Bu yazının kaleme alındığı saatlerde ordunun taraflara
verdiği 48 saatlik süre henüz dolmamıştı. Dolayısıyla, bu sürenin sonunda
karşımıza nasıl bir tablo çıkacak, bundan çok emin değiliz. Fakat ortam çok
gergin; demokratik tepkilere kan sıçraması ve bunun her geçen saat artış
göstermesi, ülkeyi bir iç savaş ortamına itiyor.
Siyasi irade ve askeri kesim arasındaki restleşme,
yangına körükle gitmekten farksız. Mısır, adeta akl-ı selimi yitirmeye başlamış
bir ülke görüntüsü sunuyor. Dolayısıyla ülke şu an itibarıyla her türlü
olasılığa açık.
Bazı kesimlere göre eksik kalan, mecrasından saptırılan
ya da kaptırılan 25 Ocak Devrimi tamamlanmaya ve yeni bir boyuta taşınmaya
çalışılıyor; bazılarına göre ise, halk devrimi sabote ediliyor!
Buna büyük hesaplaşma adını verenler de var ki, mevcut
gelişmeler bu iddiayı daha da kuvvetlendiriyor. Ne de olsa Mübarek sonrası
iktisadi, siyasi ve toplumsal anlamda taşların yerine oturtulamaması ve
bölgesel-uluslararası konjonktür buna fazlasıyla imkan sağlıyor.
Tüm bu yaşananları, aynen Türkiye örneğinde olduğu gibi,
sadece lider ve iktidar partisi üzerine mal etme gayretleri de dikkat çekici.
Örneğin, Muhammed el-Baradei; Mursi ye ülkeyi yönetme ehliyeti verdik ve o
yönetemedi iddiasında bulunuyor. Peki, durum gerçekten de Baradei nin
bahsettiği gibi mi Yani, ortada kötü bir yönetim mi söz konusu ya da tek
neden sadece bu kötü yönetim mi
Aslında, geçmişe doğru filmi şöyle bir sardığımızda
Baradei nin iddiasının bir yönüyle çok da yersiz olmadığını görüyoruz. Çünkü
Müslüman Kardeşlerin adayı olarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandığı ilk
gün Mursi, Sorunları çözmek için bana 100 gün verin demişti. Mursi nin başta
adalet ve yolsuzluk olmak üzere ülkedeki kronikleşmiş sorunları
çözebileceğine dair bu fazla iddialı çıkışı, halk arasında büyük bir beklenti
ve iyimserlik havasına yol açmıştı.
Aslında bu iddialı sözler bile Mursi nin ve Müslüman
Kardeşlerin devleti ve uluslararası sistemi yeterince tanımadığının en temel
göstergesiydi. Eğer birazcık bir bilgi birikimi olmuş olsa bu tür vaatlerin bir
lideri, ülkeyi nasıl hedef haline getirebildiğini görebilirlerdi
Nitekim Mursi nin bu konuşmasının üzerinden bir kaç 100
gün geçmesine rağmen bu sorunlar aşılabilmiş değil. Üstelik ekonomi her geçen
gün dibe vurmakta ve ülke halen devrim sürecinde Reform ve yeniden
yapılandırma çalışmaları içte ve dışta büyük bir tepkiyle karşılanıyor. Bu
direnç aşılamadığı için de zaman Mursi nin aleyhine işliyor.
Bundan dolayı, Mursi kendi taraftarlarının beklentilerine
cevap verebilmiş değil. Müslüman Kardeşler İslam ı daha çok referans alan
yasalar çıkarmadığı için tepki gösterirken, laik kesim de çıkarılan yasalarla
hayat tarzlarının tehdit altında olduğunu savunuyor. Dolayısıyla Mursi, ne
İsa ya ne de Musa ya yaranabilmiş durumda...
Diğer taraftan Mursi nin bu adımları atarken büyük ölçüde
önündeki bir deneyimden yararlanmaya çalıştığı (ya da etkilendiği), son
gelişmelerle birlikte bir kez daha ortaya çıkmış vaziyette. Türkiye Modeli ni
takip etmeye çalışan Mursi, ülke içindeki sistemi, gücü dönüştürme noktasında
bir takım radikal çıkışlar yapmaktan geri kalmamakta. Bu noktada, anayasa başta
olmak üzere devletin temel dinamikleri, refleksleri ve kilit kurumlarını
etkileme, yeniden yapılandırma, kontrol altına alma çabaları sistem içi yeni
bir hesaplaşmaya dönüşmüş durumda
Mursi yi bir karşı devrim ya da darbe süreciyle karşı
karşıya bıraktıran temel faktörlerden birisi de izlediği dış politika. İktidara
gelişinin ilk günlerinden itibaren İran la geliştirdiği ilişkiler, bu çerçevede
önce Çin e sonrasında İran a gerçekleştirdiği ziyaretler, hiç kuşkusuz derin
bir endişe ve öfkeye yol açmış bulunmakta.
Burada, Türkiye ile Yeni Ortadoğu sürecinde
gerçekleştirdiği stratejik ortaklık seviyesindeki işbirliği ve Suriye krizinde
Müslüman Kardeşler-Selefi gruplar üzerinden attıkları bir takım bağımsız
adımlar da sıkıntı oluşturmuşa benziyor. Türkiye-Mısır-Körfez (özellikle de
Katar ve Suudi Arabistan) ekseninin dış basında Yeni Osmanlı nın doğuşu
olarak adlandırılması, bu açıdan bir tesadüf olmasa gerek...
Bu sürecin, Türkiye de yaşanan son gelişmelerle söylem ,
eylem ve zamanlama olarak taşıdığı büyük paralellik de, dikkat çekici. Bu
benzerlik, operasyonun aynı adresten yönlendirildiğinin en somut göstergesi
olarak karşımıza çıkıyor.
Mısır, burada devrim-karşı devrim süreçleri açısından tam
bir dönüm noktası... Devrim sürecinin sona er(diril)mesi, bölgedeki diğer dip
dalga süreçlerinin de seyrini büyük ölçüde etkileyeceğe benziyor ki bunların
başında da Türkiye geliyor.
Dolayısıyla, Mısır da sadece iç dinamikler arasında bir
mücadele söz konusu değil ve mesele de sadece Mursi değil! Mısır, nasıl Osmanlı
açısından bir dönüm noktası olmuşsa, yeni Türkiye süreci açısından da
vazgeçilmezlerden...
Kavga da zaten buradan kaynaklanıyor!