Doç. Dr. Bekir Gündoğmuş, Milli Gazete'nin sorularını cevapladı.
"Zihinlerde var olan ablukanın kırılmasını da sağladığından, belki henüz yönetimler buna hazır olmasa da, küresel vicdan artık İsrail ile mücadelenin ulaşılmaz bir hedef olmaktan çıktığını müşahede etti. İsrail için artık küresel anlamda da pandoranın kutusu açıldı denilebilir."
Küresel Sumud Filosu bir 'ilk'i başardı.
Aşılamaz, delinemez, geçilemez denilen Gazze Ablukası aşıldı, delindi ve geçildi!
İşgalci, soykırımcı, Siyonist İsrail mağlup oldu!
* Peki ama bundan sonra nasıl bir süreç yaşanacak?
* Küresel Sumud Filosu neden önemlidir?
* 60'a yakın İslam ülkesinin Gazze Soykırımı ve Küresel Sumud Filosu'na yaklaşımı ne oldu?
* Hamas, Filistin topraklarından neden dışlanmaya çalışılıyor?
* Trump-Netanyahu ortaklığında hazırlanan son Filistin Planı neyi ifade ediyor?
* 7 Ekim 2023'te gerçekleşen Aksa Tufanı Operasyonu'nun önemi nedir?
* Ve de Filistin Davasında Milli Görüş'ün misyonu ne?

Bu haftaki Pazar Sohbetlerinin konuğu Doç. Dr. Bekir Gündoğmuş.
Bütün bu soruları, siyaset bilimi alanında önemli çalışmaları bulunan akademisyen, Doç. Dr. Bekir Gündoğmuş'a sorduk.
İşte sorularımız ve Doç. Gündoğmuş'un cevapları;

SORU: Küresel Sumud Filosu Gazze ablukasını deldi. Bugüne kadar Gazze ablukasının kaldırılması noktasında en önemli harekât oldu, Küresel Sumud Filosu. Bundan sonrası için öngörüleriniz nelerdir?
- Sumud filosunun iki temel amacı vardı. Ablukayı kırmak ve Siyonist yapının hukuk tanımaz, iflah olmaz tavrını bir kez daha tüm dünyaya ifşa etmek. Bu kapsamda değerlendirildiğinde filo, hiç kuşkusuz, amacına ulaşmıştır. Peşi sıra gelen filolar da elbette bu amaca hizmet edecektir.
Sumud filosunun en önemli katkısı, İsrail’in kötülüğünün sıradanlaşmasına yüksek perdeden itirazı ortaya koymasıdır. Dikkat edilirse filoya katılan aktivistlerin köken ülkelerinin tamamında başta olmak üzere dünya kamuoyunda bu konu ana gündem haline geldi, böylece hususen Gazze’nin yaşadığı saldırılar ve İsrail’in saldırganlığı konuşuluyor, günlerdir. Filo olmasaydı biz rutin ulusal ya da küresel gündemlerin etkisine girecek, Gazze’yi organize kötülük olan İsrail’in soykırımıyla baş başa bırakmış olacaktık. Ama tüm dünya İsrail’in uluslararası kara sularında yaptığı bu hukuksuzluğu görmek durumunda kaldı.
Bundan sonrasına ilişkin şunu net bir şekilde ifade etmek gerekir ki; zihinlerde var olan ablukanın kırılmasını da sağladığından, belki henüz yönetimler buna hazır olmasa da, küresel vicdan artık İsrail ile mücadelenin ulaşılmaz bir hedef olmaktan çıktığını müşahede etti. İsrail için artık küresel anlamda da pandoranın kutusu açıldı denilebilir.
Siyonist yapı, dünya devletlerini tepeden bağladığından yönetimler beklenen düzeyde adım atamasa da, aşağıdan yukarıyı zorlayacak mekanizmaların devreye girmesini bu andan itibaren daha fazla yaşayacağız denilebilir. Sivil toplumun organize ettiği oluşumlar ülkeleri Siyonist yapıya karşı harekete geçmeye zorlayacak, böylece yönetimler İsrail’in talepleri ile vicdan sahibi kitlelerin talepleri arasında bir tercih yapmak durumunda kalacaktır.
SORU: Gazze ablukasının kaldırılmasıyla ilgili Küresel Sumud Filosu harekâtı, bir "ilk" oldu. "Bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!" değerlendirmelerine katılıyor musunuz?
