Bismillahirrahmanirrahim

 Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Küfür, yani inkârcılar; ABD, İsrail, AB ülkeleri, İngiltere tek bir millettir. Bunların tek bir gayesi vardır. O da İslam’la savaşmak, Büyük İsrail’i Kurmak, Siyonizm’in dünya hâkimiyetini sağlamaktır. Sami ırka mensup iki ırk vardır. Bunlardan, birisi Hz. Yakup’un soyundan gelen İsrail Oğulları, diğeri ise Hz. İsmail’in soyundan gelen Araplardır. Bilinen bütün peygamberler bu iki soydan gelmiştir. Hz. İbrahim’in Hacer’den doğma İsmail, Sare’den doğma İshak adında iki oğlu vardı. Hz. İbrahim, Hacer ve oğlu İsmail’i Mekke’ye yerleştirdi. İshak ise günümüzde Filistin diye ifade edilen bölgede kaldı. Hz. Yakup, Hz. İshak’ın oğludur. İsrail Oğulları için Babil, bugünkü Irak, Harran, bugünkü Türkiye’nin güneydoğusu, Suriye, Filistin toprakları, Şam bölgesi, Medine dâhil Hicaz bölgesi, Mısır’ın önemli bir kısmı, yaşam alanı saydıkları kutsal topraklardır. Gerçek şudur ki; İsrail Oğullarına, Allah’ın indirdiği din İslam dinidir. Allah’ın İsrail Oğullarına olan bütün iltifatı, İslam için olmuştur. Mensubu oldukları ırk sebebiyle kendilerine tanınan hiçbir ayrıcalık yoktur. İslam’da karar kıldıkları dönemlerde izzet buldular, İslam’dan koptukları, ırklarını üstün görüp Yahudileştikleri zaman da ilahi lanete, gazaba uğrayıp zelil oldular. Ortadoğu’da yaşanan fitnenin temelinde Yahudileşen İsrail Oğullarının taşkınlık ve azgınlığı vardır. Bu gerçekler bilinmeden, Gazze’de, Lübnan’da ve Suriye’de yaşanan olayları doğru okumak mümkün olmaz. Yaşanan savaşın esas sebeplerinden birisi de kurtarıcı “Mesih” beklentisidir. Üstün ırk inancını din haline getiren Yahudiler için “Mesih”, Deccal’dir. Teslis akidesini tevhit akidesinin yerine ikame eden, Siyonist Hıristiyanlar için ise “Mesih” Hz. İsa’dır. Beklenen “Mesih”in çıkacağı yer ise Filistin’dir, Şam diyarıdır. Alameti ise Büyük Savaş’tır. ABD ve İsrail, bu savaş için savaşıyorlar. Onlar, bu savaş için savaşıyorlar da, halkı Müslüman ülkelerin işbirlikçi yöneticileri hangi maksatla ABD ve İsrail’in yanında saf tutuyorlar?       

SAVAŞIN KARŞI TARAFI

Savaşın batıl tarafını ABD, İsrail ve işbirlikçileri temsil ederken, hak tarafını, Gazze’de; ABD ve İsrail’e karşı savaşan HAMAS, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler, şuurlu Müslüman topluluklar ile Türkiye’de Millî Görüş temsil etmektedir. Bu savaşta hak tarafını oluşturan güçlerin etkin mayası Millî Görüştür. Millî Görüş, tevhit ve adalete inananların ortak dünya görüşü ve hak ölçüleridir. Barış ve ıslah anlayışını yansıtan Millî Görüş, Hz. İbrahim’in Mezopotamya’da, Hz. Musa’nın ve Hz. İsa’nın Filistin ve Ortadoğu’da, Rahmet ve Şefkat Peygamberi Hz. Muhammed’in, bütün dünyada kurduğu İslam medeniyetini örnek almaktadır.

