SÜLEYMANİYE DERSLERİ
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, Biz peygamberler topluluğuna
belalar, musibetler ve can sıkıcı olaylar katlanarak verilir. Mükâfatlarda aynı
böyle katlanarak verilir buyuruyor. Peygamberlerden bazısı bit, pire, böcek
gibi rahatsız edici şeylerle imtihan edilmişti. Bunlardan bazıları da bundan
dolayı şehit oldu. Bazı peygamberlerde fakirlikle imtihan edildi hatta bürünecek
aba bile alamaz durma düştü. Giyecek bir elbiseyi bile bulmakta zorluk
çektiler. Mesela Hz. İsa çiftçilerin ektiği ekinin başını toplayarak
geçiniyordu. Bu şekilde peygamberler ağır bir imtihandan geçiyordu. Fakat
peygamberler başlarına gelen bu duruma seviniyordu. İnsanın zenginlikte duyduğu
sevinç gibi fakirliğe sevinirlerdi. Biliyorsunuz, Eyüp Aleyhisselam çok zengin
ve çok evladı vardı. Bu duruma da çok şükrediyordu. Sonra Allah, Eyüp
Aleyhisselamı ağır musibetlerle imtihan etti. Zenginliği ve evladı tükendi ama o
büyük peygamber, o duruma bile sabretti ve derecesini arttırdı. Günümüzde
insanlar en ufak bir sıkıntıya bile isyan ediyor. Artık musibetin Allah tan
geldiğinin kimse farkında değil. Adamın bir yakını ölüyor. Bunun bir şeyi yoktu
niye öldü diyor. Bu mantık insana bir şey kazandırmaz. Sabredeceğiz ve Allahtan
gelene razı olacağız. Malumunuz ki İbrahim Aleyhisselamı Nemrut ateşe atmak
istemişti. İbrahim Aleyhisselam ise ateşe atılırken ne demişti Allah bana
yeter! Bu kulluğun son haddi tabi Allah bizleri bu teslimiyetin istikametinde
yürütsün.
PEYGAMBERLERİN İMTİHANI AĞIR OLUR
Peygamberler ne kadar zor durumda olsalar da Allah ı unutmuyorlardı. Şükür
diyorlar ve intikam peşinde koşmuyorlardı. Peygamber Efendimiz
görevlendirildikten sonra Hz. Hatice annemiz ilk inanandır. Kapıyı ilk açandır. Bütün Müslümanların sevabının bir misli sevap da ona yazılıyor. Erkeklerden ilk
inanan Hz. Ebubekir, çocuklardan Hz. Ali dir. Bildiğiniz gibi zamanla
Müslümanların sayısı artınca müşrikler, Müslümanları 3 sene aç, susuz bırakıp
boykot ettiler. Müslümanları oyma bir vadiye hapsettiler. Hayvanlar bile
dayanamıyor, açlıktan susuzluktan feryat ediyordu. Hayvanların sesini duyanlar,
gizliden su ve yiyecek vermişlerdi. Bunları o dönem ki müşriklerin şiirlerinden
biliyoruz. Unesco şimdi o şiirlerin çevirisini yaptırdı. Bakınız, tam 3 sene
yarı aç yarı susuz yaşıyor Müslümanlar. Hz. Peygamber bir beddua etse müşrikler
yerle bir olur ama rahmet peygamberi beddua etmiyor. Bir yolunu buluyor ve
eskiden yardım ettiği bir müşriğin yardımıyla taife gidiyor. Orada tebliğ eden
Hz. Peygamberi taşlıyorlar. Ayakkabısı kanla doluyor. Olay üzerine melek
geliyor. Emret dağları tepelerine yıkayım diyor. Peygamber Efendimiz ise,
Hayır! Onlar bilmiyorlar. Bunlar inanmazsa evlatları inanır diyor. Allah
bizlere Peygamber sabrı versin ve imtihanımızı kolaylaştırsın.
PEYGAMBER EFENDİMİZ MUSİBETLERE SEVİNİRDİ
Peygamber Efendimiz ile ashab-ı kiram, Hayber Kalesi nin fethinde çok sıkıntı
yaşıyorlar. Kalenin çevresinde çok sinek var. Kale duvarları yüksek ve sahabe
uzun zamandır yemek yiyememiş. Sahabeler açlıktan bindikleri eşekleri kesmişler.
Kokuyu fark eden Peygamber Efendimiz, Siz ne yapıyorsunuz Dökün onu, onu
yemeyin diye uyarıyor. Sahabede tam bir teslimiyetle, Emredersiniz ya
Resulallah diyerek bütün etleri döküyor. Bu olay üzerine sahabenin morali çok
düşüyor. O esnada Peygamber Efendimiz, Ben şu kılıcımı birisine vereceğim ve bu
kılıcı alan sayesinde, Allah bizlere fethi müyesser kılacak buyuruyor. Bu söz
üzerine sahabe canlanıyor. Hz Ebubekir, Ben alayım ya Rasulallah diyor
Peygamber Efendimiz başını öne eğerek ve sukut ederek nazikçe ret ediyor. Sonra
kılıca Hz. Ömer talip oluyor ama Peygamber Efendimiz ikisine vermeyince kimse
kılıca talip olmuyor. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Ali nerede diye
soruyor. Sahabede, Ya Resullah, Ali sıtma geçiriyor. Çok hasta halde yatıyor.
