Geçtiğimiz hafta 27 Şubat, Başbakan Erbakan ın vefatının

4. Sene-i devriyesiydi. Bir gün sonrasına denk gelen 28 Şubat ise, Erbakan

Hocamızın Başbakanlığı sırasında gerçekleştirilen ve adına post-modern

denilen darbenin 18. Yıldönümü idi.

Peş peşe gelen her iki tarihi gün vesilesiyle, Erbakan

Hocamız yurt içi ve yurt dışında düzenlenen görkemli programlarla anıldı. Bu

programların genel adı; Erbakan ı anma ve anlama toplantıları olmuştur. Bu

toplantılar 1000 yıl mı sürer, yoksa daha fazla mı bilemeyiz. Ama bildiğimiz

bir şey var; 28 Şubatçıları anan yok ve olmayacaktır da. Kimse onları öven,

yaptıklarını haklı bulan bir yazı da kaleme almıyor, konuşma da yapmıyor. Onlar

için bir toplantı düzenlendiğini, ne iyi ettiniz de darbe yaptınız diyeni

duymadık. Demek ki, 28 Şubat 1000 yıl sürecek filan denmesi boş laf. Aziz

milletimizin kime iltifat ettiği, kimi tel in ettiği ortada. Millet hocasının

arkasında saf tuttu; her yıl saflar sıklaşarak, katılımlar çoğalarak, büyüyerek

devam ediyor. Bu vesileyle bir kez daha hocamıza Allah tan rahmet diliyoruz.

Mekânı cennet olsun. 28 Şubat çılar için iyi temenniler geçmiyor içimizden.

Tarihin, mağdurların ve gelecek nesillerin onları asla affetmeyeceğini

biliyoruz.

Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda Hocamız için neler

söylenmişti, neler; Hoca dik durmadı , Hoca 28 Şubat kararlarına imza attı ,

Hoca beceremedi... Ee... Ne oldu Zaman sizi mi haklı çıkardı Hocayı mı

Geçen sene savcılık 28 Şubat belgelerini istediğinde herkes anladı ki; Hocamız

28 Şubat kararlarını imzalamamış. Önceki yıllarda 28 Şubat ın aktörleri

konuştu. Bir bir özür dilediler. Şimdi bağışla bizi diye yazılar

yayınlanıyor. Tıpkı geçtiğimiz yüzyılda Sultan Abdülhamit in ruhundan istimdad

dilenmesi gibi. Tabii, biz onlara geçti Bor un pazarı... demiyoruz; çünkü

hayat devam ediyor. Hocamızın kurduğu sistem dimdik ayakta. Onun açtığı yolu

tahrip etmeye, kurduğu yapıyı yıkmaya kimsenin gücü yetmez. Çeşitli hilelerle,

yanıltma yöntemleriyle, algı operasyonlarıyla kurulan eğreti yapılar bu günlere

kadar gelmiş olabilir. Ama iyi bilinmelidir ki, hiçbir millet sonsuza kadar

aldatılamaz. Günü gelir o şatafatlı kurumlar da silinir, yok olur giderler.

Öncekilerin bittiği, unutulduğu gibi. Ne demiş eskiler; sel gider, kum kalır.

Bu dönem her yönüyle çok farklı. Şimdi Erbakanca duruşun

mecliste olması gerekir. Hatta ve hatta; Erbakan ın ortaya koyduğu yönetim

anlayışının hükümet olması gerekir. Bu bir özlemdir. Bu, geniş kitlelerin

arzusudur ve aynı zamanda bir ihtiyaçtır. Bu durum daha fazla ertelenemez.

Saadet Partisi teşkilatları her zamankinden daha fazla

istekli, coşkulu ve kararlı bir şekilde seçimlere hazırlanıyor. İlk hedef

meclise girmek. Özlenen ve beklenen Milli Görüş siyaseti kısa zamanda farkı

fark ettirecektir. Hem, yavan sözlerle ve yapay siyasetle yılların heba

edildiğini herkes kolaylıkla görecek, hem de, seçmen bundan böyle  doğru karar vermede zorlanmayacaktır. Tabii

olarak bir sonraki seçimde en çok tercih edilen Milli Görüş siyaseti olacaktır.

Böylece Saadet iktidarı önündeki yapay engeller kalkacaktır.

2002 yılından bu yana girilen hiçbir seçimde şartlar bu

kadar olgunlaşmamıştı. İktidar partisinde panik başlamış durumda. Bu güne kadar

girdikleri tüm seçimlerde bize oy vermezseniz CHP gelir diyorlardı. Şimdi

hedef tahtasına HDP yi koydular. Bir yandan oturup birlikte çözüm sürecini

konuşuyorlar, öbür yandan onları halka şikâyet ediyorlar. Bu nasıl bir anlayış!

Meclisteki gerginlikte işin başka bir boyutu. Merkez Bankası Başkanını doğrudan

hedef  almaları, Enflasyonun azması,

döviz kurlarındaki önlenemeyen artışlar... İşler kontrolden çıkmış durumda.

Tıkanıklığın aşılması ve ülkenin düzlüğe çıkarılması için

çare de çözüm de belli: Saadet işbaşına!