Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yıllık basın toplantısında Moskova'nın Ukrayna'ya olan bakışını tekrarladı ve kararlarının sistematik gerekçelerine ilişkin söylemlerini sürdürdü.

Putin, Rusya'nın Ukrayna'da elde ettiği toprak kazanımlarının tartışmaya açılmaması şartıyla, Kiev'le barış görüşmelerinin mümkün olduğunu vurguladı.

Putin aynı zamanda Ukrayna'nın askerden arındırılması ve tarafsızlığı da dahil olmak üzere Rusya'nın iddialarını tekrarlayarak, Moskova'nın maksimalist ideallerden, yani Sovyetler döneminden kalma “arka bahçe” yaklaşımından uzak durmadığını ortaya koydu.

Batı'yı bu hedeflerinin gerçekleşeceğine inandırmak için "Oreshnik" füzesinin ayrıcalıklı olduğundan söz eden Putin, NATO'nun Ukrayna'ya askeri alanda verdiği desteğin sonuca ulaşmasının mümkün olmadığına dair fikri daha da iddialı şekilde dile getirdi. Putin Ukrayna'nın tamamen teslim olması çağrısında bulundu.

"Oreshnik"in Batı silahlarıyla karşılaştırıldığında "düello sahnesindeki avantajlarını" değerlendirerek, sonuçta Rusya'nın kazanacağı, Ukrayna ve Batı'nın ise kaybedeceği iddialarını sürdürdü.

Prensip olarak, Rus liderin Ukrayna'ya ilişkin açıklamalarındaki tek yenilik, "Oreshnik"in gücünü öne çıkarmasıydı. Diğer açıklamaları ise önceki fikirlerinin, propagandasının ve yürüttüğü kamu diplomasisinin devamıydı.

Putin'in basın toplantısındaki bir yenilik de Suriye’deki Rusya-İsrail ilişkilerini ima etmesiydi. Böylece Türkiye'nin bariz avantajlarını görmezden gelerek, Rusya'nın Suriye'de jeopolitik kayıp yaşamadığını meşrulaştırmaya çalıştı ve bundan sonraki süreçlerde İsrail ile yapacağı işbirliğinin ana hatlarını çizmeye çalıştı.

Putin'in İran birliklerini Beşar Esad rejimini savunmakta başarısız olmakla suçlayan diplomatik yaklaşımı, aynı zamanda olası Rusya-İsrail pazarlık çabalarına zemin hazırlama planı gibiydi.

Putin’e göre Suriye'deki Rusya-İran ittifak çizgisi büyük olasılıkla çöktü. Artık Moskova bölgedeki kazanımlarının İsrail'le daha kalıcı hale geleceğine dair bir süreç yönetimine geçmiş gibi görünüyor. Bunun bir başka altı çizilmesi gereken kanıtı ise Putin'in PYD/YPG’nin çatısı olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) konusunda daha sıcak mesajlar verme gayreti içinde olmasıydı. Putin ayrıca konuşmasında YPG'nin PKK'nın Suriye'deki kolu olduğu yönündeki görüşünü ise tekrarlamadı. Hatta SDG’nin yakın gelecekteki bir savaşa hazır olduğunu ve "Suriye'deki gerçek bir aktör" olduğunu vurguladı.

Bu nedenle Rusya, SDG’ye net mesajlar göndermeyi tercih etti. Kremlin bu taktik değişiklikle bölgede önemli ve etkili bir figür olmaya devam etmeyi hedefliyor.

Bütün bunları Rusya’nın hem yeni Suriye hükümetinin oluşumunda, hem de ülkede oluşacak nüfuz alanlarında oyun kurma gayreti olarak görebiliriz. Belki de Rusya, garnizon devleti olma hedefini açıkça destekleyen bir plan geliştirme ihtiyacını hissediyor olabilir.

Aynı zamanda İsrail'le yapılacak olası anlaşmaların hazırlıkları da SDG üzerinden yapılacak gibi bir hava var. Bu gelişmeler Amerika ile Rusya’nın anlaşması ihtimalini güçlendiriyor. Rusya Lazkiye ve Tartus’ta bulunan, donanmasının Akdeniz’deki tek tamir ve bakım alanı olan limanlardaki varlığını korumak için ABD’nin SDG için yakın gelecekte düşündüğü planlara muhtemelen “evet” diyecektir.

Resmî olarak sonuç böyle gerçekleşir mi bilmem ama şu anda Suriye’nin fiili olarak en az 4 ayrı bölgeye bölüneceğine dair yaygın bir kanaat var. Lazkiye ve sahil kesiminin Rusya kontrolüne, Golan Tepeleri ve Dürzi nüfusun yaşadığı yerlerin İsrail’e, SDG’nin etkin olduğu yerlerin ABD’ye, kalan yerlerin ise Türkiye’nin kontrolünde kalmasına onay verileceği bir plandan bahsediliyor. Türkiye’de kimi çevreler de nasıl olsa Suriye’nin toprak bütünlüğü mümkün değil, bari biz de oralarda tutunalım diyerek bölünmeye sessiz kalacaklarına dair bir atmosfer seziliyor. Ancak bu durum birçok riski içinde barındırıyor. Her hal ve şart altında bütün etnik kimlik, din ve mezhepleriyle Suriyelilerin ortak vatanı kalmaya devam eden, toprak bütünlüğü teminat altına alınmış bir Suriye Türkiye’nin güvenlik kaygılarını minimize edebilir.

Ayrıca Rusya’nın son yaşanan gelişmelerde doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye’yi suçlaması, İran’ı Suriye’de başarısız bulması bundan sonraki süreçte Putin-Trump yakınlaşmasını daha da artıracaktır. Türkiye bir an önce zafer havasından çıkmalı ve 911 km sınırı olan Suriye’de oyunları bozan bir strateji yürütmeli ve herkesle iletişim kurabilmelidir. Son tahlilde ABD ve Rusya’yı maliyet analizi yapmaya sevk edecek bir yol takip etmelidir. Şayet bölgede birbirini dengelediği düşünülen Rusya ve ABD birlikte hareket ederse, Türkiye için şartlar çok daha zorlu seyredecektir.