deyince, Peygamber efendimiz, Ali yi getirin diyor. Sahabe, Hz. Ali yi
sürüyerek getiriyor. Hz. Peygamber, Ya Ali al şu kılıcı diyor. Hz. Ali, Ya
Resullah alayım emrin olur ama ayak tırnaklarımı bile görmüyorum. diyor. Bunun
üzerine Peygamber Efendimiz, Hz. Ali nin yüzüne üfleyerek ona şifa oluyor. Bir
anda kendine gelen Hz. Ali, Ver ya Resulallah, hepsini öldüreceğim deyince,
Peygamber Efendimiz de, Ya Ali, biz buraya insanları kesmeye gelmedik. Biz
insanların yaratılışına uygun ve mutlu yaşamaları için görevli geldik. İslam
bunun için geldi. Şimdi onlara git İslam ı teklif et kardeş olalım. diye takdir
buyuruyor. Peygamberden izin ve yardımı alan Hz. Ali, kale kapısına omuz atarak
yıkıyor. Karşısına çıkan Yahudilerin en cengâverini ikiye bölüyor ve fetih
müyesser oluyor. Kalenin fethinden sonra Müslüman olduğunu söyleyen Yahudi bir
kadın, ikram ettiği kuzu etine zehir koyuyor. Kuzu dile gelerek, Ben zehirliyim
ya Resulallah diyor. Peygamber Efendimiz zehri tükürmüş ama yoğun miktarda
zehir olduğu için vefatından önce o zehir yüzünden muazzam derece de
ateşleniyor. Yakınları, Ya Rasulallah değdiğin herkese şifa oluyorsun, kendin
içinde bir dua okusana dediğinde, Peygamber Efendimiz, Hayır, ben artık
rabbime kavuşmak istiyorum diyerek vefatını haber vermiştir. Görüyoruz ki
Peygamber Efendimiz, başına ne gelirse gelsin sabretmiş hatta belalar için
sevinmiştir. Allah bizleri şefaatine nail eylesin. âmin
BİZ DÜNYALIK İSTEMEYİZ
Peygamber Efendimiz, Biz Elhullahız, Allah bizi cennette üstün kılacak
şekilde seçti. Biz dünyalık istemeyiz buyuruyor. Unutmayalım ki Hz. Peygamber,
hurma lifinden yapılma bir hasırın üstünde vefat etti. Devlet reisi olmasına
rağmen, binlerce ganimetler alınmasına rağmen böyle yaşadı. İstese çok daha iyi
evlerde oturabilirdi ama yapmadı. Bunu bir misalle anlatayım. Bir gün Ümmü
Seleme annemiz, eski kocasından kalma para ile odasının duvarlarını kerpiç
yaptırmış. Bunu gören Peygamber Efendimiz ise, Dünyaya kazık mı çakacaksın
diyerek dünyanın geçici olduğunu ifade etmişti. Tabi burada yanlış anlaşılmasın.
Ben dayanıklı ev yapılmaz demiyorum. Sadece lükse kaçmayın deniliyor. Zaten bu
misalde herkese örnek olan Peygamberin hayatındandır. Tüm bunlar bir imtihan
sebebidir. Şu nimetlere bizim sürekli şükretmemiz lazımdır. Zaten sıkıntıda
şükretmek ve şikâyet etmemek Peygamberlerin sünnetidir. Allah bizleri sünneti
terk edenlerden eylemesin. Âmin
HZ. ÖMER İN GÖZÜNDE DÜNYA
Sahabeler de musibetlere rıza göstermiş ve Hz. Peygamberin sünnetine uygun
yaşamışlardır. Mesela Hz. Ömer o kadar adaletli bir liderdi ki, o kadar dünyayı
ehemmiyetsiz görerek yaşıyor ki, Kudüs ü fethe giderken kölesiyle, deveye
nöbetleşe biniyor. Yanındaki kölesi olmasına rağmen onu küçük görmüyor. Yolda
deveye sırayla biniyor. Bu sırada tam Kudüs e girerken sıra köleye geliyor ve
Kudüs e köle deveyle, Hz. Ömer ise yaya giriyor. İste örnek insan, işte
Peygamber dostu. Dünya onu hiç etkilemiyor. Allah bizleri bu bilince
eriştirsin.
DÜNYA, AHİRET EHLİNE HARAMDIR
Peygamber Efendimiz yine bir hadis-i şerilerinde Dünya, ahiret ehline
haramdır. Dünyaya tapanlara da ahiret haramdır. Allah ehline ise ikisi de
haramdır buyuruyor. Bu hadisi okuduğum zaman, ama hocam şimdi iki tarafı da
istemeyecek miyiz diyorlar. Kardeşlerim, ne diyor Yunus, Cennet cennet
dedikleri/ Birkaç köşkle birkaç huri/ isteyene ver onları/ bana seni gerek
seni Bunu dille söylemek kolay ama yaşamak zordur. İşte bu bilinçle, karşılık
beklemeden ibadet yapan, iyilik yapan Allah ın adamıdır. Bunlar karşılıksız,
beklentisiz iş yaparlar. Yaptıkları işin karşılığını yalnız Allah tan beklerler
ve Allah tan gelen her şeye razı olmuşlardır. İşte bunlar Ehlullahtır. Allah
bizleri onlardan mahrum bırakmasın.