Geçen yazımızda siyasi partilerin hedef kitleleri belirlenirken dikkat edilmesi gereken hususlara değinmiştik. Hedef kitleyi belirlemek ve onlara ulaşmak için sosyolojik, ekonomik ve kuşaklar arası farklılıkların önemi büyüktür. Bu yüzden toplumun geneline dair idealleri olan bir siyasi partinin birincil veya ikincil hedef kitlesini bu idealleri doğrultusunda belirlemelidir. Hedef kitlelerini belirlerken sosyolojik verinin dışında kuşak farlılıklarını da dikkate alarak öncelik belirlenmesi siyasi partinin sürekliliği açısından önemlidir.
Partinin tabanını genişleyen dalgalar şeklinde tanımlarsak küçük dalgaları birincil hedef kitlenin eylemsel tabanı olarak değerlendirebiliriz. Bir siyasi partinin dil ve söylemini bu eylemsel taban üzerinden geliştirmesi onu dar bir alana hapsedecektir. Burayı kuşatacak ama aynı zamanda burayı aşacak bir dil ve söylemin geliştirilmesi önemlidir. Buna karşın bu eylemsel tabanın partinin yürütücü gücü olduğunu da akılda tutmak gerekiyor. Bu zeminin olabildiğince aktif olması için hem fikren, hem eylemsel, hem de söylem olarak zinde kalması zaruridir. Buna karşın siyasi partinin temel ilkelerini yıpratmadığı sürece farklı bakış açılarının engellenmesi bu zemini durağanlaştıracaktır. O yüzden siyasi partiler, birincil hedef kitlesinin genişleyen dalgalarına ulaşabilmek için gelişime açık, üretken ve dinamik bir tabanın varlığına ihtiyaç duyar.
Bu dalgaların partinin ilkelerinden koptuğu noktaya kadar olan kısım birincil hedef kitlenin çevresini oluşturur. Sosyolojik taban da diyebileceğimiz bu kitlenin iki yüzü vardır. Birisi geleceğe dönük eriyen yüzü, diğeri ise gelecekte varlığını sürdürme potansiyeline sahip yüzü. Bunu biraz da kuşakların siyasi bilinciyle ya da dünyayı algılayış biçimiyle izah edebiliriz. Sosyolojik taban kaygısıyla söylem gücünü kaybetmiş, gerçeklikten uzak, hamaset batağında debelenen ve kuşak olarak geleceği olmayan kitlelere göre siyaset üretilmesi partinin sürekliliğine zarar verecektir. Buna karşın genç ve zinde zihinlerin siyasi bilincini ve dünyayı algılayış biçimlerini dikkate alarak üretilecek siyasetin yarına dair beklentisi daha güçlü olacaktır. Dil ve söylemin de bu veriler dikkate alınarak zaman zaman güncellenmesi ve geliştirilmesi önemlidir.
Son olarak sosyolojik çeperin dışında kalan ikincil hedef kitleye siyasi rekabet koşullarının meşruiyetini karşılıklı kabul görmesi şeklinde bir yaklaşım olmalıdır. Sonuçta bir toplumda yaşayan her insan aynı bakış açısına sahip değildir. Bu farklılıkları dikkate almadan üretilen her siyaset toplumsal barışı zedeleyen kutuplaştırıcı bir zemine yol açacaktır. Yakın siyasi tarihimizde yaşanan kutuplaşmaların temel sebebi burada yatmaktadır. O yüzden ikincil hedef kitleleri ile partinin ilkelerini buluşturma gayreti kabul-ret ikileminden kurtulup karşılıklı anlayışı öncelemesi gerekiyor. Kurulacak dilin ve üretilen siyasetin bu vasatı gözetmesi önemlidir.
Bu genel değerlendirmeler Saadet Partisi’nin yeni sürecine de bir katkı sunabilir. Üretilecek siyaset ve kurulacak dil, mevcut sosyolojik algının cazibesiyle değil partinin siyaset vizyonunu yarına taşıyabilecek bir hedef kitlenin tercih edilmesiyle belirlenmelidir. Mevcut siyasetin kutuplaştırıcı siyasi tartışmalarında taraf olma gayretine düşmeden temel ilkelerin sunduğu özgüvenle yeni kuşakların siyasi bilincine hitap etmeyi başarmalıdır. Bu konuda eylemsel tabanın anlayışlı olması, dahası bu dil ve söylemi içselleştirmesi, hem partinin duruşuna bir ciddiyet ve vakar kazandıracaktır hem de sosyolojik tabana ulaşmada eylemsel tabanın elini güçlendirecektir.