Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu yine bir gerçeğin altını çiziyor ve diyor ki:

Perdenin arkasını iyi görmek lazım!

Doğru söze ne denir? Elbette perdenin arkasını “iyi görmek” ve ona göre “politika geliştirmek” gerekir.

Ama nerede öyle “basiret ve feraset sahibi” idareciler!

Bırakın “perdenin arkasını” görmelerini çoğu kere “perdenin önünü” bile gördüklerinden şüpheye düşüyor insan.

Batı âleminin bize bakışı belli!

Adamlar bizi “dost ve müttefik” olarak görmedikleri gibi ne kadar aleyhimize çalışan varsa hepsine kol kanat geriyorlar.

Terör örgütü PKK ve uzantılarını koruyup kolladıkları gibi darbe teşebbüsüne kalkışan FETÖ’cüleri de beslemeye devam ediyorlar.

Bunu görebilmek için “perdenin arkasını” falan görmeye de gerek yok ama idarecilerimizin beklentileri hala son bulmuyor. Hala bir umut AB kapısında bekleşip duruyorlar.

Dün Hollanda Türk bakanlara karşı tavır alıyordu bugün Avusturya Türk bakana her türlü diplomatik nezaketi bir kenara iterek “Ülkeme giremezsin” diyor. Türk bakan niye kabul edilmiyor? “15 Temmuz etkinliklerine katılır” diye kabul edilmiyor. Bu da bize neyi gösteriyor?

Elbette 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardında “kimlerin” olduğunu gösteriyor. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardında olmasalar “darbeye” teşebbüs ettikten sonra kaçarak kendilerine sığınan darbecilere böyle arka çıkarlar mı?

Darbeye teşebbüs edenleri “masum”, onları yakalayarak ceza vermek isteyenleri ise “diktatör” olarak görmüyorlar mı?

Nasıl PKK’nın tüm ihtiyaçlarını karşılıyorlarsa FETÖ’cüleri de öyle bağırlarına basıyorlar.

Bütün bu gerçekler orta yerde dururken idarecilerimizin hala AB kapılarında vakit öldürüyor olmaları nasıl açıklanabilir?

Nasıl açıklanacak bırakın “perdenin arkasını” görmeyi “önünü bile göremedikleri” şeklinde açıklanabilir.

İdarecilerimizin aslında Saadet Partisi ve genel başkanından öğrenecekleri çok şey var. Hiçbir şey yapamıyorlarsa bari Milli Görüş’e kulak verseler! İşlerine yarayacak çok şey duyabilirler.

Unutmamalılar ki Milli Görüşçüler sakallarını “değirmende” ağartmadılar, onlar da yılların tecrübesi var.

İşin ilginç yanı “kabul edilmediği” ileri sürülen bakan Avusturya’dan böyle bir talebinin olmadığını ileri sürerken dışişleri izin vermeyen Avusturya’yı kınıyor. İnsan kime inanacağını şaşırıyor.