Medya nın içine düştüğü skolastik, arada bir çeşni olsun diye yoksadığı görüşlere, kişiliklere yer vermesi, temel anlayışını değiştirmeye başladığı kanaatinin doğması için yeterli değildir. Özellikle televizyonlarda bu tür yer vermeler, imaen varolduğu kabul edilen sultasının hatırlatılması ve dayatılması anlamını da içerebilir.

Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Recai Kutan Beyin Abbas Güçlü nün "Güne Bakış" programına katılması da buna bir istisna oluşturmuyor. Hem de sayın Güçlü nün medyada belli bir konuda uzmanlaşma gereğinin ciddi, tutarlı ve bağımsız düşünebilme örneğini vermesine rağmen böyledir bu. Elbette medyanın genel durumunun sorumluluğunu bir kişiye ya da belli bir gruba yüklemek doğru olmaz, yakışık da almaz Zaten sayın Güçlü, yazılarıyla ve televizyon programıyla, izleyebildiğim kadarıyla, güvenilir, sorgular, araştırır, en önemlisi de basın ahlâkını gözetir bir tavrın sahibi olageldi. Bu bile takdir ve tebrik edilmeyi gerektirir bir özelliktir.

Sayın Kutan ın, programın akışı boyunca ortaya koyduğu yaklaşım, kişiliği de dahil, Türk siyasetinde adeta kasten boğulan özgeci (diğerkâm), fedakâr ve feragatli ve rabıtalı (sevgi ve sadakatli) olma temelinde geniş düşünme, ideal sahibi olma şeklinde özetlenebilir. Bireysel ve özel ilişkilerinde sayın Kutan ın içtenlik, saygı, nezaket, itimat ve tevazu gibi hasletler şahsiyetinin doğal tezahürü olarak ortaya çıkar. Adeta yıllara dayanan bir dostunuzdan dün akşam ayrılmışçasına bir yakınlık duygusuyla sarıldığınızı hissedersiniz ilk tanıştığınızda bile. Huşûnet (kabalık, sertlik, inatçılık), mürailik (gösterişli iki yüzlülük), tekebbür (olmayan vasıflarla büyüklenme), hırs ve açgözlülük gibi nitelikler ile karmanyola olmuş siyasetimizin, bir bakıma, resmini gösterirken, olması gerekeni de işaret etti konuşmalarında Kutan.

Bugün toplum, insan ve devlet, dolayısıyla yönetim bakımından nasıl bir kap-kaçın, yağmanın, ehliyetsiz ve dirayetsizlik ile güvensizliğin rüzgârına savrulduğumuzun farkına varılırsa, sayın Kutan ve Millî Görüş ün temsil ettiği bilinç ve anlayışın önemini kavramak da o nisbette ayan-beyan ortaya çıkabilir. Nitekim sayın Kutan, dış siyaset, iktisadî politika ve kültürel anabaşlıklar altında ülkenin kuşatılmışlık durumunu tesbit ederek bundan nasıl çıkılacağının yöntemini de işaret ettiler. Temel ilke olarak bütün bunlara öncelikli gelen ise, Türkiye nin coğrafya ve tarihinin adeta emrettiği uygarlık kurucu duruşudur. İdealdir bu. Devlet adamı olmanın, tam anlamına uygun siyasetçinin farkı, toplumu, devleti, bu ideale doğru uyandırmak, isteklendirmek, azim ve gayretini bir orkestra şefi duyarlık ve maharetiyle yönlendirip yönetebilmektedir. Sanıyorum eksik olan, üstelik medyanın amacı dışında kullanılarak üstü örtülen de budur. Onun için bezirgan siyaseti ve siyasetçileri, bir Allah dostunun sözüyle nitelendirilirse "Horasan ın Köpekleri" benzetmesinin ötesine geçemeyen söylemlerle ufkumuzun boğulmasında faal rol alan kişiler olarak öne sürülmektedirler.