereken şey,
aynaya bakmak olacaktır. Geçen seçimlerde bağımsız adaylarla Meclise girebilmiş
olanları, çözüm süreci diyerek devletin muhatabı haline getiren, hapisteki
terör örgütü liderini neredeyse fikrine danışılan kanaat önderi konumuna
getiren, AKP nin hangi amaca hizmet ettiği belirsiz politikalarıdır. Daha hala
içeriği halk tarafından bilinmeyen ve muhtemelen birtakım pazarlıkların döndüğü
çözüm sürecini topluma pompalayarak, bir bakıma Doğu ve Güneydoğu insanını
HDP ye iten de AKP nin ta kendisi olmuştur. Kendi elleriyle büyüttükleri
HDP nin eliyle tek başına iktidarı kaybetmeleri ibretlik bir hadisedir.
AKP ye oy kaybettiren en önemli hususlardan birisi de
hırsızlık, yolsuzluk şaibelerinin hesabını sormak yerine üstünü örtmesi, bunu
yaparken de o dönemki mutlak iktidarının verdiği güce fazlasıyla kapılması
oldu. Güç zehirlenmesinin neden olduğu kibir ve hesap vermekten kaçınma, 4
Bakan ın aklanmaları için bile Yüce Divan a gönderilememeleri, dindar
insanları yaralayan makara hadisesinin dahi hesabının sorulamaması da eksi
puan sebepleridir.
AKP ye kayıtsız şartsız, şeksiz şüphesiz, hatta dini
argümanları da kullanarak ve hiçbir yanlışını, hatasını, günahını bile isteye
görmeyerek destek olan İslami camia için de bir nefs muhasebesi zamanıdır
şimdi. Gazetelere çarşaf çarşaf ilanlar verip, iktidar elden gitmesin,
yanlışları sonra aramızda hallederiz mealinde mesajlar veren STK lar, işadamı
örgütleri, sendikalar, kendilerine çeki düzen vermek durumundadırlar. Müslüman,
yanlışı gördüğü zaman onu düzeltmekle veya yanlışı yapanı uyarmakla
mükelleftir. Ancak bugünkü manzara, haklıdan değil de güçlüden yana olma halini
yansıtıyor ve bunun da derhal düzelmesi gerekiyor.
Sözün özü, yanlış yapanı vakt-i zamanında uyarmayıp,
hatta destek olup, sonra da o yanlışları daha da büyümenin neticesi acı olur.
Dava nın merkezine Hakkın rızası yerine güç ve iktidar konulunca, kaybetmek de zaten kaçınılmazdır.