Namaz, dinimizin direğidir. Namazın ehemmiyetine dair pek çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. Namazlar içerisinde de sabah namazının ayrı ve değerli bir yeri vardır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazılarına bakalım: “Sabah namazını kılan kimse, Allah’ın zimmet ve emânındadır. Binâenaleyh, ey âdemoğlu dikkat et! Allah seni zimmetinde olan bir şeyden sorguya çekmesin.” (Riyâzü’s-Sâlihîn, 1051 no’lu hadis).

“Müminler yatsı namazı ile sabah namazındaki sevabı bilselerdi emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi.” (a.g.e., 1076 no’lu hadis).

“Sabah namazının iki rekât sünneti, dünyadan ve dünyada olan şeylerin hepsinden daha hayırlıdır.” (a.g.e., 1106 no’lu hadis).

Her değerli şeylerin elde edilmesinin zor olması gibi, sabah namazını eda etmek de zordur. Çünkü uyku gibi çok tatlı bir âlemden uyanmak, nefisle mücadele etmek çok zordur. Kış aylarında zaman bizim lehimizeydi, şimdi sabah namazı için zorlu günler başladı. En uzun gecenin yaşandığı 31 Aralık’ta İstanbul’da güneş 8.22’de doğmaktaydı. İşte o sıralar, İstanbul şartlarında mesaiden en az 1,5 saat önce yola çıkmak zorunda olan İstanbullular mecburen kalkmış oluyorlardı. Rahatça kahvaltılarını yapıp, namazlarını kılıp öyle evden çıkabilirlerdi. Şimdi ise -bu yazıyı yazdığım gün itibariyle- İstanbul’da 6.55’de güneş doğmakta. İstanbullular mesaiye yetişmek için yine mecburen kalkmak durumundalar ve namazlarını rahatça kılabilirler. Ancak yaza doğru onların da imtihanı ağırlaşacak.

Bizim gibi Doğu ve Güneydoğu’da bulunanların çetin imtihanı şimdiden başladı. Malum, ezan-ı Muhammedî güneşin doğmasından bir saat önce okunmakta. Namaz ise güneşin doğmasına yarım saat kala kılınmakta. Elhamdülillah sabah namazına camie gitmeye dikkat etmekteyim. Bunun için güneşin doğmasından bir saat önce uyanmak durumundayım. Abdest al, giyin, sünneti kıl, camie git, derken ucu ucuna farza yetişmekteyim. An itibariyle -bu yazıyı yazdığım gün- bizim burada güneş 6.22’de doğmaktaydı. Bu duruma göre, sabah namazının farzına, 5.48’de durulmakta. Bu hesaba göre en geç 5.15’te uyanmalıyım. Abdestten ayrı, giyinmek bir mesele: Pantolon, gömlek, çorap, kazak, ceket, pardesü, ayakkabı… İşte böyle zamana karşı yarış yaptığım anlarda hac ve umre günlerini özlemekteyim. Gözünü seveyim, üzerine o uzun gömleği geçir, git. Orada, “Çorapsız girmeyin!” yazısı da yok. Ayakta bir terlik. Zamandan tasarruf…

Gece ve gündüzün böyle uzayıp kısalması Rabbimizin kudret mucizelerinden. Âl-i İmrânSûresi’nin 27. âyetindemeâlen; “Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın” buyruğunda olduğu gibi, Allah-u Teâlâ bu şekilde geceyi ve gündüzü uzatıp kısaltmakta, birbirine katmaktadır. Bu âlemin çarkını muntazaman çeviren Kudret-i İlâhî, böyle takdir buyurmuş.

Evet, sabah namazını vaktinde kılmak, kazaya bırakmamak için zorlu bir imtihan devresine girmiş bulunuyoruz. Unutmayalım ki cennet ucuz değildir. Sahabe-i kiram, sabah namazını kazaya bırakmak şöyle dursun, camie ve cemaate yetişemedikleri vakit, arkadaşları kendisine taziyeye gelmediler diye sitem etmiş, cemaatle namazı kaçırmaktan dolayı, sanki yakınını kaybetmiş gibi elem duymuştur.

Aslında yapmamız gereken şey, çok basit. Sünnet-i seniyyeye uyup, erken yatacağız. Merak etmeyin, TV seyretmezseniz hiçbir kaybınız olmaz. Bilakis kazancınız olur. Sizi sabah namazına kalkmaktan alıkoyacak ne kadar mâni varsa bertaraf edin, nefsinizle mücadele edin. Telefonun sesi kâfi değilse, sizi yerinizden hoplatacak bir çalar saat edinin. Ya da bir yakınınıza rica edin sizi beş dakikada bir telefonla uyandırmaya çalışsın. Bey hanımını, hanım beyini namaza kaldırsın. Her ikisi de çocuklarını uyandırsın. Rabbim hepimizi ailece namaza devam edenlerden eylesin. Hele Bismillah deyip sabah namazını kılalım, diğerlerinde zaten ayaktayız, haydi haydi kılarız inşallah…