- Bunu 7 Ekim Aksa Tufanı’ndan itibaren başlayan bir süreç olarak değerlendirmek gerekir. Aksa Tufanı ve sonrasında yaşananlar İsrail’in organize kötülüğünü ifşa ettiğinden küresel vicdan uzun yıllar sonra ilk kez bu denli harekete geçmiş oldu.
İsrail başından beri Filistin’de uyguladığı soykırım ortaya çıkmasın diye klasik bir yönteme başvuruyordu. Neydi bu yöntem? Filistin’i önce Arapların meselesi gibi lanse ederek Arap olmayan toplumları konudan uzak tutma cihetine yöneldi. Bunu bir yere kadar başardı denilebilir ama Müslüman ülkelerde bulunan birtakım hareketler bu engeli hem ulusal ölçekte hem de uluslararası planda aşmayı başardı. Örneğin, Türkiye’de Milli Görüş’ün siyaset sahnesine çıkışıyla birlikte Filistin, Türkiye’de çoğunluğun takip ettiği bir gündeme dönüştü. Endonezya’dan Fas’a, Amerika’dan Avrupa’ya birbiriyle iletişime geçen ve organize olan Müslümanlar için Filistin ortak gündem haline geldi. Bugün ise en son Sumud filosu gösterdi ki, Filistin yalnızca Müslümanların ilgilendiği bir konu olmaktan çıktı ve yeniden Batı toplumlarının da gündemine girdi. Dolayısıyla İsrail’in “böl, parçala, yut” kabilinden yürüttüğü bu yöntem artık iflas etmiştir ve bu yönüyle elbette filo bir ilki ortaya koymuştur.
HAMAS HEYETİNE YAPILAN SALDIRI BİR MİLAT!
SORU: Yaklaşık bir asırdır bir İslam coğrafyası olan Filistin toprakları işgal ve ilhak altında. İşgalci İsrail Suriye'de de işgallerine başladı. 60'a yakın İslam ülkesinin bu işgaller karşısındaki tutumu konusunda neler söylemek istersiniz?
- Herhangi bir ülkenin zat'ülhareke olabilmesi için bağımsız olma şartı vardır. Bu olmadığında zaten devlet adı sadece kağıt üzerinde kalır. Bir düşünürün yaptığı “egemen; olağanüstü hale karar verendir” şeklindeki tanımlaması bunu ifade eder. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurgulanan yeni dünya düzeniyle birlikte soğuk savaş stratejisiyle devletlerin elinden bu imkan Siyonistlerce söküp alınmıştır. Uluslararası sistem adı altında BM, Dünya Bankası, IMF, NATO, Varşova Paktı, AİHM, Dünya Sağlık Örgütü vs. gibi kurumlarla devletler iktisadi, siyasi, kültürel ve sosyal açıdan küresel zorlamaya tabi tutulmuştur halen de belli ölçüde de bu devam etmektedir. İslam ülkeleri de ne yazık ki bundan beri değildir. Nitekim bunun için yıllardır Müslümanların kendi ordularını, siyasi birliklerini kurması çağrısı yapılmaktadır. Fakat şunu da söylemek gerekir ki, bu ilanihaye devam edecek bir husus değildir. Katar’da müzakere çağrısıyla bulunan HAMAS heyetine yapılan saldırı bu anlamda önemli bir milat olabilir. Suudi Arabistan’ın Katar saldırısının hemen arkasından Pakistan ile yaptığı askeri anlaşma bu yönüyle değerlendirilebilir. ABD ve İsrail ile dost olunduğu takdirde kendini güvende hissedeceğini zanneden ülkeler bir anda saldırı ile karşı karşıya kalacak düzeyde bir acziyetin içinde olduklarını idrak etmişlerdir. Bu durum doğru değerlendirilebilirse en azından kısa vadede bölgesel ittifaklar aracılığıyla denklem değiştirilebilir.
SORU: HAMAS seçimle işbaşına gelmiş, legal ve meşruiyetini Filistin halkından alan bir siyasi yapı. Özellikle ABD ve İsrail başta olmak üzere bazı ülkeler Hamas'ı Filistin topraklarından neden dışlamaya çalışıyor. Silahsız Filistin ne demek?
