Artık tekrar tekrar Haçlı-Siyonist ittifakından söz etmenin anlamı kalmamış görünüyor. Çünkü ABD’li yetkililer her fırsatta sanki suratımıza çarparcasına PKK/YPG terör örgütüne yaptıkları silah desteğinin hesabını tutmadıklarını açıklarlarken, Türkiye’ye parasını ödediği uçakları vermiyorlar. Söz gelimi İsveç’in NATO üyeliğini desteklememizin şartı olarak ileri sürüyorlar. Bunun yanında bir zamanlar da Patriot hava savunma sistemlerini parası karşılığında vermezlerken, ülkemiz bu alandaki ihtiyacını görmek için Rusya’dan S-400 savunma sistemi satın aldığımız için yeni ambargoları gündeme getirdiler. Bu arada ısrarlı bir şekilde NATO üyesi olduğumuz hatırlatılarak böyle bir hava savunma sistemini almamızın NATO üyeliği ile bağdaşmadığı iddia edildi. Hâlbuki aynı hava sistemi Yunanistan’ın elinde yıllardan beri var. Yani, Yunanistan alabilir ama Türkiye alamaz mantığını hiç sıkılmadan sürekli karşımıza çıkarmaktalar.

            Bu arada İsrail söz konusu olduğunda gemiler ve TIR’lar dolusu silah ve mühimmatı para pul hesabı yapmadan gönderiyorlar. İsrail’e verilen destek sadece silah ve mühimmat desteğinden de ibaret değil. Netanyahu’yu adeta bir canavara dönüştüren maddi ve manevi desteğin sahibi de ABD. Çünkü Gazze’de silahların susmasının dile getirilmesi karşısında ABD’li yetkililer kesinlikle ateşkes kelimesini kullanmadılar, İsrail’e de kullandırmadılar. Çünkü silah susması ya da ateşkes kelimelerini kullandığında İsrail’in kararlaştırılan süre içinde saldırı yapmasının engellenebileceği gibi bir iddia ileri sürülüyor. Bu bakımdan bırakın süresiz ateşkes kararı almayı ateşkes kelimesinin kullanılmasını bile ABD ve İsrail kendilerine yasaklamış durumdalar. Bu bakımdan ilk olarak alınan 4 günlük ateşkes sırasında İsrail hemen her gün ateşkesi ihlal etti. Hâlâ da ediyor. Bunun yanında Netanyahu yaptığı açıklamalarda İsrail’in saldırılarını Gazze’nin bütününde sürdüreceğini açıklıyor ve ABD’den ses çıkmıyor, böylece İsrail’in ateşkesi bozmasına açıktan destek vermiş oluyorlar.

            Kısacası ABD Türkiye’ye satacağı F-16 uçuklarını İsveç’in NATO üyeliğini onaylamamız için bir baskı unsuru olarak kullanırken, aynı durum F-35’ler için de geçerli. Uzun lafın kısası ABD, Türkiye ile ilişkilerinde öyle bir tavır sergiliyor ki, sanırsınız dünyanın haberi olmadan adeta bir ABD imparatorluğu kurmuşlar ve tüm dünyanın ABD’nin isteklerine ‘evet’ demesi gerekiyormuş havası estiriyorlar. Çünkü medyaya da yansıdığı gibi artık ABD’nin ülkemize vereceği uçakların her fırsatta pazarlık konusu yaptığı İsveç tarafından, “Amerika, F-16 satışını bizim için pazarlık konusu yaptı” değerlendirmesi sanıyorum ABD dünya üzerinde nerede bir ihtilaf var ise ve taraflardan birisi Müslüman ülke ise ABD kesin olarak İslam karşıtlığı safında yer alıyor.

            Sonuç olarak artık Haçlı-Siyonist ittifakının İslam düşmanlığını görebilmemiz için yeni ambargoların gündeme gelmesine gerek yok. Çünkü her gün yüzlerce örneğini görüyoruz. Bu bakımdan yeni bir dünya düzenine ihtiyaç var. Kurulacak yeni dünya düzeninin merkezinde İslam ülkelerinin yer alması mecburiyeti var. Çünkü ilan edilmiş ya da edilmemiş kesin bir Haçlı-Siyonizm ittifakı söz konusu. Böyle olunca da yeni dünya düzeni mevcut yapının karşısında güçlü bir şekilde yer alması gerekiyor. Bu olmadığı sürece her gün Haçlı-Siyonist ittifakının insanlık dışı eylemlerinden şikayetçi olmak bir işe yaramıyor. Çünkü söz konusu ittifak sadece güçten anlar. Onun dışında özellikle Batılıların kullandığı demokrasi, insan hakları gibi kavramlar sadece kendi insanlık dışı eylemlerini gizlemeye yönelik olsa gerek.