NE için söz vermiştik biz Rabbimize Elest Meclisi nde
Yeryüzünde Allah ın halifeleri olma görevini devralırken ne istenmişti bizden
Dağların, taşların, denizlerin kabul etmediği emanet yüklenirken omuzlarımıza,
neydi beklenen bizden
Yeryüzünde her yol bir tek yere çıkıyorken, gördüğümüz
her mucize bir tek Yâri gösteriyorken, her eser müessirini işaret ediyorken...
Biz ne için var olmuştuk Ne için yaşamımızı sürdürüyorduk
Şüphesiz kayıtsız şartsız hepimizin buna vereceği cevap
Allah için olacaktır. Elbette biz Allah için var olduk, Allah için
varlığımızı sürdürüyoruz ve ölümümüz de inşallah O nun için olacak! Teoride
hiçbir sıkıntı yok; buna gönülden iman etmişiz zaten. Fakat pratiğe gelince maalesef
durumlar biraz değişiyor.
Kazanacağımız bir üniversite, uğruna herkesi karşımıza
alacağımız bir aşk, en fazla maaşa sahip olunabilen bir iş, komşumuzun
eşyalarından daha konforlu ve lüks mobilyalar, çeşit çeşit lezzette ve renkte
yiyecekler, birbirinden farklı içecekler, gözlerimizden bir türlü
aralayamadığımız uyku... Annemiz, babamız, eşimiz, çocuğumuz, rahatımız,
zevklerimiz, El ne der takıntımız, konu komşu için ve onlara göre
düzenlediğimiz hayatımız, ismimizin önüne eklenecek herhangi bir sıfat;
doktorluk, profesörlük, hâkimlik... En küçük şeyden hayatımızı etkileyecek en
büyük amaca kadar her ne varsa, maalesef bazen bize Ne için varım sorusunu
unutturuyor ve hayatın koşuşturması çoğu zaman var oluş amacımızdan sapmamıza
neden oluyor.
Evet, sık sık kendimize hatırlatıp beynimize ve kalbimize
çakmamız gereken bir çivi var ki biz bu dünyaya Allah için gönderildik. Biz
Elest Meclisi nde, O nun adını yüceltmek ve tüm dünyaya yaymak için söz verdik.
Yeryüzünde Allah ın halifeleri olacağız derken de omuzlarımıza yüklendiğimiz
emanetin ağırlığıyla olgunlaştık, büyüdük.
Bu yüzdendir ki biz bu dünyanın her sokağında, her
caddesinde sonu O na gidiyor diye yürürüz. Başlayacağımız iş her ne olursa
olsun sonucu O nu gösteriyorsa Bismillah der ve başlarız. Kurduğumuz
cümlelerin her hecesi O ndan geliyor ve noktalarını yine O oluşturuyorsa
destanlar yazarız.
Bu, ev hanımı oluşumuzda da böyledir, aile reisi
oluşumuzda da böyledir, evlat oluşumuzda da Bu kural, yükseleceğimiz bir
kariyer, edineceğimiz bir meslek için de gireceğimiz bir sınav için de
geçerlidir! Tam da bu noktada oldukça sıkıntılı bir durumun farkına
varılmalıdır ki yeni nesil bu gerçeklerden uzak yetişmektedir. Çocuklarımız
yarış atı gibi bir sınavdan diğerine, bir okuldan diğer okula koşarken asıl
amacı unutup araçların kölesi haline gelmekte ve getirilmektedir. Hırsa
dönüşmüş bir rekabet duygusuyla okumakta ve yalnızca statü kazanmak, iyi bir iş
sahibi olmak, maddi olarak yeterli olmak gibi tamamen dünyalık sebeplere dayalı
olarak meslek seçmektedir.
Her yıl değişen ve yapboz tahtasına dönen eğitim
sistemimizin bozukluğu ve bu sisteme kendisini fazlasıyla kaptırmış
ebeveynlerin üstün gayretleriyle, evlatlarımız sistemin kölesi olarak
yetişmektedir.
Evet, bugün anne babalar olarak, büyükler olarak bu
gerçekleri yeniden hatırlayıp genç kardeşlerimize de aktarma vaktidir. Yoğun
bir tempoyla hazırlandıkları ve girecekleri Hayatlarının sınavı(!) hakkında
onlara asıl bilmeleri gerekenleri söylemek vaktidir.
Onlara bir Müslüman ın asıl imtihanının ne olduğunu
anlatmak zorundayız. Elbette her koşulda muhakkak telafisi olan bu dünya
sınavlarına da (ölçülü bir şekilde) hazırlanması gerektiğini, bunu yaptığı
takdirde tevekkül edip iyi de olsa kötü de olsa sonucu O ndan beklemesi
gerektiğini ama hepsinden daha önemlisi de telafisi olmayan ahiret sınavına çok
ciddi hazırlanması gerektiğini hatırlatmak zorundayız.
Onları daha ilkokuldan itibaren bu yarış parkuruna
sokarken ve sistemin belirlediği her önemli sınavın aylar öncesinde hayatlarını
test kitaplarına, kalem defterlerine, dört duvar arasına sıkıştırırken, eve
misafir kabul etmeyip akraba ziyaretlerini bu uğurda tamamen keserken, hatta
vaktin kıymetinden dolayı namazlarını bile esnetebileceklerinin sinyallerini
onlara verirken, zaman kaybı olmasın diye lokmalarını ağızlarına verip sosyal
yaşantılarını tamamen baltalarken, bir sınav uğruna o tertemiz yaşlarının
dopdolu yıllarını el birliğiyle heba ederken... yorgun, bitkin, asık suratlı,
mutsuz, amaçsız, yapayalnız bir neslin yetişmesine zemin hazırlarken durup
düşünmemiz gerekirdi bunları.
Hâlâ vakit varken alalım onları karşımıza ve şefkatle
kucaklayalım. TEOG, YGS, LYS, KPSS... Adı her ne olursa bu sınavın, hepsine
İlâyı Kelimetullah için girilmesi gerektiği ve bu yüzden önemli olduğunu
anlatalım. Görelim o zaman işler nasıl değişecek ve güzelleşecek...