Temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi güçlük çeken yerlilerin duygularını ve ihtiyaçlarını ağaç kabuklarına, kayalara işleyerek ifade etmeleri, sanatın fıtri bir gereksinim olduğunu gösteriyor. Sanatın gücünü, konfor ortamında da mahrumiyetin dibe vurduğu mekânlarda da görebiliyoruz…

Şartlar ne olursa olsun insan sanatsal yatkınlığını ortaya koyuyor ve estetik bir duygu zenginliğine sahip oluyor, kendine ve eşyaya içeriden bakmayı öğreniyor. İnsan Allah’ın sanatı olan kâinatı kendince bir yöntemle taklit ederken kendini sonsuz bir inceliğin, zarafetin içinde buluyor ve bu gizemli yolculuğu sürdürüyor. İnsan sanatla bütünleşiyor ve olayların estetik yönlerini görmeye başlıyor. Sevginin her şeyin içinde gizli olduğunu fark ediyor ve hayatını sanatla zenginleştiriyor.

İnsan ihtiyaçları ile duyguları arasında ince bir nüans yakalıyor ve bu nüansı bazen ahenkli cümlelerle kâğıda aktarıyor, bazen fırça ile işliyor, bazen müziğin ritmi ile ortaya koyuyor ve bütün insanlığı kuşatacak bir dil yakalıyor. İşte onun geliştirdiği bu dile sanat deniyor.

İnsan hangi coğrafyada ya da hangi şartlarda yaşarsa yaşasın ayakta kalmanın ve yaşamını sürdürebilmenin ötesine geçip, kendini ve yaşadığı ortamı estetik hale getirmeye çalışıyor. Tabiatla kucaklaşan yerli halklar, kurumuş çiçekleri boyunlarına takıp doğal bir aksesuar oluşturuyor, içtikleri su saplarının üzerine desenler çiziyor, yaşadıkları alanı estetik hale getirebilmek için kayaları oyuyorlar. Yerli halk ağır yaşam koşullarına rağmen bitkileri, toprağı, taşı, ağaç kabuklarını işleyerek balta girmeyen ormanlarda sanatlarını icra ediyorlar.

İnsan dünyaya zengin bir öğrenme potansiyeli ile geliyor ve yürümeyi, konuşmayı, karşı çıkmayı, sevmeyi, özlemeyi, acı çekmeyi ve sanatı modelleyerek öğreniyor. Ve sanat bireysel olmaktan çıkıp, bütün insanlara hitap edecek bir kuşatıcılığa sahip oluyor. Kişi sanatın gücünü kullanarak ortak değerlere vurgu yapıyor ve bu değerleri eserleri aracılığıyla ortaya koyuyor.

Sanat insana, farkındalık duygusu kazandırıyor ve varoluşunun bilincine varmasını sağlıyor.

Bu önemli... Neden?

Çünkü, insan varolduğunu hissettiğinde hayatı sorgulamaya başlıyor. Bulunduğu yeri, evreni, tabiatı, eşyayı, hayatı ve ölümü düşünüyor ve soru sormaya başlıyor. İnsan sordukça derinlere iniyor ve ruhen olgunlaşıyor. Sanat onun kendini keşfetmesine ve olayları estetik bir bakış açısı ile değerlendirmesine yardımcı oluyor. Sanat insanın ruhundaki estetik algısını ortaya çıkarıyor ve bu değerleri insanlık ailesi ile buluşturuyor.

İnsan sanat sayesinde ölümünden sonra da yaşamaya devam ediyor. Onu bazen karanlık bir mağaranın duvarlarında, bazen bir çadırın kumaşında, bazen bir neyin sesinde, bazen bir tabloda, bazen bir eserde bıraktığı izleri ile hatırlıyor ve sanatın gücünde birleşiyorsunuz. Dili, inancı, rengi ne olursa olsun, sanat insanlık ailesini bir noktada birleştiriyor.