Alfabe bir dilin güncel kıyafetidir. Her dilin bir alfabesi vardır. Dil ile alfabeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Ne yazık ki toplumumuzda alfabe ile dil birbirine karıştırılıyor. Alfabe denilince konuşulan dil anlaşılıyor. Alfabe konuştuğumuz dili yazılı bir şekilde ifade etmek için oluşturulmuş sınırlı (sayılı) şekillerdir. Her şekil bir sese karşılık olarak oluşturulur. Şeklin fonetik yapısı insanın konuşma anındaki sesi çıkarırken ağzın aldığı duruma göre belirlense de harflerin sesle direkt ve kesin bir ilişkisi yoktur. Bazı harfler ağızdan çıkıştaki ses yapısı ile uyumluyken bazıları ise hiçbir şekilde uyumlu değildir. Sonuç olarak alfabe çeşitli şekillerden meydana gelir. Her harf bir şekildir. Düz çizgisel, yarım çizgisel, dairesel, eğimli, hafif yatık, yan yatmış, kalın çizgi, ince çizgi, kaligrafik ya da resimsel kısacası alfabe dediğimiz varlık bir görsel (göze hitap eden) malzemedir. Bu görsel malzeme bir araya gelmeden herhangi bir dili ifade etme olanağı yoktur. Her alfabenin harf sayısı sınırlıdır. Yani her alfabede sayılı bir şekilde harf vardır. Bazı alfabelerde çeşitli şekillerle aynı harflerden yeni harfler (sesler) oluşturulup çoğaltılabiliyor. Örneğin kullandığımız alfabede e harfinin üç çeşidi vardır ama biz sadece bir çeşidiyle iktifa ediyoruz. Bazı alfabelerde küçük harf büyük harf ayrımı varken bazılarında bu yoktur; sadece küçük harf kullanılır. Latin alfabesinde küçük harf büyük harf ayrımı varken Arap alfabesinde sadece küçük harf kullanılır. Arap alfabesi küçük harfle yazılır. Osmanlıca Arap alfabesinin harekesiz şekliyle ifade edildiği için Osmanlıcada da büyük harf yoktur. Osmanlıcada sadece küçük harf kullanılır. Daha doğrusu büyük harf küçük harf ayrımı yoktur. Alfabenin şekilsel gösterimi oluşturulurken küçük ve büyük diye bir ayrıma gidilmemiştir.

Yukarıda, görsel malzeme bir araya gelmeden herhangi bir dili ifade etme olanağı yoktur dediysem de görsel malzeme olmadan ifade edilen diller vardır. Bu dillerden biri müzik dilidir. Musiki dilinde herhangi bir görsel malzeme kullanılmıyor. Görsel malzeme derken herhangi bir alfabe kullanılmıyor, kullanılması da gerekmiyor. Enstrümanlar müziği oluşturuyor ama o oluşan müziğin insana anlattığı dili ifade aracı olarak herhangi bir alfabe ya da görsel malzeme kullanılmıyor. Müzik dili ritimle ifade ediliyor. Seslerin disiplinli bir ritmik düzende anlatılmasıyla oluşan nağmeyle (müzikle) görsel olmayan bir dili görsel olmayan bir malzemeyle anlatma olanağı vardır. Bu olanak tarihin her döneminde kullanıldığı gibi güncel yaşantımızda da hâlihazırda kullanılmaktadır/kullanıyoruz.

Alfabe ile ifade edilmeyen bir başka dil ise gönül dilidir. Gönül dilinde herhangi bir alfabe kullanılmaz. Herhangi bir görsel malzeme de kullanılmaz. Gönül dilinde konuşma organımız olan ağzı kullanmaya yani konuşmaya bile gerek yoktur. Gönül dili dünyanın en etkili ve en sessiz dilidir. Sessiz bir dildir çünkü ağızdan sesler çıkarılmadan yani hiç konuşmadan, herhangi bir kelimeye ya da harfe gerek kalmadan anlatılmak istenen anlatılır. Gönül dili dünyanın en eski ve en etkili dilidir. Yalnız gönül dilinin her çağda konuşuru azdır. Dünyanın en eski ve en etkili dili olmasına rağmen her çağda gönül diliyle konuşan insan az olmuştur. Gönül diline hâl dili de denir. Hâl ehli tarafından kullanılır. Hâl ehli ile hâl dilini bilen hâldaşlar birbiriyle hiç konuşmadan dolayısıyla herhangi bir alfabeye gerek kalmadan, herhangi bir görsele ihtiyaç olmadan birbirlerinin ne dediğini, ne anlattığını, ne hissettiğini bilir, konuşur, anlarlar. Hâl dili dünyanın en eski ve en etkili dili olmasına rağmen öğrenilmesi oldukça zor bir dildir. Hâl dilini öğrenmek alfabeyle ifade edilen herhangi bir dili öğrenmekten daha fazla masraflıdır. Herhangi bir görsele, malzemeye ihtiyaç olmayan bir dili öğrenmek niye çok masraflıdır diye bir soru akla gelebilir. Çünkü hâl dilini bilenler bu dünyaya ait bütün beşeri ihtiyaçlarından vazgeçmiş, dünya malına değer vermemiş, bütün maddi varlığını ‘gönül’e harcamıştır. Hâl dilini öğrenmek ilk önce dünyadan vazgeçmeyi gerektirir. Dünyaya değer vermemeyi gerektirir. Paraya tapmamayı gerektirir. Makama tapmamayı gerektirir. Güce tapmamayı gerektirir. Zulmetmemeyi gerektirir. Hâl dilini öğrenmek isteyen bir insan öncelikle insan olmalıdır. Merhametli olmalıdır. Vicdanlı olmalıdır. Haksızlığa karşı gelmelidir. Adaletli olmalıdır. Kul hakkı yememelidir. Gördüğünüz gibi gönül dilini yani hâl dilini öğrenmek dünyanın masrafı. Oysa bir insan alfabeyle ifade dilen herhangi bir dili öğrenmek istese, muhtemelen altı ayda öğrenir.

Osmanlıca bir dil değil alfabedir. Kur’an alfabesi. Kur’an alfabesiyle yani Osmanlıca ile günümüz Türkçesini ifade etmek kolaydır. Dediğimiz gibi muhtemelen altı ayda öğrenilir. Ama Osmanlıcayla Kur’an dilini (Kur’an ahlâkını) yani asıl dilimizi öğrenmek zordur. Çünkü din ile dil aynı dünyayı ifade eder. Bir insanın dini aynı zamanda dilidir. Diğer ifadeyle, bir insanın dili aynı zamanda dinidir. Dilimiz dinimizden neşet eder. Dinimiz dilimizdir. Asıl dilimizi öğrenmek gerek. Örneğin Fuzuli divanı gibi divanları Osmanlıca okumak bizi gönül diline biraz daha yaklaştıracaktır. Gönül dili yani hâl dili masraflıdır. İnsanın nefsine ağır gelir ama insanı bütün yüklerden kurtarır. İnsanı arındırır.

İman, alfabesi olmayan yüce bir dildir.