Referandum gündemi ile hemhal olan ülkemizde, vatandaşın yedisinden yetmişine bu gündemle yatıp kalkması engellilerin problemlerini bize unutturmuyor. Hatta daha çok gündeme getirmemiz gerektiğini gösteriyor.

Hafta sonları bir araya geldiğimiz engelli arkadaşlarımızın bize yönelttiği sorulardan birisi şuydu; 

“Avrupa’ya gittiniz, Avusturya’da engelli dernekleri ile görüştünüz. Orada olan ve bizde olmayan ne var,” diye sorular sordular. Tabi ki meraklarını gidermek için bizim de bazı tespitlerimiz vardı. Bu tespitlerden en önemlisi şu: 

Engellilere verilen haklar, özellikle de parasal yardımlar ülkemizde engellinin gelir durumuna veya sosyal güvencesinin olup olmadığına bakılarak yapılıyor. Hâlbuki Avusturya’da engellinin gelir durumuna veya sosyal güvencesine bakılmaksızın tamamen engellinin engellilik durumuna göre veriliyor. İşte bunu ta yıllar öncesinden söyleyip duruyorduk. Şimdi gördük ki, bizim yıllardır söylediğimizi onlar hayata geçirmişler. 

Bu konuları tartışırken merhum Erbakan Hocamızın, “bizim size yaptıklarımız, sizin için bir ulufe değil, sizin tabii hakkınızdır.” Sözleri kulağımda çınlayıp durmaktadır. Gönül isterdi ki, mevcut yöneticilerin de bu türden sözleri ve eylemleri olsa, kulağımızın birinde de o sözler çınlayıp dursa…

Engellilerin kendi aralarında tartışa geldiği bu tür konulardan bir diğer de, ulaşım ve erişimle alakalı konudur. Erişim ve ulaşımda birinci meselemiz yürüme yollarının ve rampaların istenilen şekilde olmadığı. Sadece yasaktan kaçma babında yapıldığıdır. Esasen engellilerin kolayca kullanabileceği, standartlara uygun ve önünde engel olmayan; başta yürüme yolları olmak üzere bütün erişim ve ulaşımın rasyonel olması gerekmektedir diye düşünüyor ve konuşuyorlar.

Esasında bu konuları yıllardır dile getirmekteyiz. Şimdi yeniden neden gündeme getirdik diye soracak olursanız, yine bugünlerde engellinin kanayan yaralardan biri de engelli öğretmenlerin atamaları meselesidir. 

Bakanlığın açıkladığı bin beş yüz engelli öğretmen açığı ilan edilmesine rağmen, kontenjanların branşlara göre dağılımı olmadığından, engelli öğretmenler atanamamış ve mağdur edilmiştir. Yazımızı kaleme aldığımız bu saatlerde Ankara Güvenpark’ta bu konu ile alakalı bir basın açıklaması yapacaklarını söyleyen bir grup mağdur engelli öğretmen adayları, bizden de destek olmamızı istediler. Lakın biz onlara, “böyle bir basın açıklamasının bu hassas ortamda yapılmasının getirisi ve götürüsünü iyi düşünmeleri gerektiği”ni söyledik. Ve arkasından şunu da özellikle belirttik;

“Bu hassas ortamda yapacağınız aleyhte bir açıklama ile sizi birileri karşı tarafa, yani FETÖ ile PKK ile aynı safa koyar ve bundan çok zarar görürsünüz. Haklı iken haksız duruma düşersiniz. Bunu referandum sonrasına bırakın ve o zaman biz de sizin yanınızda oluruz.” Dedik. Zaten otuz yıldır bizim yaptığımız mücadele, engelli haklarını korumak, kollamak ve verilmeyen hakları almaktır. Ama bunun zamanı, zemini iyi kollanmalı, diyalog yolunu öncelikle seçmeliyiz. Aksi takdirde bütün emeklerimiz zayi olur.

Bütün bunlara baktığımız zaman 16 Nisan’da yapılacak olan referandumun sonucunun “evet” veya “hayır” çıkması engelliler açısından ne ifade ediyor acaba? Yani engelli işsizler iş mi bulacak? 2022 sayılı yasa engellilerin lehine yeniden mi düzenlenecek? Evde bakım ücreti artacak mı? Bakım yapan kişiler sosyal güvenceye mi kavuşacak? Çarpık olan bu mevcut Rapor Yönetmeliği düzeltilecek mi? Engellilerin eğitim sorunu mu çözülecek? Bu sorulara evet diyebiliyor musunuz? Eğer diyemiyorsanız, engelliler için “evet” veya “hayır”ın ne anlamı var? 

Biz diyoruz ki, engelliler kendilerini boş ümitlere kaptırmasınlar. Çünkü mevcut durum değişmeyecek. Bugün nasıl ise yarın da aynı olacaktır. Vesselam.