Allah (C.C.) nasip ederse beş gün sonra Ramazan ayı
orucuna başlayacağız. Pazartesi akşamı teravih namazlarına başlayıp aynı gece
ilk sahur yemeğini de yemiş olacağız, inşaAllah.
Ramazan ayı kalplerin yumuşadığı, manevî bereketin çok
bol olduğu bir rahmet ayıdır.
Ülkemizin ve dünyamızın içinde bulunduğu atmosferin en katı
kalpleri bile etkiliyor olduğunu düşünüyorum. Başkalarını bilemem ama Müslüman
kardeşlerime soruyorum: Dünyadaki zulüm ve acılar kesinlikle bizim ilgi
alanımızda. Acaba her birerlerimiz mazlumların ahından çıkan neticeyi
yaşantımıza ne kadar yansıtıyoruz Tüketim maddelerimizin içinde israf hanesine
kaydedilenler var mı acaba
Müslümanlar! Tüketirken, iftar ederken, sahur yemeği
yerken dünya nüfusunun önemli bir bölümünü kapsayan mazlum kardeşlerimizi
gözümüzün önüne getirelim.
Çöp konteynırlarından açlığını gidermenin gayreti içinde
olan kardeşlerimizi asla unutmayalım.
Mazlum çocukları hatırlayalım.
Gözyaşı döken hanımefendiler biz iftar ederken
çocuklarının önüne açlıklarını giderecek aş pişirip önlerine koyamamanın
verdiği acıyı kalplerimize saplanmış ok bilelim.
Akşam olunca evine nevalesini götüremeyen aile
reislerinin düştükleri halet-i ruhiyeyi onların yerine kendimizi koyarak böyle
bir acıyı duymaya çalışalım.
Dünya son yüzyılların en acılı günlerini yaşıyor.
Dünya müstekbirleri, Müslümanları her ülkede zulüm ve
eşkıyalıklarıyla inim inim inletiyorlar. Acı ve ızdıraplar Müslümanların kaderi
değil, içimizdeki beyinsizlerin belâsı. Bilerek yapıyorlar. İnsanlarımızı
açlığa, sefalete iteliyorlar.
İnsan manzaramıza şöyle bir bakalım:
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de maddi açlıktan çok
manevi açlık büyük tahribatlar yapıyor. Bu Ramazan ayında biz Müslümanlar bu
tahribatları tamir etmeye başlayalım. Manevi boşluklarımızı giderelim. Şunu
kesinlikle bilelim ki biz düzelir yolumuzu doğrultabilirsek Allah ın izniyle
insanlık hidayet bulacak. Herkesin yüzü gülecektir. İşte önümüzdeki Ramazan ayı
bunun için büyük fırsattır. Belki de son bir fırsattır. Onun için aç mideler
bir yolla doyar, bugün bizim ihtiyacımız aç gönülleri doyurmaktır.
Sonra!
Evet, sonra, hastalar, sakatlar, kimsesizler... Doğu Türkistan halkı, Filistin toplumu,
Arakan daki Müslümanlar, Suriye deki mazlumlar. Kısaca kendi hayatını müdafaa
etmeye çalışan bütün Müslümanlar. Analar... Çocuklar... Ve bütün mazlumlar...
Müslümanlar! Ramazan sofrasında, pide alırken, sıcacık
çayları yudumlarken, iftar sofrasında oruç açmayı beklerken profilini
çizdiğimiz insanları unutmayalım. Elimizden geldiğince çaresizlere çare olmaya
çalışalım...
Allah kabul buyursun...