BÖYLE değildi bu başlık bilirim.
Şöyle de desem aynı kapıya çıkacağından eminim: Diliniz
Şaşkınbakkal, kalbiniz Ahırkapı. Susmasını unutmuş biteviye konuşanlar için
cadde den daha müsait bir kelime olamaz herhalde.
Cadde geniş, cadde serazat ve cadde başına
buyruktur.
Sokak toprak, cadde asfalt yüzeylidir. Sokağın dili
vardır caddenin kibri.
Kibir dile ihtiyaç hissetmez, kelimelere karşı
müstağnidir. Oysa sokağın kendini geri çekmeyen bir dili vardır. Ahalisi ile aynı
sözcükleri kullanarak konuşur.
Anlama matuftur sokağın dili ve bu yüzden içe açılır.
Aynı zamanda, zemininde yürüyenlerin içini açar.
Oysa cadde öyle mi Onun dili organiktir ve dışa açılır.
Üzerinden ağır tonajlı insanlar geçer. Sokağın her yaşta insanı kaldırma gücü,
caddenin gelip geçenleri boş vaatlerle kandırma gücü vardır.
Şehrin insanı aynı zamanda vehmin insanıdır.
Yaşamadıklarını yaşadım sanır, tatmadıklarını tatmış gibi davranır.
Adımlarının yakıtı asfalt ve betondur.
Nasıl sokakla cadde ayrı güzergâhları takip ederek insana
doğru gitmeyi diliyorlarsa, günümüz insanının dili ile kalbi de ayrı ayrı
yolları izleyerek insana varmak ister.
Bazen insan bir
türlü yaşadığı ya da içinde yaşattığı semte ulaşamaz da semtin kendisi insana
ulaşır.
Ağzımızda kısılıp kalan dili semtin anahtarıyla çözmeyi
pekâlâ deneyebiliriz.
Aynı şekilde
diliniz Bomonti, kalbiniz Tahtakale dediğimizde de düğümlenen anlamı bir
şekilde çözmüş oluruz.
Kalbi mümbit olanların aynı derecede verimli ve de velut
bir dile sahip olamamaları çağın insanlara bahşettiği(!) küçük bir armağanı.
Kalpten kalbe
giden yol bir türlü kalpten dile ya da dilden kalbe ulaşmaz.
Dilden dile giden bir anlam da yoktur aslında. Vardır
sandığımız şey dilden dile ulaşan değil dilden dile dolaşan her ne ise odur.
Dil kalbe yükleyemediklerini ve başından savmak
istediklerini kaleme geçirir.
Eyleme geçmeye müsait olmayan hiçbir şey deftere geçemez
çünkü evvela dildekinin kaleme geçmesi gerekir.
Kalemdekilerin kelamdakiler gibi kendini boşlukta
hissetmesi sonucu sahifeler devreye girer. Zamanın en güvenilir tutanakları
defterlerdir.
Hayat macerasını bir ömür üzere yaşayan her insan bu
defteri eksiksiz ve İslami imlaya uygun bir şekilde doldurmakla mükellef
olduğunu bilir.
Cadde boyu uzanan bir defter vardır önümüzde bir türlü
amellerimizle bu defteri temize geçirmek aklımıza gelmez.
Mütemadiyen asfalta zift döker gibi var oluş
gerçekliğimize laf üretiriz. Bu laflar işporta mal gibidir yüksek sesle
tanıtılmak ister. Bu raddeden sonra dil Mahmutpaşa, kalp Küçükçekmece dir.
Tecime elverişli kıldığımız her gerçeklik ister istemez
piyasa malı olmuştur artık.
İnsanların bile ezilme tehlikesi geçirdiği caddelerde
danalar elbette bostana dadanacaktır. Çünkü dil dürter danalar ürker; soluğu
bostanda alırlar.
Bostan Şeyh Sadi den beri hayat nefhası üfürülmüş her
canlıya çitlerini açmıştır.
Kalp bu yüzden tehlikeye, talana ve işgale maruzdur.
Dili yatağında boğmak için kalbi yurdundan sürgün etmek
isterler.
Anlam dünyamızı parçalamak pahasına birbirinden
ayırdığımız kalp ile kafayı yeniden bir araya getirmek zorundayız.
Bu zorunluluğun dirilip yeniden hayata geçmesi için sabır
taşları döşenmiş idrak kaldırımında bekliyoruz.
Evdeki Kabataş çarşıdaki Beşiktaş a uysun diye.