- Hamas’ın ve diğer grupların Filistin için anlamı Siyonist kötülüğe karşı direnişi devam ettiriyor olmalarıdır. Onları değerli kılan budur. Ülkelerinin işgaline karşı ellerindeki tüm imkanları seferber ederek bir kurtuluş mücadelesi ortaya koyuyorlar. Maddi ölçütlerle anlaşılmayan bir mücadeleden bahsediyoruz. Bu gruplar biterse ne olur, İsrail’in soykırımı durur mu? Bunun cevabı gayet basit. Örneğin Hamas 1987 yılında kuruldu. Ama Siyonist işgal 100 yılı aşkın bir süredir var. Dolayısıyla Hamas veya diğer gruplardan önce de İsrail işgal yürütüyordu. Burada konu Hamas ya da diğerleri değil, esas konu İsrail’in soykırımcı işgal politikalarıdır.
Burada kanaatimce iki önemli maksat var. Birincisi; silahlı mücadele yapacak kadroları tasfiye ederek direnişin yeniden organize olacağı vakte kadar vakit kazanmak ve bu sayede işgal politikalarına hız vermek. İkincisi ise bu grupları kendi içinde ve toplumsal katmanda parçalı, sorunlu hale getirmek.
Tarihsel tecrübe göstermektedir ki; herhangi bir yerde güçlü toplumsal tabana sahip bir grubu zorla tasfiye etmek istediğinizde genellikle bu durum reaksiyona dönüşerek direniş ile karşılaşır ve hatta bu grubun daha da çeliklenmesine imkan sunar. Bunun yerine grubu tabanıyla karşı karşıya getirirseniz işte o zaman grup bilinci zayıflayabilir ve grubun içinden ayrılan yeni bir grup eskilerinin yerine geçmek için hamle yapmaya yönelir. Şu anda Trump’ın çağrısıyla Gazze’de bu planın devreye konulması söz konusu olabilir. Bu sağlandığı takdirde Netanyahu’nun akıl hocası diyebileceğimiz V. Jabotinsky’nin söylediği şekliyle “ılımlar” ile yol yürüme dönemi başlatılmak isteniyor denilebilir.
MÜSLÜMAN ÜLKELER ŞİMDİ NASIL OLACAK DA NORMALLEŞME ADIMLARI ATACAKLAR!
SORU: Son İsrail-ABD ortak yapımı olan Gazze-Filistin Planı'na ne diyorsunuz?
- İsrail’in sahada yapamadığını masada çözme planından başka bir anlamı yoktur. Filistin’in geleceği açısından oldukça ciddi tehditleri barındırmaktadır. Taslağın muğlak ifadelerle yazılıyor olması zaten bunun göstergesidir. Oldu-bittiye getirilmeye çalışılıyor adeta, ancak bunun uygulamaya dönüşmesi zannedildiği kadar kolay değil.
Örneğin Hamas ve diğer gruplar tarafından yürütülen mücadelede Mısır ve Ürdün yönetimlerinin tavrı ortada. Onlar İhvan yeniden güçlenirse endişesiyle Hamas’ın başını çektiği direnişin kaybedeceği alternatifler konusunda daha istekli olabilir ama şunu da biliyorlar ki, Filistin’de ateş yükseldikçe bu onları da etkileyecek. Bugün Gazze’de Hamas’ın yıllardır desenlediği kararlı ve bilinçli tutum olmasaydı belki de Mısır Sina’da milyonlarca Filistinli göçmen ile karşı karşıya kalacak ve bu hareketlilik bir süre sonra doğrudan Kahire’yi sarsacak, İsrail ile Mısır arasında savaş zorunlu seçenek haline gelecekti. Onun için kağıt üzerinde Trump’a verilen destek saha gerçekliğiyle ters yüz olabilecek kıvamda görülmelidir. Benzeri tahliller Körfez ülkeleri için de yapılabilir.
Trump’ın Gazze Planı açıklamasında işaret ettiği Abraham Anlaşmaları konusu bunun güzel bir örneğidir. Hamas’ın vereceği cevabı beklemeden İsrail ile normalleşme adımlarının bölge ülkeleri tarafından yeniden başlatılması olağan bir öngörü olarak zikredilmişti. Ama Sumud Filosu’nun Trump’ın açıklamasının hemen ardından Gazze sularına yaklaşması bir anda yeniden dengeleri değiştirdi. Şimdi Müslüman ülkelerin yöneticileri, filoya düzenlenen baskın ve alıkoymalar ortada iken nasıl olacak da normalleşme adımları atacaklar! Onun için masada kurgulanan benzeri planların saha gerçekliğiyle birlikte değerlendirilmesi daha doğru olacaktır.
