Ötekini anlayabilmek

Abone Ol

Bir kişiyi tavırlarından dolayı antipatik bulabilir, düşüncelerini benimsemeyebilirsiniz. Buna hakkınız var. Ancak onun varlığını kabul etmek ve sosyal alanda onunla uyum içinde yaşayabilmelisiniz.

Olgunlaşmanın iki boyutu vardır. Bedenen yaşınızın getirdiği sürece uyum sağlarken ruhsal alanınızda ve davranışlarınızda da aynı tutarlılığı göstermelisiniz.  Yani olgunlaşmak kişinin kendini kabul ettiği gibi ötekileri de olumlu ve olumsuz özellikleri ile birlikte kabul edebilmesi ve onların varlığına katlanabilmesidir.

Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde ülkemizin dört bir yanında seçim çalışmaları yapıldı, insanlar birbirlerine sözel ve fiili saldırıda bulundular. Fertlerin birbirlerine karşı sergiledikleri tavırlara bakınca nutkum tutuldu. Anlaşılan toplum olarak bizim gibi düşünmeyen ve yaşamayan insanların varlığını kabul etme noktasında olgunlaşmaya ihtiyacımız var. Artık erişkin bedenlere sığınmış küçük çocuklar olmaktan çıkmalı ve yaşımızın getirdiği olgunluğu taşıyabilmeliyiz.

Dostluk ve kardeşlik bağlarının çözüldüğü ve insanların birbirlerine öfke ile bakar hale geldikleri bir süreçten geçiyoruz. Kimsenin kimseye tahammülü yok, kimse kimsenin duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmıyor. İlişkilerini biz ve ötekiler üzerinden kuran insanlarımız, ötekilerin varlığına tahammül edemiyor, farklılıkları kabul edip yaşamında onlara yer açamıyor.

Bağlı bulundukları gruba, camiaya, lidere taparcasına saplanan fertler saplandıkları şeyin benliğinde kayboluyor ve doğrulara karşı körleşiyorlar.  Mahallenin yoksul sakinleri bir hataya düştüğünde onları yerden yere vururken bağımlı hale geldikleri kişi, grup ya da camianın hatalarını masum gösterebilmek için türlü türlü rollere giriyor ve adeta siyahı beyaz görmeye başlıyorlar. Fertlerin kimliği bir hocanın, bir siyasetçinin bir grup liderinin benliğinde kaybolup gidiyor. Ve bu kişiler benliklerini kaybedip yoksullaştıkça,  kendilerine yabancılaşmaya başlıyorlar. Saplantılı bir ruh hali ile kendilerinden görmedikleri kişi ya da kişilere kin ve nefretle bakıyor ve şiddete eğilimli hale geliyorlar.

Peki, Allah’ın Resulü farklı düşüncelere hatta farklı inançlara sahip olan kimseleri İslam’ın adalet şemsiyesi altında toplayıp onlara özgürlük alanı tahsis etmedi mi? Resulullah bırakın asli konularda müştereklere sahip olup teferruatlarda farklılıklar yaşayanları, farklı inanç ve değerlere sahih insanları dahi İslam’ın kuşatıcı değerleri altında bir araya getirdi ve onların güvenliğini sağladı. Fakat bugün Müslüman halklar bırakın karşı kesimi, birbirlerine dahi tahammül edemiyor, küçük bir kriz çıktığında şiddete meylediyorlar.

Peki neden? Bunun iki nedeni var: Birincisi Resulullah kişinin nefsi ile yaptığı mücadeleye büyük cihat demiştir.  Yani insanın kötüye ve kötülüğe meyli vardır. Eğitim sistemimizi sadece meslek edinmemizi sağlıyor, ahlakı değerler noktasında kişiyi ehilleştirmiyor. İkinci neden ise küresel kültürün etkisidir. Eğitimden, sosyal yaşama, aile içi ilişkilerden iş ortamına kadar hayatın bütün safhalarında yoğun bir asimilasyona tabi tutulan nesiller fıtratlarına tamamen yabancılaşıyor ve bilinç körlüğüne yakalanıyorlar. Afili ifadelerle, istatistiki verilerle sorunun tespitini yapıp geçiştirmekle bu problemin üstesinden gelemeyiz. Peki, ne yapabiliriz? Kimliğimizi sağlıklı şekilde oluşturabilmemiz için kendi değerlerimize geri dönmeli ve bu değerleri içselleştirebilmeliyiz. Batı’ya kayan beyin göçünün önünü kesmeli ve bu çocukları kendi kültürel havzamız içinde değerlendirip,  yoksullaştırılan İslam coğrafyasını bilimsel, teknolojik, siyasi, ekonomik anlamda kalkındırabilmeliyiz. Ancak kuru söylemlerle hamasi ifadelerle göz boyayan vaatlerle bunu gerçekleştiremeyiz. Aksine bu şekilde daha da geriye gider ve gerçeği görmekten uzak kalırız.