Mühendis değilim ama 76 yıldır evde yaşıyorum.

Evler hakkında farkında olmadan çok şey öğretmiş evlerin durumu.

Kırk yılım da İstanbul’da geçti.

Ne zaman otuz-kırk katlı apartmanların yanındaki az katlı binaları görsem, içimden, “Ben yetkili olsaydım, buna yapı ruhsatı vermezdim.

Binanın boyu kadar mesafenin boş kalmasını, yola veya en yakın eve boyu kadar mesafe bırakılmasını zorunlu kılardım” derim kendime.

Dünkü gazetelerde, deprem bölgesinde on katını görebildiğim bir apartman, yan yatmış ve yakınındaki apartmanın son katının altına yaslanmış.

Eğer on katlı ise iki apartmanın arasında altmış metrelik mesafe olsaydı birbiriyle çarpışmayacaklardı.

Depreme dayanıklı yapılan apartmanlar, eğer boyu kadar da dört yönden mesafe bırakılırsa etraftaki evlerin güneşine ve rüzgârına engel olmazlar.

Bu güneş ve hava da çok önemli.

İmar kanunlarını da bilmem.

Belki bu kadar mesafe mecburidir, onu da bilmem.

Ama bildiğim bir şey var ki; İstanbul’da daha yeni yapılan 25 katlı bir bina, eğer göçerse en yakınındaki beş katlı binaların olduğu sitenin tamamı, onun altında ezilecek şekildedir.

Demek ki, bu apartmana yeni iskan verildiğine göre, “binanın boyu kadar mesafe olacaktır” diye bir kanun yok.

Sağlam yapsın da isterse beş yüz kat yapsın.

Yeter ki, sağına bin beş yüz metre, soluna bin beş yüz metre, önüne bin beş yüz metre, arkasına bin beş yüz metre mesafe koysun.

Karşısına yine beş yüz katlı bina yapılsa, aralarında üç kilometrelik mesafe olur ve hiçbiri diğerinin güneş ve rüzgârına engel olmaz.

Senedinde zayıf kabul edilen bir ravi olan bir hadis-i şerifte, Sevgili Peygamberimiz:

“Komşuluk hakkı nedir bilir misin?” dedikten sonra:

‘Komşun istediğinde, yardım etmen,

Borç istediğinde vermen,

Muhtaç olduğunda ihtiyacını karşılaman,

Hastalandığında ziyaret etmen,

Hayırlı işlerinde kutlaman, kötü hallerinde teselli etmen,

Ölünce cenazesine katılman,

Ev yaparken rüzgârına engel olmaman,

Tencerenin yemek kokusuyla rahatsız etmemen,

Kokmuşsa, hemen bir kap yemek göndermen,

Satın aldığın meyveden ikramda bulunman veya kapalı kap içinde eve getirmen,

Komşuya ikram etmediğin meyveyi kendi çocuğunun eline verip meyve ile evden çıkıp onun çocuğunu kızdırmaman. Anladın mı komşuluk haklarını?

Nefsim, yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, komşuluk hakkı geçmeyen çok az insan vardır; onlar da Allah’ın rahmetiyle başarmışlardır…” buyurur.

(Beyhaki, Şuabü’l-İman, 67. Bölüm, İkramü’l-Car, Taberani, Müsnedü’ş-Şamiyyin, Hadis no: 2430, Haraiti, Mekarimü’l-ahlak, s. 94, Hadis no: 247)

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’inde uçurum kenarında, heyelan bölgesinde ev yapmamayı hatırlatır bize:

“Binasını Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kuran mı hayırlı, yoksa binasını, yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurup, onunla cehenneme yıkılan mı daha hayırlı? Allah, zalim kavme hidayet vermez.” (Tevbe Sûresi, ayet 9/109)

“Şüphesiz Allah, kendi yolunda, birbirine kurşunla kaynaştırılmış bir binanın (tuğlaları) gibi, saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff Sûresi, ayet 61/4)

Dikkat ederseniz önce depreme dayanıklı mütteki adamdan bahsediyor ve ardından kurşunla sağlamlaştırılmış, sağlam yere yapılan binadan bahsediyor.

Şehirlerimiz örümcek ağı gibi olmuş.

Rabbimiz buyurur:

“Allah'tan başka sığınacak dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumuna benzer. Şüphesiz evlerin en zayıfı örümceğin evidir. Keşke bilselerdi.” (Ankebut Sûresi, ayet 29/41)

Mehmet Akif Ersoy merhumun arkadaşlarında Ferit Kam merhum da:

“Tutulur sinekler, lakin yırtar geçer kuşlar

Örümcek ağına benzer bu günkü kanunlar” diyor.

Eve göre kanun, kanuna göre ev.