MİLLİ GÖRÜŞ'ÜN GAZZE GAYRETİ SİYONİZM’İN UYKUSUNU KAÇIRDI!
SORU: Gazze soykırımı 7 Ekim tarihi itibariyle 2 yıldır devam ediyor. 7 Ekim Aksa Tufanı hususunda neler söylemek istersiniz? Gazze soykırımı konusunda görüşleriniz nelerdir?
- Aksa Tufanı’nı birkaç yönden değerlendirmek gerekiyor. Bunlardan ilki; Filistin mücadelesinde ve Siyonizm tarihinde birçok ilki yaşatmasıdır. İsrail ilk kez bu ölçüde bir tersine göç ile tanışmıştır. Yüzbinlerce işgalci Filistin’i tamamen terk etmiştir. Yine yüzbinlercesi Filistinlilerin yüz yıldır yaşadığı mültecilik durumuyla tanışmıştır. Zaten işgalci oldukları topraklarda Siyonist yerleşimcilerin artık güvende olmayacaklarını anlamalarını sağlamıştır. Demir Kubbe, Davud’un Sapanı gibi önlemlerin füzelerin başlarına düşmesini engellemeyeceğini öğrenmişlerdir.
Bir diğeri; Siyonistlerin onlarca yıldır kurguladığı mağdur imgesini alt üst etmiştir. Artık Avrupa’da, ABD’de, Asya’da, Afrika’da nereye giderseniz gidin yalnızca İsrail karşıtlığı değil, Siyonizm farkındalığı öyle bir noktaya ulaştı ki, İsrail'in bunu tersine çevirmeye gücü yetmeyecektir.
Son olarak Aksa Tufanı; tam anlamıyla bir ifşa tufanına dönüşmüştür. Filistin’i yalnız bırakanlar, Filistin’i istismar edenler ifşa olmuştur. Siyonist kötülük ifşa olmuştur. Küresel sistem ifşa olmuştur. Ülkelerin bağımsızlık iddialarının sahteliği ifşa olmuştur.
Gazze, tüm bu yaptıkları için soykırımla karşı karşıya kalmaktadır, soykırım karşısında yalnız bırakılmak istenmektedir. Ama Sumud filosunun da gösterdiği gibi, onlar zulümlerini artırdıkça, baskılarını çeşitlendirdikçe hiç tahmin etmedikleri yönlerden karşılık gelmektedir.
SORU: Son olarak Milli Görüş lideri, Refah-Yol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan son nefesine kadar Siyonizm, İsrail, ABD vb. ile mücahede ve mücadele etti. Milli Görüş'ün bu alandaki hassasiyetine de diyorsunuz? Son Küresel Sumud Filosu ile ilgili çalışmalarını da ekleyerek...
- Milli Görüş; yalnızca Türkiye’nin değil bir bütün halinde İslam aleminin vicdanını, bilincini, direncini bünyesinde barındıran bir yapıya sahiptir. 1969’dan itibaren Erbakan Hocamızın yürüttüğü mücadele ele alınacak olursa hedefin hiçbir zaman ulusal sınırlar içine hapsedilmediği kolaylıkla anlaşılır. Siyasi bir hareket olan Milli Görüş, partiler arası rekabet içinde kendini kaybetmemeye özellikle ihtimam göstermiştir. Erbakan Hocamızın kongre konuşmalarından parti programlarına kadar kısa bir analiz yapılsa ana hedefe sistem mücadelesinin konulduğu kolaylıkla görülebilir. Sistem mücadelesinin özü de göreceli olarak bugün sistemi elinde bulunduran Siyonizm ile mücadeledir. Bunun için bedel ödemekten de çekinilmemiştir. Gazze soykırımı karşısında Sumud Filosu’nun Türkiye ile ilgili yürütülen kısmında Milli Görüş’e bağlı kurum ve kuruluşlar başta olmak üzere Milli Görüş’e gönül veren insanların ortaya koyduğu maddi-manevi çaba bu yüzden kıymetli ve beklenen bir adımdır. Biz de o süreçte çevremizde birçok dava mensubunun Gazze’ye nefes olması için adeta cebindeki son kuruşa kadar infak ettiğine şahitlik ettik. Bu gayret; Müslümanları kendi dertlerine düçar ederek birbirlerinden uzak tutmaya çalışan Siyonizm’in uykusunu kaçıran, planlarını alt üst eden bir çabadır.
- Teşekkürler...