İnsanın yetişmesi ve bilincin oluşmasına zaman gerekiyor. Hiçbir şey bir anda olmuyor. Eğer insanın bilinçaltında bir birikim var ise, zaman içinde insanın dönüşümü gerçekleşebiliyor. Bilincin oluşumu, sağlıklı birikimlerle olur. İnsan bilinci ve birikimi üzerindeki tahribatların yıkıcılığı bilinen bir olgu. Eskiler bazı durumları bir tek cümleyle ifade ediyorlardı. Deyim ve atasözlerinin oluşumu da buna dayanmaktadır. "İnsanın kalbini kırmak çok kolay ama aynı kalbi onarmak bir o kadar zordur" denilmektedir. Geçen yüzyıldan beri insanların bu kadar kolay değişmesi, kendi ilkelerinden vazgeçmesi, çizgi kırılması birden bire olmuyor.

Bu yüzyılda, gerek medya gerek reklâm olsun insan bilincini silmeye, belleğini yok etmeye yönelik büyük bir atılım gerekçeleştirdi. Bu, insanı olumsuzlayan ve insanı kendi olmaktan çıkaran bir tutuma dönüştü.

28 Şubat süreciyle birlikte insanların İslâmî duyarlılıklarını bir anda terk edişleri ve bir anda başkalaşmalarını hem yadırgamamak, hem de tuhaf karşılamamak gerekiyor. Bugün, zihni kırılmayı yaşayanların içinde bulunduğu duruma bakarsak, insanların, nasıl olur da bu kadar ilkesizleşebiliyorlar. Nasıl olur da birden bire, İslâm düşmanlığıyla, tarih boyunca temayüz etmiş bir kurumun veya varlıklarını İslâm karşıtlığı ve Haçlı zihniyetiyle koruyabilenler, birden bire sempatikleşebiliyorlar. Oysa ki altında bulunduğumuz kuşatmada, toplumları yönlendiren egemen güçler, kendi olgularını, durumlarını, ruhlarını insanlığın üzerine yağdırmaktadırlar ve bu bir furya halini almıştır. İnsanlık yarım yüzyıldan fazladır, medya, reklâm ve televizyon kültürüyle beslenmektedir. Bunun içindir ki, zihni değişmeler birden bire olabiliyor. Aslında birdenbire olmuyor, ama bize öyle geliyor.

Bazı durumlar insanların değişimine ve dönüşümüne fırsat oluyor. Günümüz Müslümanlarının içinde bulunduğu açmazı tanımlamak bakımından, 28 Şubat Dönemi bir göstergedir ve bir paradokstur. Yüz yıldır bütün baskılara ve dayatmalara rağmen değişmeye direnen Müslüman kitle ve taban, küçük ve sıradan bir dokunuşla birden değişebiliyor. Bunun nedeni elbette ki sadece dış etkenler değildir. Bu, bireyin de içinde bulunduğu açmazı göstermek bakımından önemlidir. Yıllarca emek verilen, beslenen, korunan insanlar sihirli bir dokunuşla değişmesi üzerinde durulmayı gerekli kılıyor.

Bir süredir, dışarıdan sürekli iletiler atan biri, bütün varlığını ve direncini Türkiye deki oligarşik bürokrasiye bağlayarak, üstün gelebilmenin tek yolunun Batı ile işbirliği yapma isteğini ifade ediyor. Saddam ı Bush ile devirmek, Türkiyedeki oligarşik bürokrasiyi de Bush ve AB ile başa çıkmak üzerine kurmuşlardır. Bu zavallılar bilmiyorlar ki, bürokrasik oligarşi de, baskı da, krallar da, zulümler de Batı nın bir ürünüdür. Saddam Hüseyin ne kadar Batı nın bir ürünü ise, Orta Doğu daki bütün diktatörlükler, krallıklar Batı nın ürünüdür. Bu kadar baskının ve zulmün ardından kurtuluşu Batı da aramak da oyunun bir parçasıdır.

Zihni birikimsizlik insanların savruluşlarını kolaylaştırıyor. Recep Zeybek adlı okurumun, bir yakınıyla ilgili gönderdiği ileti bu anlamda çarpıcı bir örnektir. İmam Hatip Lisesinde yıllarca yöneticilik, öğretmenlik yapmış meslek dersleri hocası biriyle yapılan siyasal tartışmada vardığı sonuç ve ifadeleri yakını adına ne kadar da ürkütücüdür. Dini eğitim aldığı varsayılan bu kişi şunları söyleyebilmektedir. "Başbakanın dostları benim dostlarımdır." Bush u, Blair i, Berlusconi yi, İspanya başbakanını, BOP, Medeniyetlerarası eşbaşkanını dost edinme duygusu bu koşullarda şaşılası bir şey değildir. Irak ta öldürülen milyonu bulan insan, bombalanan medeniyet topraklarımız, Lübnan işgali, değerlerin yitimi hiç önemli değildir onlar için. Kişi eksenli bakıldığından, bir tapınma duygusuyla bu tür yönelimler gene Batı ruhlu düşüncenin bir ürünüdür.

Hazreti Ebubekir bilinci yittiğinden, bu tür insanlarla konuşmak güçleşmiştir. Cemaatinden, ümmetten, yanlışlarından ötürü kılıçla düzeltilmeyi beklenen bir ümmet ruhu olmadığı için, insanlar bir tapınma duygusuyla yanlışa bile inanmaktadırlar.

Ertuğrul Özkök bu anlamda haklıdır. Onlar kendi görevlerini yaparlarken, geçen yüzyılın başından beri İslâm düşüncesinin, gerek sanatta, edebiyatta, düşüncede, siyasette öncülüğünü yapan büyüklerimizin emekleri, çabaları bir çırpıda boşa çıkarılmaktadır. Katolik Haçlı papası bile sevilebilinmektedir. Bir cüretle Müslümanların istavroz çıkarıp çıkarmayacakları bile tartışılabilmektedir. Sevgili Recep Zeybek dostumuzun yakınması ister istemez önemli bir dikkat olarak belirmektedir.

Bazılarının ruhta istavroz çıkardıkları bir zamanda, fiiliyatta da istavroz çıkarırlarsa şaşılmamalıdır. Elâzığ yöresine ait biraz sert, biraz kaba bir deyim vardır ki tam da oturuyor: "Kaz kaz ile, baz baz ile, Kel tavuk kel horoz ile."