Acaba fark etmeyen bir Allah ın kulu kaldı mı; Türkiye nin Hıristiyanlığa olan engin hoşgörüsünü. İseviliğe olan derin tazim, Türkiye deki Hıristiyanların başını döndürürken; Müslümanlar da öksüz bir çocuk gibi bu derin hürmeti hüzünle izlemekteler. Hatta ülke seçkinlerinin elini bırakmadığı laiklik bile Hıristiyanlık karşısında gözden uzak tutulabilmekte. Yerliler de çoğunluk olmalarına karşın, öz yurtlarında azınlık gibi itelenmenin, aşağılık kompleksinin acıları ile bir başlarına bırakılmakta.

Papa bile, Türk topraklarında Hırıstiyanların diledikleri gibi at koşturabileceğini görmenin şaşkınlığını yaşadı. İzmir-İstanbul arasında mekik dokuyup, Selçuk Meryemana evinde ayin yapan Papaya ilgi muhteşemdi. Acaba İslâm dünyasından büyük bir din alimi gelse, yerli ve yabancı basın bu kadar ilgi gösterir miydi Y a da bu İslâm alimini cumhurbaşkanımız böyle hararetle bağrına basar mıydı Aralarındaki sınırları, tel örgüleri  kaldırmış Avrupa nın; şimdi de bin yıllık bir husumeti bitirmek için Ortodoksluk ve Katolikliği birleştirme çabalarına hadi öykünelim kolaysa. Çağıralım ülkemize Sünni ve Şii din büyüklerini. İslâm coğrafyasının hamuruna sevgi ve saygı tuzu ekleme çabalarına girelim. Hiç olur mu, Irak kasaplarının Sünni ve Şiilere biçtiği rol, ancak birbirlerini yok etmeleri. İran heyetindeki tesettürlü kadınların devlet konukevinde ağırlanmaları bile laik zevatı çileden çıkarmaya yetmişti bu ülkede. İslâmi tüm nüansları çöpe atmak için sabırsızlıkla bekleyen bu zihniyeti ne kadar anlatalım ki bitirelim. İslâm ülkelerini birleştirme projesi olan D-8 ler için de kıyametler kopmuş, hükümet yıkılmıştı. Dışarıdaki ve içerdeki şer lobisi ustaca çalışıp, 28 Şubat darbesi ile işlerine gelmeyen yerli ve evrensel oluşumları kökten kurutmuşlardı.

Papayı izleyen yabancı basın mensupları bir ara gözlerine inanamadılar. Kurnaz tilki Türk bayrağını kapmış sallıyordu. Nasıl sallamasın ki, Papa bile şaşırmıştı ilgi ve tazimden. Tabii O, Türk bayrağını sallarken; bizim kargalar da ağızlarında tuttukları  peynirleri safça düşürmüşlerdi. Tıpkı O. Pamuk a Nobel verdikleri dakikalarda Fransa nın "soykırım yoktu" diyeni hapse atacak tasarıyı çıkardığı gibi. Papa nefret ettiği Türk ün bayrağına mübarek(!) ellerini dokundurduğu anda, bedel ödemeye hazır olun mesajı anında geliyor. Müzakereler esnasında AB treninin sekiz vagonu raydan çıkıyor. Kıbrıs bahanesi ile  Avrupa, Türkiye ye yaman bir yumruk atıyor. Her zaman olduğu gibi akide şekeri sonrası, acı biberle ağlama dönemi başlıyor.

Biz bizi biliyorduk ama İslâm dünyasını tanımayan Papa, ülkesine giderken ne kadar keyifle Türk semalarını süzecektir kimbilir. Bir rüya gibi şıkır şıkır pırıltılar içerisindeki patrikhanede ve son derece bakımlı Meryemana evindeki ayinler onun da başını döndürmüştür. Tanrının ahir ömründe kendisine sunduğu sonsuz nimetler için uçakta uzun uzun şükredecektir. Zira hiç ummamıştır ama Türkiye yi katışıksız bir Hıristiyan toprağı olarak görmüştür. Adeta Müslümanları bir misafir, göçmen, yabancı, ya da azınlık olarak bulmuştur.

Zaten dış basın ve yerli basın Türkiye nin asıl sahipleri olan halkı bir terörist gibi, camileri de bir terör yuvası olarak gösterip hakkıyla görevlerini yapıp; köstebek gibi değerleri kazıyıp yok ederek Hıristiyanlara müthiş yardımcı olmaktalar. Papayı protesto mitinglerine katılan Müslüman kadınların başörtü ve çarşafları, yaşlı ya da genç erkeklerin sakalları korkunç bir obje olarak,  yabancı basın tarafından düşmanca afişe edilip, yeterli psikolojik sindirme yapılmakta. Yerli basın bu düşmanlığı zaten  yüz yıldır yapmakta. Papayı protesto mitingini iyi okuyanlar aslında tepkinin "bizim gavurlar"a olduğunu çok iyi biliyorlardı.

Ne hikmetse televizyonlarımız kara cüppeli, asık suratlı, korkunç bakışlı papazların upuzun sakallarından rahatsız olmadılar. Saatlerce ayinleri yayınlayarak Hıristiyanlık  sempatizanlarını artırmaya çalıştılar. Mehmet Ali Birand ne kadar da mutluydu, saygılı ve sevgi doluydu ayinleri dakikalarca uzatırken. "Papa hacı oldu" derken yaşadığı hazzı Müslüman hacılar için kaç kez duyabildi acaba Papazları seyrederken usta televizyoncu; eridi, bitti, tükendi. Hayranlıktan bir ara dilini bile yuttu, mutluluğunu ifade edecek söz bulamadı. Başbakanlıktaki din büyüklerini buluşturan iftar için ise şahin olmuşlardı aynı zevat. Tarihi ve kültürel orijinlerini korumakta kararlı, en küçük bir suça dahi  karışmamış, ülkelerinin aşığı Çarşamba cemaatinin giysilerini rejim tehdidi gören Baykal; papazların kara cüppelerinden değil rahatsız olmak huzur mu bulmuştu ki hiç değinmemişti Türkiye nin Hıristiyan toprağı gibi algılatılma çabalarına.