Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Eski dönemlerin siyasal ve sosyal şartları içinde şekillenen kavramların, günümüzde fert ve toplumun meselelerini çözme gayreti içinde olan kadrolar için yeterli bir zemin olmaz. Kavramlar, değişecek değildir. Yapılması gereken çalışma; kavramların geçmişinin tanımlarından yararlanarak, günümüzün siyasal ve sosyal şartları dikkate alınarak yeniden tanımlanmasıdır. Geçmişin tanımları, bilgi ve belgeleri, tecrübeleri hiçbir zaman görmezlikten gelinecek şeyler değildir. Geçmişi aynı ile taklit etmek gibi, geçmişten kesin olarak koparak, geçmişin birikim ve tecrübelerini görmezlikten gelmek de bize bir şey kazandırmaz; çok şey kaybettirir. Geçmişi, bugünümüzü inşa ederken bir tecrübe alanı olarak ciddiye almamız gerekir. İstikametimizi korumamız için ele almamız gereken kavramlardan birisi de münafık kelimesidir. Kur’an münafığı çok açık bir şekilde izah etmektedir. Bakara 8-12: “İnsanlardan öyle kimseler vardır ki gerçekte inanmadıkları halde; ‘Biz Allah’a ve ahiret gününe inandık’ derler. Aslında onlar, böylece Allah’ı ve iman etmiş olanları aldatmak isterler. Hâlbuki onlar kendilerinden başka kimseyi aldatamazlar, bunun da farkında olmazlar. Bunların kalplerinde hastalık vardır, Allah da hastalıklarını artırdı. Yalan söylemelerinden dolayı kendilerine çok acıklı bir azap vardır. Onlara; ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz sadece ıslah edicileriz’ derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama bunun şuurunda değildirler.” Münafık, İslam ve Müslümanlar için çok tehlikeli bir düşmandır. Bu düşmanı tanımadan, Müslümanların istikametlerini korumaları zordur. Bu münafıklar; ‘Biz ıslah edicileriz’ demelerine rağmen yaptıkları şey, her zaman yıkım, tahribat ve bozgunculuk olmuştur. Hayatlarına, İslam’a göre yön vermek yerine, çıkarları için batılla işbirlikçiliğini, dava ve din edinmişlerdir. Bunların en iyi yaptığı şey, İslam istismarcılığıdır. İslam’ın neyi kabul edip neyi kabul etmediği, Kur’an, sünnet ve salim fıkıh ile değil de; çağın icapları ve çıkarlar ile tayin edilmekte ve naslar buna göre tevil edilerek din istismar edilmektedir. Samimi Müslümanların bu istismara karşı da mücadele etmesi gerekir.
KUR’AN
Kur’an-ı Kerim; kıyamete kadar bütün insanlığın her türlü meselesini çözmeye devam edecektir. Esaslar bellidir ve bu esaslarda değişiklik olmaz. Kur’an’la fert ve toplumun meselelerini çözmek Müslüman âlim ve liderlerin görevidir. Zaman ve çağ izafi kavramlardır. Bunları da Allah kullarını imtihan için yaratmıştır. Vasıtaların değişmesi, esasların değiştirilmesi için gerekçe yapılamaz. Çağın gereği diyerek Kur’an’ın bildirdiği temel esasları değiştirmeye kalkmak ilahi iradeye zafiyet isnat etmektir. Mesela, birsi; “Faiz dünya gerçeğidir, buna karşı çıkamayız” dese, biz de bu söze uygun olarak, “Kur’an’ın faiz gibi kimi hükümleri tarihseldir” diyerek faizin haramlığını yok sayarak iş görürsek Allah ve Resulüne karşı harp açanlardan oluruz. Yine çağın icaplarına uygun olarak, “Sanatta ahlâk aranmaz” diyerek sanat adı altında işlenen her türlü rezilliğe göz yumar, meşrulaşmasına katkı sağlarsak, Allah ve Resulünün getirdiklerine isyan etmiş oluruz. Kur’an bize iyilikleri emretmeyi, kötülüklerle mücadele etmeyi emrediyor. Hayat bir bütündür. Kur’an da hayatın bütünlüğünü dikkate alarak çözümler sunuyor. Sözde çağın gereklerinden yola çıkarak Kur’an’ı tevil etmek yanlış bir tercihtir. Doğru olan ise, Kur’an’dan yola çıkarak her çağda fert ve toplumun önüne çözüm yolları kayabilmektir. Bu asrın en mühim olayı ve hareketi olan Milli Görüş; bu noktadan hareketle Erbakan Hoca’mızın önderliğinde Adil Düzen çalışması yapmıştır. Bu çalışmanın özünde, Müslümanların ve insanların meselelerine İslam’ca çözümler üretmek vardır. Bu çalışmalar sadece fikir olarak ortaya konmamış, imkânlar ölçüsünde uygulanmıştır. D-8’lerin kurulması “Yeni Bir Dünya” için önemli bir adım olmuştur. İnsanlık; Kur’an merkezli yapılacak fikri çalışmalar ve mücadeleler ile kurtulacaktır. Başka da kurtuluş yolu yoktur.
İŞBİRLİKÇİLİK
İşbirlikçilik; hak-batıl mücadelesinde hakkın kapısını tutanlarla birlikte olmayıp, batılın safında yer almaktır. Günümüzde batılın kapısını Siyonizm tutmuştur. Siyonizm, inanışının doğal bir sonucu olarak Beni İsrail ırkından olmayanlar ya köle olacaklar ya da öleceklerdir. Bu inanış; eşit haklar, adil düzen ve birlikte barış içerisinde yaşamayı kabul etmiyor. Irkçı emperyalizm, kurduğu “faizci kapitalist düzen” vasıtasıyla bütün insanlığı sömürerek para gücünü ele geçirmiş, diğer yandan, “1 dolar” üzerindeki piramit ile sembolize edilen dünya organizasyonu vasıtasıyla Beni İsrail ırkından olmayanları, ırkçı emperyalizmin hedeflerine hizmet ettirmek için “yeryüzünün insan gücünü ve kontrolünü” de ele geçirmiştir. Bu işbirlikçiler teşkilatı vasıtasıyla bütün devletlerin yönetimlerini kontrolüne almayı başarmıştır. Tarih boyunca batılın güç merkezleri ile işbirliği içinde bulunan münafık unsurlar olagelmiştir. Bu unsurların varlığından Kur’an bizleri haberdar etmektedir. Haşr 11: “Müslüman görünerek İslam’a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münafıkların, ehl-i kitaptan inkârda ısrar eden kâfir dostlarına, ‘Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin aleyhinize olacak bir konuda, asla kimseyle işbirliği yapmayız. Eğer siz, savaşmak mecburiyetinde bırakılırsanız, mutlaka size yardım ederiz’ dediklerini görmüyor musun? Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.” Bu münafık işbirlikçiler, tıpkı müttefikleri gibi sadece ifsat için çalışırlar. Tevbe 67: “Münafık erkeklerle, münafık kadınlar birbirlerindendirler. Kötülüğü emreder, iyiliği yasaklarlar…” İşte insanlığın üç asırdan beri barışa, adil bir düzene ve huzura hasret kalmasının temelinde yatan ana sebep ırkçı emperyalizm ve işbirlikçileridir. İnkârcılar ile onların işbirlikçisi münafıklara karşı duruşumuz konusunda Rabbimizin emri şudur. Azap 48: “Kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve onların eziyetine aldırma. Allah’a güven, vekil olarak Allah yeter.” Selam hidayete tabi olanlara…