Geçmiş yıllarda Cumhurbaşkanı adayları genellikle siyaset
dışından, özellikle de asker ve sivil bürokrasiden gelmeydi. Bu tür adaylar
topluma belli kesimler tarafından `partiler üstü , `siyaset dışı olarak takdim
edilirdi. Böylece siyasetten gelecek adayların önü kesilerek, yüksek
bürokrasiden gelecek adayın önü açılır. Hemen belirteyim ki, asker ya da sivil
bürokratların Cumhurbaşkanı adayı olamayacağı/olmaması gerektiği gibi bir
yaklaşımın sahibi değilim. Üzerinde durmaya çalıştığım husus, siyaset dışı ve
partiler üstü olarak takdim edilenlere siyasetçilere göre bir öncelik verilmiş
olmasına dikkat çekmeye çalışıyorum. Böyle bir yaklaşım siyasilere ve siyaset
kurumuna karşı menfi bir tavrın gelişmesine vesile oldu. Sanki Cumhurbaşkanı
seçilecek kişinin siyaset dışında aranıp bulunması gerekiyor anlayışı hâkim
oldu.
Bu yaklaşımın sahiplerinin asker ve sivil bürokratlar
olmasını anlamak belki mümkün ama aynı anlayışı bir takım siyasi partilerin
yöneticilerinin de savunmuş/savunuyor olmasını anlamak mümkün değil. Çünkü bir
siyaset erbabının Cumhurbaşkanı seçilecek kişinin ille de siyaset dışından
olmasını istemesi ve oralarda araması peşin olarak siyasilerin siyaset kurumuna
güvenmedikleri anlamına gelir ki, o zaman bu düşünce sahiplerine şu soruyu
sorma hakkımız olur:
Mademki Cumhurbaşkanı seçilecek kişinin ille de siyaset
dışından partiler üstü bir kimliğe sahip olmasını istiyorsunuz siz niçin siyasetle
meşgulsünüz Cumhurbaşkanı olma özelliğine sahip değilseniz Başbakan ya da
Bakan olma niteliğini kendinizde nasıl görüyorsunuz
Cumhurbaşkanlarının TBMM de seçildiği yıllarda siyaset
dışı bazı çevreler TBMM üzerinde baskı oluşturarak kendi adaylarını seçtirme
mücadelesi veriyor, bunda da çoğu uzaman başarılı oluyorlardı. Özellikle
TSK nin devrede olduğu dönemlerde milletvekillerinin iradelerinin baskı altına
alındığını söylemek mümkündü. Bu noktada siyasilerin siyaset dışı baskılara
direnmeleri gerektiğini, bu direnci gösteremedikleri için siyaset alanının
siyaset dışı güçlerin etkisi altına girdiğini söylemek mümkün. Düz mantıkla
doğru bir yaklaşım. Ya bizim gösterdiğimiz adayı seçersiniz ya da siyaset
kurumunu darbe yaparak feshederiz anlamına gelecek baskı ve dayatmalar
karşısında siyasiler çoğu zaman TBMM yi açık tutma adına darbecilere fazla
direnmemişlerdir. Bu defa, Milli Görüş ün 40 yıldır savunduğu cumhurbaşkanını
milletin seçmesi teklifi uygulanacaktır. Bu bakımdan geçmişin alışkanlıklarını
hâlâ sürdürmek yanlıştır. Mademki Cumhurbaşkanı nı millet seçecektir o zaman
her siyasi partinin aday çıkarması, insanımızın oyuna sunması, ortaya çıkacak
tabloya göre eğer Cumhurbaşkanı seçimi ikinci tura kalmış ise o zaman siyasi
partilerin tavan ve tabanlarında oluşacak uzlaşmaya göre seçimin tamamlanması
gerekir. Kısacası, her siyasi eğilimin taraftarı adayını görmeli ve oyunu ona
göre kullanmalıdır. Ne var ki, mevcut anayasaya göre her siyasi partinin aday
çıkarması mümkün değildir. Çünkü Meclis te grup olarak temsil edilen partilere
Cumhurbaşkanı adayı çıkarma imkânı verilmiştir. Bugün için bu imkâna dört parti
sahiptir. Ancak, daha işin başında CHP ve MHP ortak bir aday çıkarmaya
soyunmuş, yıllardan beri devam eden anlayışın bir ürünü olarak partiler üstü
bir kimliğe sahip aday aramışlardır. Şahsen böyle bir yaklaşımı bu partilerin
tabanlarına bir dayatma olarak görüyorum. Bir bakıma tabanlarının isteğini
dikkate almadan `biz böyle bir aday belirledik seçmen olarak siz de bizim bu
tespitimize oy vereceksiniz anlayışı sergilemişlerdir. Bir yandan
Cumhurbaşkanı nı halkın seçmesinin önü açılarak demokratik bir uygulama hayata
geçirilirken siyaset kurumunu adeta küçümser bir tavırla partiler üstü bir aday
peşine takılmayı demokratik gelişmeye engel olarak görüyorum.