D-8, hak merkezli yeni bir dünyanın kurulmasına yönelik atılan ilk adımdır. Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in tutuşturduğu savaş fitilini söndürmek için ayrıca, D-60 ve D-160 adımlarının da atılması gerekir. Millî Görüş, sadece Müslümanları mevcut sömürü çarkından kurtarmaya yönelik bir hareket değildir. Yeryüzünde mağdur ve mazlum konumundaki bütün insanlığa barış ve adalet vadeden bir harekettir. ABD ve İsrail, hiçbir şart altında barıştan yana olmayacak iki fesat kaynağıdır. Bu iki fesatçının ortadan kaldırılması nasihatle değil, güçle olur. Bu gücün oluşması için İslam ülkelerinde siyasi iradenin Millî Görüş ile oluşması gerekir. Türkiye’de Millî Görüş’ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi’ne bu iradenin oluşması için büyük sorumluluklar düşmektedir. Saadet Partisi, bu sorumluluğun altından, güçlü bir iman, sağlam bir ilmi müktesebata dayanan düzen çalışmaları, ideallerini gerçekleştirmek için var gücüyle çalışan yekvücut bir kadro, hiçbir insanı ötekileştirmeyen bir tebliğ ve davet, kucaklayıcı bir üslup, sınırları hikmetle çizilmiş bir mücadele ile kalkabilir. Bu mücadele, boşluk ve gevşeklik kabul etmez. Bilenlerle bilmeyenler bir olmaz. Konuşanlarla çalışanlar aynı sonuca ulaşmazlar. İstanbul bizim, Diyarbakır, Kudüs, Medine ve Mekke bizimdir demek başka, bu kutsalların bizim olması için hakkını vererek mücadele etmek başkadır. Erbakan olmak başka, Erdoğan olmak başkadır. Şeyh Yasin, Heniyye olmak başka, Mahmud Abbas ve Arafat olmak başkadır. Millî Görüşçü olmak başka, işbirlikçi olmak başkadır. Hak- batıl mücadelesinde batılın kapısını tutmak başka, hakkın kapısını tutmak başkadır. 

SAVAŞI DURDURMAK

Savaşı durdurmak, müeyyide ile olur. Günümüzde en etkili müeyyidelerden birisi de ambargodur. Türkiye başta olmak üzere bütün İslam ülkeleri, ABD ve İsrail ile bütün ticari ilişkilerini öncelikle askıya almalıdır. ABD’nin İslam ülkelerinde bulunan bütün üsleri kapatılmalıdır ve araçları ve gereçleri millileştirilmelidir. Müslüman ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında müşterek bir para birimi, yeni bir Dünya Bankası, yeni bir IMF, yeni bir Dünya Ticaret Örgütü kurulmalıdır. Faizsiz bankacılık yaygınlaştırılmalı, kâr-zarar paylaşımı esasına dayalı hilesiz borsalar kurulmalıdır. İslam ülkeleri, bilim ve teknolojiyi, savaş ve sömürü aracı olarak değil, insanlığın hizmetine sunmalı, bu amaçla Teknolojik Geliştirme Enstitüleri kurulmalıdır. Müslümanların besleneceği tek kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Biz Müslümanlar, düşmanlarımızı sadece Kur’an ile yenebiliriz. Düşmanlarımızı etkisiz hale getirip barışı sağlamak, Kur’an’la yoğunlaşmaya bağlıdır. Bunun için Kur’an ve kavramları üzerinde araştırmalar yapacak enstitüler kurulmalıdır. Kur’an; insanı da, insanlığın iki cinsi olan kadını da, erkeği de doğru tanımlamış, aralarındaki ilişkileri sağlam esaslara bağlamıştır. Bu esaslar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlar korunursa güçlü bir toplum oluşur. Bu sınırlar aşılırsa toplum fesada uğrar ve yok olur. Bugün Siyonizm, Müslümanları ifsat etmek için kadını bir silah olarak kullanıyor. Müslüman kadınlar ve erkekler bu tuzağa düşmemelidir. Biz bu savaşı Kur’an’la kazanacak isek bunun yolu haddimizi hududumuzu bilmektir. Selam hidayete tabi olanlara…