"İnsanlık", diğer, "bugün inanıldığı gibi, daha iyiye ya da daha güçlüye ya da daha yükseğe doğru bir gelişme göstermemektedir. İlerleme , modern bir düşüncedir yalnızca, yani, yanlış bir düşünce. Bugünün Avrupalısı, değerlilik bakımından, Rönesans Avrupalısının fersah fersah altında kalır; ileriye doğru gelişme, herhangi bir zorunlulukla, yükselme, yücelme, güçlenme değildir hiç de." (F. Nietzsche: Deccal/Der Antichrist, Türkçesi: Oruç Aruoba, Hil Yay. İstanbul 1986, s. 13)
Kendi iç yapısı, ruhu, kurucu unsurları içinde Avrupa yı yeniden tanımlamaya uğraşan Nietzsche (Niçe, okunur), Kilise, Hıristiyanlık, Tanrı ve Teslis (Üçleme) ile Paulus ve Yahudilik kavramları ilişkilerini derin bir vukufla eleştirel süzgeçten geçirir. Ansiklopedik bilgileri bile belli bir tertip dahilinde bütünleştirmekten üşenen gazete yazarlarıyla, araştırma tekniğinin şekilciliğini muhteva zenginliği zehabına dalmış akademik dünya, kuşkusuz Nietzsche nin şiirsel üslubla felsefe dünyasına girmekte zorlanabilir, kuruntu kurbanı olarak da fazla "ciddi" bulmayabilir. Oysa, özellikle XX. yy. düşünce ve felsefe sanat ve edebiyatın imkanlarını içselleştirerek kendini ifade etmektedir.
Anılan eserde bazı alıntılar ile, Papa nın ziyaretiyle adeta ufunet yoğunluklu havaya solunacak nitelikte temiz oksijenin girmesi mümkün olabilir belki. Çünkü uyandırmak için sarsıcı dokunuşlara gerek olmayabilir.
"Hıristiyanlığı cicileyip bicileyip, allayıp pullamamalı. Hıristiyanlık bu yüksek tip insana karşı ölümüne bir savaş vermiştir, bu tipin bütün temel içgüdülerini yasaklamış, bastırmış, bu içgüdülerden, kötüyü, kötünün ta kendisini imbiklemiş, süzüp çıkarmıştır. (...) -En sefil örnek- Pascal ın yozlaşması, aklının kalıtsal ilk günahça yozlaştırıldığına inanan Pascal ın, oysa Hıristiyanlığından başka bir şey değildi aklını yozlaştıran!." (aynı eser, s. 13-14)
"Rahip, yaşamın bu meslekten yoksayıcısı yalanlayıcısı, zehirleyicisi, yüksek bir insan türü sayıldığı sürece, doğru nedir sorusuna hiçbir yanıt bulunamaz. Hiçin ve olumsuzlamanın bu bilinçli avukatı, "Hakikat"ın sözcüsü yerine konduğunda, doğru zaten tepesi üstü çevrilmiştir." (aynı eser, s. 17)
"Hıristiyanlığı lanetlememle, onunla akraba olan, hatta inananlarının sayısı daha fazla olan bir dine haksızlık etmek istemem: Budizm e. İkisi de nihilist dinler olarak aynı sınıfa girerler- décadence dinleridir bunlar-, ama en ilginç biçimde de biribirlerinden ayrılırlar. (...) -Budizm Hıristiyanlıktan yüz kez daha gerçekçidir- bir nesnel ve serinkanlı soru sorma mirası taşır, yüzlerce yıl sürmüş bir felsefe geleneğinden sonra gelmiştir (...) Onu Hıristiyanlıktan derin bir biçimde ayıran da ahlak kavramlarının kendini aldatıcılığını geride bırakmış olmasıdır." (aynı eser. s. 29)
"Hıristiyanlıkta aşağılanmış ve ezilmişlerin içgüdüleri önplana çıkar: Burada amaçlarının peşine düşenler, en alt katmanlardır. Burada meşgale olarak, can sıkıntısına karşı ilaç olarak günah kasuistiği, özeleştiri, vicdan engizisyonu uygulanır (...) Burada açıklık da yoktur, köşe bucak, karanlık hücre, Hıristiyancadır; burada beden horgörülür, hijyen duyusallık diye reddedilir; kilise kendisini temizliğe karşı bile korur (-Mağribiler (Müslümanlar, İK) İspanya dan uzaklaştırıldıktan sonra alınan ilk Hıristiyanca önlem, halka açık hamamların kapatılması oldu; bunlardan yalnızca Cordoba (Kurtuba) da 270 tane vardı). Yine Hıristiyanca olan birşey, hem kendine hem başkalarına yönelik bir belirli hunharlık duygusu; başka türlü düşünenlere karşı bir nefret; peşe düşüp kovuşturma isteğidir." (aynı eser, s. 31)
"Hıristiyanlık barbarca kavramlar ve değerler gereksiyordu, barbarlar üzerinde egemenliğini kurmak için: İlklerin kurbanı, akşam yemeğinde kan içme, tin ve kültürü horgörme; (...) Hıristiyanlık ise yırtıcı hayvanlar üzerinde efendi olmak istiyordu; bulduğu yol da onları hasta yapmaktı,- zayıflaştırmak, Hıristiyanca ehlileştirme, "uygarlaştırma" reçetesidir." (aynı eser, s. 32-33)
"-Üç Hıristiyanlık erdemi üzerine, inanç, sezgi, umut üzerine söyleyeceklerim bu kadar: Bunlara üç Hıristiyanca kurnazlık adını veriyorum- (aynı eser, s. 34)
"Sonunda da hastalıklı barbarlık kendisini kilise olarak örgütleyerek güce ulaştı. -Kilise bu, ruhun her dürüstlüğüne, her yüceliğine, tinin her yetiştirilişine, her özgür yürekli, iyi yürekli insancalığa karşı ölümüne düşmanlığın biçimi. (...) Çevreme bakıyorum: Bir zamanlar "hakikat" denen şeyin tek bir sözü bile kalmamış ortada, bir rahip "hakikat" sözcüğünü daha ağzına bile alınca dayanamaz hale geliyorum. Dürüstlükle en ufak alışverişi olan kişi, bugün bilmek zorundadır ki, bir tanrıbilimci, bir rahip, bir papa, söylediği her tümceyle yalnızca yanılıyor değil, yalan söylüyordur,- artık elinde de değildir, "masumca", "cahilce" yalan söylemek." (aynı eser, 53, 54, 55)
"Geri dönüyorum, Hıristiyanlığın sahici tarihini anlatıyorum. -Daha "Hıristiyanlık" sözcüğü bile bir yanlış anlamadır- aslında, tek bir Hıristiyan vardı, o da çarmıhta öldü. "Evangelium" çarmıhta öldü. Ondan başlayarak "Evangelium" (iyi haber) adını alan herşey, daha o anda, onun yaşadığının karşıtıydı: "Kötü haber"di, bir dysangelium du. (...) Gerçekte, Hıristiyan diye birisi yoktur. "Hıristiyan", iki binyıldır Hıristiyan adını taşıyan şey, psikolojik bir kendini yanlış anlamadan başka birşey değildir." (aynı eser, s. 56)